(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Kızılhaç’ın Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki (DKC) Ebola salgınının kontrol altına alınmasının bir yılı bulabileceği yönündeki uyarısı, uluslararası kamuoyunun dikkatini yeniden Orta Afrika’ya çevirdi. Vaka sayılarının hızla artması, salgının yeni bölgelere yayılması ve komşu Uganda’ya sıçraması, sağlık otoritelerini alarma geçirirken uzmanlar, bu salgının yalnızca bir halk sağlığı sorunu olmadığını güvenlik, yoksulluk, yanlış bilgi ve zayıf sağlık sistemlerinin birleştiği çok katmanlı bir kriz olduğunu vurguluyor.
BU SALGIN NEDEN ÖNCEKİLERDEN DAHA FARKLI?
Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Ebola ile ilk kez karşılaşmıyor. Ülke bugüne kadar 17 farklı Ebola salgını yaşadı ve bu konuda önemli bir deneyime sahip. Ancak bu kez tabloyu farklılaştıran temel unsur, salgına neden olan virüsün Bundibugyo türü olması.
Daha önceki büyük salgınlarda kullanılan aşı ve bazı tedavi yöntemleri Zaire türüne karşı geliştirilmişti. Bundibugyo virüsüne karşı ise henüz onaylanmış bir aşı veya özel tedavi bulunmuyor. Bu nedenle sağlık ekipleri, salgını kontrol altına almak için klasik halk sağlığı yöntemlerine, yani erken teşhis, hasta izolasyonu, temaslı takibi ve güvenli defin uygulamalarına güvenmek zorunda kalıyor.
ASIL SORUN HASTALIK DEĞİL, GEÇ KALINMASI
Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri salgının haftalar hatta aylar boyunca fark edilmeden yayıldığını belirtiyor. Bu gecikmenin birkaç önemli nedeni bulunuyor. İlk vakaların belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılması, Bundibugyo türünün teşhisinde yaşanan teknik zorluklar, sağlık merkezlerine erişimin sınırlı olması, güvenlik nedeniyle birçok bölgeye sağlık ekiplerinin ulaşamaması.
Salgın ilan edildiğinde virüs çoktan farklı yerleşim bölgelerine yayılmıştı. Bugün açıklanan yüksek vaka sayılarının bir kısmı da yeni bulaşmalardan ziyade geriye dönük tespit edilen vakalardan oluşuyor.
ÇATIŞMA ORTAMI SALGINI BESLİYOR
Salgının merkezi olan Ituri ve çevresi uzun yıllardır silahlı grupların faaliyet gösterdiği bölgeler arasında yer alıyor. Bu durum sağlık ekiplerinin çalışmalarını doğrudan etkiliyor. Bazı sağlık merkezleri saldırıya uğrarken, sağlık çalışanları tehdit ediliyor ve bazı köylere güvenlik gerekçesiyle ulaşılamıyor. Temaslı takibi yapılamadığı için virüsün gerçek yayılımını belirlemek de güçleşiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün de altını çizdiği gibi, salgın artık yalnızca tıbbi değil aynı zamanda güvenlik sorunu haline gelmiş durumda.
YANLIŞ BİLGİ, VİRÜS KADAR HIZLI YAYILIYOR
BBC’nin bölgedeki gözlemleri salgının sosyal boyutunu da ortaya koyuyor. İlk günlerde birçok kişi Ebola’nın gerçek olduğuna inanmadı. Bazıları hastalığın büyücülükten kaynaklandığını, bazıları ise lanet sonucu ortaya çıktığını düşündü. Özellikle bir cenaze töreni sonrasında ortaya çıkan “tabut laneti” söylentisi, bilimsel açıklamaların önüne geçti. Oysa Ebola’nın en kolay yayıldığı anlardan biri cenaze törenleri. Geleneksel defin ritüellerinde cenazenin yıkanması ve yakınlar tarafından son kez dokunulması virüsün bulaşmasını kolaylaştırıyor. Toplumun sağlık ekiplerine duyduğu güvensizlik ise birçok hastanın hastanelere geç başvurmasına neden oluyor.
GÜVEN İNŞA ETMEK TEDAVİNİN BİR PARÇASI HALİNE GELDİ
Geçmiş Ebola salgınlarında hastalar tedavi merkezlerine girdikten sonra aileleri onları bir daha göremiyordu. Bu durum “hastaneye giden geri dönemiyor” algısını güçlendiriyordu. Bu kez bazı merkezlerde cam bölmeler oluşturularak ailelerin hastaları güvenli şekilde görebilmesi sağlanıyor. Ayrıca iyileşen hastalar törenlerle taburcu edilerek toplumda umut oluşturulmaya çalışılıyor. Sağlık yetkilileri, iyileşen her hastanın toplumdaki korku duvarını biraz daha yıktığını düşünüyor.
ULUSLARARASI YARDIMLARIN AZALMASI TARTIŞILIYOR
Salgınla ilgili dikkat çeken tartışmalardan biri de uluslararası sağlık yardımlarındaki azalma. BBC’ye konuşan uzmanlar, özellikle uzun yıllardır Afrika’daki salgın izleme sistemlerine destek veren uluslararası fonların azalmasının erken uyarı mekanizmalarını zayıflatmış olabileceğini ifade ediyor. Her ne kadar salgının tek nedeni bu olmasa da uzmanlara göre güçlü laboratuvar altyapısı ve sürekli çalışan gözetim sistemleri olsaydı vakaların çok daha erken tespit edilmesi mümkün olabilirdi.
DÜNYA İÇİN RİSK NE DÜZEYDE?
Salgın Uganda’ya sıçramış olsa da Dünya Sağlık Örgütü, küresel risk seviyesini şu aşamada düşük olarak değerlendiriyor. Bunun temel nedeni Ebola’nın COVID-19 gibi solunum yoluyla değil, enfekte kişilerin vücut sıvılarıyla temas sonucu bulaşması. Ancak sınır hareketliliğinin yoğun olduğu Orta Afrika ülkeleri için risk yüksek olmaya devam ediyor. Bu nedenle bölge ülkelerinde sınır kontrolleri, temaslı takibi ve laboratuvar kapasitesi artırılıyor.
EBOLA’NIN KARŞISINDAKİ BÜYÜK ENGEL TIP DEĞİL
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki son Ebola salgını, bulaşıcı hastalıklarla mücadelenin yalnızca ilaç ve hastanelerden ibaret olmadığını bir kez daha gösteriyor. Silahlı çatışmaların sürdüğü, sağlık sistemlerinin zayıf olduğu ve toplumun devlete güvenmediği ortamlarda en gelişmiş tıbbi bilgi bile tek başına yeterli olamıyor. Bundibugyo türüne karşı etkili bir aşının bulunmaması mücadeleyi zorlaştırsa da uzmanlara göre salgının kaderini belirleyecek en önemli unsur, toplumun sağlık ekiplerine duyacağı güven olacak.
Bu nedenle Demokratik Kongo’da verilen mücadele, yalnızca Ebola virüsüne karşı değil; aynı zamanda yoksulluğa, çatışmaya, yanlış bilgiye ve sağlık sistemlerindeki kırılganlığa karşı verilen çok yönlü bir sınav niteliği taşıyor.





















