(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Suriye’de 2024 sonunda Beşar Esad rejiminin devrilmesiyle başlayan yeni dönem, yalnızca ülke içindeki siyasi yapıyı değil, dış aktörlerin konumunu da köklü biçimde değiştirdi. Bu dönüşümün merkezinde ise Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığının geleceği yer alıyor. Tartus deniz üssü ile Hmeymim hava üssü etrafında yoğunlaşan tartışmalar, Moskova’nın ülkeden tamamen çekilip çekilmeyeceği sorusunu gündeme taşısa da sahadaki gelişmeler bu sürecin daha karmaşık bir dönüşüme işaret ettiğini gösteriyor.
ESAD SONRASI RUSYA’NIN ZAYIFLAYAN KONUMU
Suriye, uzun yıllar boyunca Rusya’nın Orta Doğu’daki en önemli stratejik dayanaklarından biri olmuştu. Ancak Esad yönetiminin devrilmesiyle birlikte Moskova’nın sahadaki siyasi ve askeri ağı ciddi biçimde sarsıldı. Yeni yönetimin ortaya çıkışıyla birlikte Rusya’nın doğrudan kontrol kapasitesi azaldı ve özellikle askeri hareket alanı daha sınırlı hale geldi. Tartus ve Hmeymim gibi kritik noktalar varlığını korusa da bu üslerin eski işlevlerini sürdürebilmesi giderek zorlaştı. Sahadaki güvenlik risklerinin artması ve yeni güç dengelerinin oluşması, Rusya’nın Suriye’deki klasik askeri üstünlüğünü fiilen aşındırdı.
ÜSLERİN ROLÜ DEĞİŞİYOR
Buna rağmen mevcut tablo, Rusya’nın Suriye’den tamamen çekildiğini göstermiyor. Aksine ortaya çıkan yeni model, askeri varlığın biçim değiştirerek sürdürülmesine dayanıyor. Moskova ile yeni Şam yönetimi arasında yürütülen temaslarda, üslerin tamamen kapatılmasından ziyade işlevlerinin yeniden tanımlanması öne çıkıyor. Bu çerçevede üslerin askeri operasyon merkezleri olmaktan çıkarak daha çok eğitim, lojistik ve insani faaliyetlere açılması gündeme geliyor. Bu dönüşüm, Rusya’nın sahadaki sert gücünün gerilediğini ancak jeopolitik varlığını farklı araçlarla korumaya çalıştığını ortaya koyuyor.
GÜVENLİK ZAFİYETİ VE ASKERİ GERÇEKLİK
Sahadaki askeri gerçeklik de bu dönüşümü zorunlu kılan unsurlar arasında yer alıyor. Yeni dönemde Rus üsleri, geçmişe kıyasla daha kırılgan bir konuma sürüklendi. Yerel silahlı grupların varlığı ve kontrolsüz güvenlik ortamı, bu üslerin korunmasını daha maliyetli ve riskli hale getirdi. Özellikle hava savunma sistemlerinin bir kısmının geri çekilmesi ve operasyonel kapasitenin düşmesi, Rusya’nın bu üsleri eskisi gibi etkin kullanmasını zorlaştırdı. Bu nedenle üslerin askeri işlevinin azaltılması, yalnızca siyasi bir tercih değil aynı zamanda sahadaki zorunlulukların bir sonucu olarak öne çıkıyor.
ÇOK AKTÖRLÜ REKABETİN DERİNLEŞMESİ
Bugünkü Suriye tablosu, tek bir gücün belirleyici olduğu bir yapıdan ziyade çok katmanlı bir rekabet alanına dönüşmüş durumda. Türkiye, Rusya, ABD, İngiltere, İsrail ve Körfez ülkeleri gibi farklı aktörler sahada eş zamanlı olarak etkili olmaya çalışıyor. Bu durum, herhangi bir gücün tek başına hâkimiyet kurmasını engellerken aynı zamanda sürekli değişen kırılgan dengeler yaratıyor. Bu dengeler içinde Rusya’nın tamamen sahadan çekilmesi, bazı aktörler açısından istenmeyen bir senaryo olarak da değerlendiriliyor çünkü Moskova’nın varlığı belirli ölçüde denge unsuru işlevi görebiliyor.
TÜRKİYE’NİN ARTAN ROLÜ
Yeni dönemde öne çıkan en önemli unsurlardan biri de Türkiye’nin artan etkisi. Özellikle askeri eğitim, güvenlik koordinasyonu ve sahadaki siyasi ilişkiler açısından Ankara’nın rolü belirgin biçimde genişlemiş durumda. Bu durum, Suriye’deki güç dengesini yeniden şekillendirirken Rusya açısından da yeni bir rekabet alanı yaratıyor. Moskova’nın tamamen çekilmek yerine sahada kalmayı tercih etmesinin nedenlerinden biri de bu değişen dengeler içinde etkisini tamamen kaybetmemek olarak öne çıkıyor.
ÇEKİLME DEĞİL, ZORUNLU UYUM
Ortaya çıkan tablo, Rusya’nın Suriye’den ani ve tam bir çekilme sürecine girmediğini açık biçimde ortaya koyuyor. Bunun yerine Moskova’nın sahadaki askeri varlığını küçülterek ve yeniden tanımlayarak yeni koşullara uyum sağlamaya çalıştığı görülüyor. Üslerin işlevinin değişmesi, doğrudan askeri güç kullanımından daha sınırlı ve çok amaçlı bir varlığa geçiş anlamına geliyor. Suriye ise bu süreçte, küresel ve bölgesel aktörlerin doğrudan çatışmadan kaçınarak rekabet ettiği karmaşık bir jeopolitik alan olmaya devam ediyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl belirleyici olan, Rusya’nın sahada kalıp kalmayacağından ziyade bu yeni dengeler içinde nasıl bir rol üstleneceği olacak.






















