(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Suriye’de 2011 yılında başlayan iç savaş, Türkiye için diplomatik, insani ve güvenlik açısından büyük bir sınav oluşturdu.
Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun liderliğinde şekillenen Türkiye’nin Suriye politikası, uzun yıllar tartışma konusu olmaya devam etti.
Davutoğlu’nun özellikle savaşın başlangıcından itibaren söylemleri ve sonrasındaki tutumu, bugünlerde yeniden gündeme geliyor.
SÖYLEMLER VE GERÇEKLER ARASINDA BİR ÇELİŞKİ
Ahmet Davutoğlu’nun Suriye politikası, başlangıçta iddialı hedeflerle şekillenmişti. Suriye rejiminin kısa sürede devrileceği, muhaliflerin kazanacağı ve Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak yükselmesine olanak tanıyacağına dair beklentiler hakimdi. Bu bağlamda, Davutoğlu’na atfedilen ancak Erdoğan’a ait olan “Emevi Camii’nde namaz kılma” söylemi, dönemin en dikkat çeken ifadelerinden biri oldu. Ancak yıllar geçtikçe bu hedefler gerçekleşmedi ve Suriye krizi daha da derinleşti.
İlerleyen süreçte, Davutoğlu bu söylemin kendisine değil, Erdoğan’a ait olduğunu savunarak sorumluluktan uzaklaşmaya çalıştı. Ancak savaşın sona ermesi ve bölgedeki dengelerin değişmesiyle birlikte, Davutoğlu’nun geçmişteki söylemleri üzerinden kendisini kahraman olarak sunmaya çalıştığı iddiaları yeniden gündeme geldi.
SURİYE KRİZİ VE DAVUTOĞLU’NUN SİYASİ İMAJI
Davutoğlu, Suriye krizinde alınan kararların sorumluluğunu uzun süre üstlenmekten kaçındı. Kriz derinleştiğinde politika değişiklikleri ve başarısız sonuçlar, kamuoyunda eleştirilere neden oldu. Ancak bugünlerde Davutoğlu’nun, geçmişteki söylemlerini sahiplenerek ya da yeniden yorumlayarak kendisini kriz sürecinin kilit aktörlerinden biri olarak göstermeye çalıştığı ifade ediliyor. Özellikle “Tarih her şeyi ortaya koyacaktır”, “Bir gün biz de gider kılarız” gibi ifadelerle, başarısızlıkların üzerini örtmeye ve kendisini kahramanlaştırmaya çalıştırıyor. Ancak bu söylemler, ne kamuoyunda ne de siyasi çevrelerde karşılık bulacak gibi durmuyor.
Özellikle “Emevi Camii’nde namaz” söylemi üzerinden yapılan tartışmalar, bu durumu net bir şekilde ortaya koyuyor. Davutoğlu’nun o dönemdeki politikalarıyla ilgili sorumluluk almadığı, aksine bu söylemleri siyasi bir başarı hikayesine dönüştürme çabasında olduğu ortada.
TÜRKİYE’NİN SURİYE POLİTİKASI: SORUMLULUK VE HESAPLAŞMA
Türkiye’nin Suriye’de izlediği politikanın sonuçları, bugün hala hissediliyor. Mülteci krizi, sınır güvenliği sorunları ve bölgedeki güç dengelerindeki değişim, bu politikanın mirası olarak değerlendiriliyor.
Davutoğlu’nun bu süreçteki rolü ve söylemleri, hem tarihsel bir analiz hem de siyasi hesaplaşma açısından önem taşıyor.
Ahmet Davutoğlu’nun Suriye meselesindeki “gelgitleri,” hem geçmişteki sorumluluklarını hem de bugün kendisini konumlandırma biçimini tartışmalı hale getiriyor.
Bu durum, sadece Davutoğlu’nun değil, Türkiye’nin bölgesel politikalarının da gelecekte nasıl değerlendirileceği konusunda önemli bir ipucu sunuyor.
“Gördünüz mü Esad devrilecek dedim, devrildi” şeklinde kısaca özetlenebilecek tavrıyla zaferden pay almaya uğraşan Davutoğlu, büyük yıkımın sorumlusunun kim olduğunu da açıklamak zorunda. Davutoğlu’nun “büyük” hayalleri ve söylemleri olabilir elbette, hakkıdır; ancak bu hayaller ve söylemler, başta Suriye olmak üzere Türkiye dahil dünyanın hemen hemen her ülkesini etkileyen sorunun başlangıcındaki rolünü gözden kaçıramaz…























