(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD Başkanı Donald Trump’ın Pekin ziyareti yalnızca diplomatik bir temas değil, küresel güç mücadelesinin yeni aşamasını gösteren tarihi bir buluşma olarak değerlendiriliyor. Tayvan’dan İran savaşına, enerji güvenliğinden ticaret savaşlarına kadar uzanan geniş gündem, Washington ile Pekin arasındaki rekabetin artık yalnızca ekonomik değil jeopolitik ve askeri bir boyuta ulaştığını ortaya koyuyor.
Özellikle Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in görüşmeler sırasında yaptığı “Thukydides Tuzağı” vurgusu, zirvenin en dikkat çekici mesajlarından biri oldu. Bu ifade, yükselen bir gücün mevcut küresel lideri tehdit ettiği dönemlerde savaş riskinin arttığını anlatan bir teoriye dayanıyor. Xi’nin bu ifadeyi özellikle kullanması, Pekin’in artık kendisini Washington’a denk bir küresel güç olarak gördüğünün işareti olarak yorumlanıyor.
2017’DE MİSAFİR OLAN TRUMP, 2026’DA DAHA ZOR BİR MASADA
Trump’ın ilk Çin ziyareti 2017 yılında gerçekleşmişti. O dönemde Çin ekonomisi güçlü olsa da Pekin yönetimi Washington ile ilişkileri korumaya çalışan daha temkinli bir çizgideydi. Çin, Trump yönetimini yumuşatabilmek için milyarlarca dolarlık Amerikan ürünleri satın alma sözü veriyor, ekonomik iş birliğini ön plana çıkarıyordu.
Bugün ise tablo tamamen değişmiş durumda. Çin artık yalnızca dünyanın üretim merkezi değil teknoloji, yapay zekâ, askeri kapasite ve küresel diplomasi alanlarında da Washington’a rakip hale geldi. ABD ise İran savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatları, iç siyasi baskılar ve ekonomik kırılganlıklarla uğraşıyor. Trump’ın gümrük tarifeleri konusunda mahkemeler tarafından sınırlandırılması da Beyaz Saray’ın elini zayıflatıyor. Bu nedenle uzmanlara göre Pekin’in bu görüşmelere psikolojik ve diplomatik olarak daha güçlü girdiğini düşünüyor.
TAYVAN MESAJI: ÇİN’İN KIRMIZI ÇİZGİSİ
Zirvede en hassas konu Tayvan’dı. Xi Jinping’in Trump’a, Tayvan meselesinin “çatışma ve hatta savaş” doğurabileceği yönünde sert bir uyarı yaptığı belirtiliyor. Bu açıklama sıradan bir diplomatik mesaj değil. Çünkü Çin yönetimi Tayvan’ı yalnızca siyasi bir sorun olarak değil, doğrudan ulusal egemenlik meselesi olarak görüyor. ABD’nin Tayvan’a verdiği askeri destek ise Pekin’de “Çin’i çevreleme stratejisi” olarak okunuyor. Son yıllarda Çin’in Tayvan çevresindeki askeri tatbikatlarını artırması ve ABD donanmasının bölgede daha görünür hale gelmesi, Pasifik’teki tansiyonu Soğuk Savaş dönemini hatırlatan bir seviyeye taşıdı.
İRAN SAVAŞI ABD-ÇİN REKABETİNİ DAHA KARMAŞIK HALE GETİRİYOR
Trump ve Xi görüşmesinde İran savaşı da masadaydı. Özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan saldırılar ve tanker krizleri, küresel enerji güvenliğini yeniden dünyanın ana gündemlerinden biri haline getirdi. ABD ile Çin’in boğazın açık kalması gerektiği konusunda ortak mesaj vermesi dikkat çekti. Ancak perde arkasında ciddi bir çıkar çatışması bulunuyor.
Çin, ABD baskısına rağmen İran petrolünün en büyük alıcılarından biri olmaya devam ediyor. İran’ın bazı Çin gemilerine geçiş kolaylığı sağlamaya başlaması ise Pekin-Tahran hattındaki stratejik iş birliğinin sürdüğünü gösteriyor. Bu durum Washington açısından ciddi bir ikilem yaratıyor. ABD, Çin’den İran üzerinde baskı kurmasını istiyor. Çin ise enerji güvenliği nedeniyle İran’la bağlarını koparmak istemiyor. Yani İran savaşı, ABD ile Çin’i aynı anda hem iş birliğine hem rekabete zorlayan yeni bir jeopolitik denklem oluşturuyor.
ENERJİ VE TİCARET AYNI ANDA BASKI ALTINDA
Petrol fiyatlarının zirve sonrası nispeten sakin kalması piyasaların kısa vadede doğrudan bir kriz beklemediğini gösterse de uzun vadeli riskler büyüyor. Çin’in enerji arzını korumak için rafine petrol ürünleri ihracatını azaltabileceği konuşuluyor. Böyle bir senaryo yalnızca Asya’yı değil Avrupa’yı da etkileyebilir. Çünkü Çin’in üretim kapasitesindeki her yavaşlama, küresel tedarik zincirlerinde yeni kırılmalar anlamına geliyor. Aynı zamanda ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarının yeniden sertleşme ihtimali de masada duruyor. Teknoloji, yapay zekâ ve yarı iletken üretimi konularındaki rekabet artık ekonomik değil stratejik güvenlik sorunu olarak görülüyor.
“YENİ SOĞUK SAVAŞ” DÖNEMİ Mİ BAŞLIYOR?
Bugünkü tablo, birçok analistin yıllardır tartıştığı “Yeni Soğuk Savaş” kavramını yeniden gündeme taşıyor. Ancak mevcut rekabet, ABD-Sovyetler Birliği döneminden farklı özellikler taşıyor. ABD ve Çin ekonomileri birbirine derinden bağlı, küresel ticaret iki ülkeye de bağımlı, açık bir askeri çatışmanın maliyeti her iki taraf için de yıkıcı olabilir. Bu nedenle Washington ile Pekin tamamen kopamıyor ama aynı zamanda birbirlerine güvenmiyor. Trump-Xi zirvesi tam da bu çelişkiyi ortaya koyuyor. Bir yanda ticaret ve enerji iş birliği ihtiyacı, diğer yanda Tayvan ve teknoloji üzerinden büyüyen stratejik rekabet.
REKABET DENKLEMİ
Pekin’de verilen dostane görüntülere rağmen, zirvenin satır aralarında sert bir güç mücadelesi okunuyor. Xi Jinping’in “Thukydides Tuzağı” vurgusu ve Tayvan konusunda verdiği mesajlar, Çin’in artık küresel düzenin ikinci aktörü değil, eşit kurucusu olmak istediğini gösteriyor. ABD ise hâlâ dünyanın en büyük askeri ve finansal gücü olsa da artık Çin karşısında tek taraflı üstünlük kurabildiği bir dönemde değil.
Önümüzdeki süreçte Tayvan, İran, enerji güvenliği ve teknoloji savaşları, Washington ile Pekin arasındaki ilişkinin yönünü belirleyen temel başlıklar olmaya devam edecek. Dünya ise giderek daha fazla iki kutuplu yeni bir düzene doğru ilerliyor gibi görünüyor.























