(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
28 Şubat sürecinde Türkiye’de ana akım medyanın önemli bir bölümü, Refah Partisi iktidarı ve siyasal İslam tartışmaları üzerinden “Türkiye Malezya mı olacak?” sorusunu güçlü bir korku söylemi olarak gündeme taşıdı. Malezya, laiklikten uzaklaşmış, Batı ile bağlarını koparmış ve dini referanslarla yönetilen bir ülke gibi resmedildi. Bu dil, askerî ve bürokratik vesayetin toplumsal meşruiyetini besleyen araçlardan biri haline gelirken, siyasal tercihlerin tehdit algısı üzerinden tartışılmasına zemin hazırladı.
İLERLEME YERİNE GERİYE GİDİŞ
2000’li yılların başında Avrupa Birliği uyum süreciyle birlikte demokrasi ve hukuk devleti alanında görece bir iyileşme yaşayan Türkiye, özellikle 2010’lu yılların ortasından itibaren merkezileşen bir yönetim modeliyle anılmaya başladı. Güçler ayrılığı ilkesinin zayıflaması, yargı bağımsızlığına yönelik tartışmalar ve basın özgürlüğündeki daralma, Türkiye’nin uluslararası demokrasi endekslerinde gerilemesine yol açtı. Bir dönem vesayetle mücadele adına savunulan politikalar, zamanla denge ve denetim mekanizmalarının aşınmasıyla sonuçlandı.
BÜYÜME VAR, REFAH YOK
Türkiye ekonomisi son 26 yılda dönemsel olarak yüksek büyüme oranları yakalasa da bu performans kalıcı refaha dönüşmekte zorlandı. Yüksek enflasyon, döviz kuru istikrarsızlığı ve hukuki öngörülemezlik, ekonomik yapıyı kırılgan hale getirdi. Yatırım ortamındaki güvensizlik, ekonomik büyümenin toplumsal refaha yayılmasını engellerken, ekonomik karar alma süreçlerinin kurumsallıktan uzaklaşması bu kırılganlığı derinleştirdi.
MALEZYA’NIN FARKLI ROTASI
28 Şubat döneminde Türkiye’de “olumsuz örnek” olarak gösterilen Malezya ise daha farklı bir yol izledi. Çok kültürlü ve çok dinli toplumsal yapısını koruyan ülke, siyasal rekabeti tamamen tasfiye etmeden ve kurumsal yapıyı dağıtmadan yoluna devam etti. Demokrasi açısından eksikleri bulunsa da seçimlerin anlamını koruması ve iktidar değişimlerinin mümkün hale gelmesi, Malezya’nın siyasal sistemini daha esnek ve sürdürülebilir kıldı.
SESSİZ AMA KALICI BİR YÜKSELİŞ
Malezya, ekonomik alanda istikrarı önceleyen politikalarla yatırımcı güvenini büyük ölçüde muhafaza etti. Sanayi, teknoloji ve ihracat odaklı büyüme stratejileri, ülkenin orta gelir tuzağını aşma yolunda önemli mesafe kat etmesini sağladı. Bugün Malezya, Güneydoğu Asya’da yalnızca turizmle değil, eğitim ve yaşam kalitesiyle de öne çıkan ülkelerden biri konumunda.
ALGININ TERSİNE DÖNÜŞÜ
Dönemin “Türkiye’nin dönüşmemesi gereken ülke” olarak sunulan Malezya, bugün Türk turistlerin, öğrencilerin ve uzun süreli yaşam planı yapanların yoğun ilgi gösterdiği bir ülke haline gelmiş durumda. Güvenli şehirler, düzenli yaşam, ekonomik öngörülebilirlik ve kültürel uyum, bu tercihin arkasındaki temel nedenler arasında yer alıyor.
TÜRKİYE NEDEN GERİYE DÜŞTÜ?
Yirmi altı yıl önce sorulan soru “Türkiye Malezya mı olacak?” şeklindeydi. Bugün ise tartışma tersine dönmüş durumda. Asıl soru artık şu: Türkiye, aynı dönemde Malezya’nın demokrasi, hukuk ve ekonomik istikrar alanlarında kat ettiği mesafeyi neden kat edemedi? 28 Şubat’ın korku dili, zamanla tarihsel bir ironiye dönüşürken, ülkelerin yönünü belirleyen unsurun korkular değil, kurumsal yapı ve hukuk devleti olduğu daha net biçimde ortaya çıktı.























