(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD ve İsrail ile İran arasında yaklaşık 100 gündür devam eden çatışma süreci, son günlerde yeniden yaşanan füze saldırılarıyla yeni bir dönemece girdi. Taraflar resmi olarak ateşkese bağlı olduklarını açıklasa da İsrail ve İran’ın karşılıklı saldırıları, bölgede kalıcı bir barıştan ziyade son derece kırılgan bir denge oluştuğunu ortaya koyuyor.
Uzmanlara göre savaşın ilk 100 günü, tarafların beklediği sonuçları vermekten uzak kaldı. Özellikle İran’ın ekonomik ve askeri baskılara rağmen ayakta kalması, çatışmanın başlangıcındaki hesapların önemli ölçüde değişmesine neden oldu.
TAHRAN’IN EN BÜYÜK KOZU HÜRMÜZ BOĞAZI
Savaş boyunca İran’ın elindeki en önemli stratejik araç Hürmüz Boğazı oldu. Dünya petrol ticaretinin kritik geçiş noktalarından biri olan boğaz üzerindeki baskı, yalnızca bölgesel değil küresel ekonomik sonuçlar doğurdu. Enerji piyasaları üzerinde oluşan belirsizlik, petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden olurken, Batılı ülkelerin ekonomik hesaplarını da zorlaştırdı. İran’ın doğrudan askeri üstünlük kurmaktan ziyade enerji güvenliği üzerinden baskı oluşturma stratejisi, savaşın seyrini değiştiren faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor. Bu durum Tahran’a yalnızca askeri değil diplomatik bir manevra alanı da kazandırdı. İran yönetimi, enerji kartını kullanarak hem Körfez ülkeleri hem de küresel aktörler üzerinde etkisini artırmayı hedefliyor.
ABD’NİN ÇIKMAZI ASKERİ BASKI MI, EKONOMİK İSTİKRAR MI?
Washington yönetimi açısından savaşın en önemli sorunu, İran’a baskıyı sürdürürken küresel enerji krizini tetiklememek. Trump yönetimi bir yandan İran’a yönelik ekonomik ve askeri baskıyı devam ettirirken diğer yandan uluslararası piyasalara “yakında anlaşma sağlanabilir” mesajı vermeye çalışıyor. Bu söylem, petrol fiyatlarındaki yükselişi frenleme ve Amerikan kamuoyundaki savaş karşıtı tepkiyi azaltma amacı taşıyor. Ancak sahadaki gelişmeler ile diplomatik açıklamalar arasındaki fark giderek büyüyor.
Son dönemde İran’ın Körfez bölgesindeki Amerikan varlıklarına yönelik tehditlerini artırması ve İsrail ile karşılıklı misillemelerin yeniden başlaması, müzakerelerin beklenenden daha kırılgan olduğunu gösteriyor.
HİZBULLAH FAKTÖRÜ YENİDEN SAHNEDE
Savaşın başlangıcında ağır darbeler aldığı düşünülen Hizbullah’ın yeniden aktif hale gelmesi de İsrail açısından önemli bir sorun olarak öne çıkıyor. İsrail’in geçmiş dönemde Hizbullah’ın iletişim ağlarına yönelik operasyonları ve üst düzey isimlere düzenlediği suikastlar örgütü zayıflatmış görünse de son aylarda yaşanan gelişmeler farklı bir tablo ortaya koydu. Özellikle yeni nesil insansız hava araçları ve asimetrik saldırı kapasitesinin yeniden devreye girmesi, İsrail’in kuzey cephesinde güvenlik risklerini artırdı. Bu nedenle Tel Aviv yönetiminin İran’a karşı yürüttüğü mücadelenin önemli bir bölümünü Lübnan sahasına taşıdığı görülüyor.
KÖRFEZ ÜLKELERİNDE SESSİZ RAHATSIZLIK
Savaşın dikkat çeken sonuçlarından biri de Körfez ülkelerinin güvenlik algısında yaşanan değişim oldu. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkeleri, olası bir İran misillemesinde enerji altyapılarının hedef alınmasından endişe ediyor. Bu süreçte bazı bölgesel aktörlerin Washington’un önceliğinin kendi güvenlikleri değil İsrail’in güvenliği olduğu yönünde düşünmeye başladıkları belirtiliyor. Bu durum uzun vadede Körfez ülkelerini alternatif güvenlik ortakları aramaya yöneltebilir. Bu noktada Çin’in bölgedeki nüfuzunu artırma ihtimali dikkat çekiyor.
SAVAŞ NEDEN BİTMİYOR?
Bugün gelinen noktada tarafların hiçbirinin istediği sonucu tam olarak elde edemediği görülüyor. İsrail İran’ın bölgesel etkisini kırmak istiyor ancak bunu başarabilecek ölçekte bir askeri sonuç elde edebilmiş değil. ABD savaşın ekonomik maliyetlerinden çekiniyor. İran ise mevcut tabloyu stratejik bir direnç başarısı olarak görüyor ve zamanın kendi lehine işlediğine inanıyor. Bu nedenle tarafların masaya oturması kadar masadan kalkması da kolay görünmüyor.
TÜRKİYE’Yİ BEKLEYEN RİSKLER
Ortadoğu’daki gerilimin uzaması Türkiye açısından da önemli ekonomik riskler barındırıyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş, enflasyon baskısının artması, döviz piyasalarındaki oynaklık ve küresel ekonomik yavaşlama ihtimali Ankara’nın önümüzdeki dönemde karşı karşıya kalabileceği başlıca sorunlar arasında gösteriliyor. Özellikle enerji ithalatına bağımlı ülkeler için Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik, doğrudan ekonomik sonuçlar üretmeye devam ediyor. Bu nedenle Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi olmaktan çıkıp Türkiye dahil birçok ülkenin ekonomik geleceğini etkileyen küresel bir faktöre dönüşmüş durumda.
ATEŞKES VAR AMA BARIŞ YOK
İran-İsrail savaşının ilk 100 günü sona ererken ortaya çıkan tablo, çatışmanın henüz çözüme ulaşmadığını gösteriyor. Taraflar resmi olarak ateşkese bağlı olduklarını açıklasa da son füze saldırıları savaşın her an yeniden tırmanabileceğini ortaya koyuyor. Bölgedeki güç dengeleri yeniden şekillenirken, enerji güvenliği, büyük güç rekabeti ve ekonomik maliyetler önümüzdeki dönemde savaşın kaderini belirleyecek temel unsurlar olmaya devam edecek. Ortadoğu’da silahlar kısmen susmuş olabilir. Ancak diplomatik ve stratejik mücadele bütün hızıyla sürüyor.























