(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Milli Savunma Bakanlığı’nın İstanbul Boğazı çevresinde çok uluslu bir askeri yapıya ilişkin yürüttüğü faaliyetler, Türkiye’nin dış politika yönelimine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Beykoz-Anadolu Kavağı’nda planlanan deniz unsur komutanlığına yönelik ziyaretin kamuoyuna yansımasıyla birlikte, bu adımın bir NATO karargahına dönüşüp dönüşmeyeceği sorusu gündemin merkezine yerleşti. Resmi açıklamalarda NATO ifadesinin açıkça kullanılmaması dikkat çekse de çok uluslu yapı vurgusu Türkiye’nin müttefikleriyle daha görünür bir askeri koordinasyona girdiğine işaret ediyor.
KARADENİZ’DE DEĞİŞEN STRATEJİK DENGE
Bu gelişme, Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken Karadeniz’in artan stratejik önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye savaşın başından bu yana denge politikası izleyerek hem Moskova hem Kiev ile ilişkilerini sürdürmeye çalışmış, arabuluculuk girişimleri ve tahıl koridoru anlaşması gibi adımlarla öne çıkmıştı. Ancak son dönemde Batı ile güvenlik iş birliğinin daha belirgin hale gelmesi, Ankara’nın bu dengeyi ne ölçüde koruyabileceği sorusunu gündeme taşıyor. Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya yönelik güvenlik garantileri arayışı da Türkiye’nin bu süreçte üstleneceği rolü daha kritik hale getiriyor.
“NATO ÜSSÜ” İDDİASI NE KADAR GERÇEKÇİ?
Ortaya atılan “Boğazlarda NATO üssü kuruluyor” iddiası mevcut verilerle kesinlik kazanmış değil. Çok uluslu askeri yapılar NATO çatısı altında olabileceği gibi NATO dışı koalisyonlar şeklinde de organize edilebiliyor. Bu nedenle Beykoz’daki gelişmeyi doğrudan egemenlik devri ya da kalıcı bir NATO konuşlanması olarak yorumlamak için henüz erken görünüyor. Ancak sürecin yönü, ilerleyen dönemde yapılacak resmi açıklamalar ve fiili adımlar ile daha net anlaşılacak.
MONTRÖ SÖZLEŞMESİ TARTIŞMANIN NERESİNDE?
Gündeme gelen bir diğer kritik başlık ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi. Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini düzenleyen bu anlaşma, Karadeniz’de kıyıdaş olmayan ülkelerin askeri varlığını sınırlayan temel çerçeveyi oluşturuyor. Mevcut gelişmelerin bu rejimle çelişip çelişmeyeceği, planlanan yapının kapsamı ve kalıcılığına bağlı olacak. Geçici ve sınırlı bir koordinasyon ile kalıcı bir askeri konuşlanma arasındaki fark, bu tartışmanın yönünü belirleyecek.
TÜRKİYE ÖN CEPHEYE Mİ YAKLAŞIYOR?
Tartışmaların merkezinde yer alan bir diğer konu ise Türkiye’nin Ukrayna bağlamında daha aktif bir güvenlik rolüne itilip itilmediği. Eleştirel bakış açısına göre Karadeniz’de artan askeri koordinasyon ve Batı ile derinleşen iş birlikleri, Türkiye’yi Rusya ile daha doğrudan bir gerilim hattına yaklaştırabilir. Buna karşılık farklı bir perspektif, Türkiye’nin zaten NATO üyesi ve Karadeniz’in en önemli kıyıdaş aktörlerinden biri olduğunu, bu nedenle bölgesel güvenlik mimarisinde daha görünür rol almasının kaçınılmaz olduğunu savunuyor.
BELİRSİZLİKLER VE DENGE ARAYIŞI
Mevcut tablo, kesin sonuçlardan çok belirsizliklerin öne çıktığı bir sürece işaret ediyor. Ortada çok uluslu bir askeri koordinasyon girişimi ve Ukrayna bağlamında süren uluslararası temaslar bulunuyor. Türkiye, bir yandan NATO üyeliğinin getirdiği yükümlülükler ve Batı ile güvenlik iş birlikleri, diğer yandan Rusya ile ekonomik ve jeopolitik ilişkiler arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Boğazlar ve Karadeniz hattında atılan her adımın bu dengeyi doğrudan etkileyeceği açık.




















