(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Azerbaycan ile Rusya arasındaki ilişkiler, 2024 sonunda yaşanan uçak krizinden bu yana bir türlü eski seviyesine dönemedi. Son dönemde yaşanan gelişmeler ise iki ülke arasındaki gerilimin artık geçici bir diplomatik kriz olmaktan çıktığını gösteriyor. Daha önemlisi, Moskova’nın Bakü karşısında bazı noktalarda geri adım atmak zorunda kalması, Güney Kafkasya’daki güç dengelerinin değiştiğine işaret ediyor.
Son olarak Azerbaycan’ın üç Rus vatandaşı hakkında uluslararası arama kararı çıkarması dikkat çekti. Moskova’ya yakın siyasi yorumcular arasında yer alan Ivan Knyazev, Semyon Uralov ve Aleksey Çadayev hakkında Bakü’nün sert suçlamaları oldu. Rusya açısından daha dikkat çekici gelişme ise Çadayev’in resmi görevinden ayrılması ve Moskova’nın bu isimlerin açıklamalarından kendisini açık biçimde ayırması oldu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın bu tavrı önemli. Çünkü Moskova, söz konusu kişilerin açıklamalarının Rusya’nın resmi politikasını yansıtmadığını belirterek Bakü’yle doğrudan bir çatışmanın önünü kesmeye çalıştı. Bu, Azerbaycan’ın taleplerinin Kremlin tarafından tamamen kabul edildiği anlamına gelmiyor. Ancak Rusya’nın krizi daha fazla büyütmek istemediğini gösteriyor. Asıl mesele ise bu gelişmenin neden şimdi yaşandığı.
Rusya’nın Azerbaycan üzerindeki eski baskı kapasitesi artık aynı seviyede değil. Ukrayna savaşı Moskova’nın askeri ve diplomatik kaynaklarını tüketirken, Güney Kafkasya’da da Rusya’nın nüfuzu zayıfladı. Karabağ’daki Rus barış gücünün 2024’te bölgeden ayrılması bunun en görünür örneklerinden biri oldu.
Azerbaycan ise bu süreçte kendi hareket alanını genişletti. Karabağ’da kontrolü tamamen sağlamasının ardından Bakü, Rusya’nın bölgedeki güvenlik rolüne eskisi kadar ihtiyaç duymayan bir konuma geldi. Üstelik Türkiye ile ilişkilerini derinleştirirken Avrupa, İngiltere ve Ukrayna ile de bağlantılarını artırdı.
Bu nedenle bugün Moskova ile Bakü arasındaki ilişki eski Sovyet coğrafyasındaki klasik merkez-çevre ilişkisine artık tam olarak benzemiyor. Azerbaycan, Rusya’nın etkisinden tamamen çıkmak istemese bile Moskova’ya bağımlı olmak da istemiyor.
Bunun ekonomik bir boyutu da var. Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru açısından Azerbaycan, Rusya için önemli bir güzergâh. Hazar üzerinden Avrupa’ya ve Orta Asya’ya uzanan ulaşım hatlarında da Bakü’nün konumu giderek önem kazanıyor. Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Batı pazarlarına erişiminin zorlaştığı bir dönemde Azerbaycan’la ilişkileri bozmak Moskova açısından daha maliyetli hale geliyor. Üstelik Bakü ile Moskova arasındaki gerilim Ukrayna üzerinden de büyüyor.
Azerbaycan, Rusya’nın Ukrayna’daki saldırılarından doğrudan etkilenmeye başladı. Temmuz ayında Rusya’nın Ukrayna’nın Mikolayiv bölgesindeki SOCAR tesisine yönelik saldırısının ardından Bakü, Rusya’nın Azerbaycan Büyükelçisi Mihail Yevdokimov’u Dışişleri Bakanlığına çağırdı ve sert bir protesto verdi. Bu olay, Moskova-Bakü ilişkilerindeki temel çelişkiyi ortaya koyuyor. Azerbaycan Rusya’yla ilişkilerini korumaya çalışıyor fakat aynı zamanda Ukrayna’yla ilişkilerini de geliştirmekten vazgeçmiyor. Bakü, Ukrayna’ya insani destek sağlıyor ve Kiev’le enerji ve savunma alanlarında iş birliğini artırıyor.
Carnegie Endowment’ın değerlendirmesine göre de 2026’da Azerbaycan ve Rusya ilişkileri yeniden istikrar kazandırılmaya çalışılsa bile Bakü, Ukrayna ile savunma işbirliği ve yeni projeler üzerinden seçeneklerini genişletmeye devam ediyor.
Dolayısıyla Moskova’nın önünde zor bir denklem var. Azerbaycan’ı Ukrayna konusunda fazla Batı yanlısı davranmakla suçlayabilir, Bakü üzerindeki baskıyı artırabilir. Fakat bunu yaptığı anda Azerbaycan’ı Türkiye, İngiltere, Avrupa ve Ukrayna’ya daha fazla yaklaştırma riski taşıyor. Tam da burada İngiltere’nin hamlesi önem kazanıyor.
Londra, 2026’da Duncan Norman’ı Azerbaycan Büyükelçisi olarak görevlendirdi. Norman’ın Güney Kafkasya, güvenlik ve Ukrayna dosyalarında deneyimli bir diplomat olması dikkat çekiyor. İngiliz hükümeti de atamayı iki ülke arasındaki ortaklığın daha da geliştirilmesi çerçevesinde duyurdu. Daha da önemlisi Norman, haziran ayında İngiltere’nin Azerbaycan’la savunma alanındaki iş birliğini derinleştirmeye kararlı olduğunu açıkladı.
Burada “İngiltere Azerbaycan’ı Rusya’ya karşı kullanıyor” şeklinde basit bir yorum yapmak doğru olmaz. Fakat Londra’nın Bakü’nün stratejik önemini giderek daha fazla dikkate aldığı açık. Azerbaycan; Hazar, enerji kaynakları, Orta Koridor, Güney Kafkasya ve Ukrayna arasındaki bağlantılar nedeniyle Batı açısından önemli bir ülke haline geliyor. Aliyev’in dış politikası da tam olarak bu ortamdan faydalanıyor.
Bakü bir taraftan Moskova’yla ilişkileri tamamen koparmıyor, diğer taraftan Türkiye ve Batı’yla bağlarını güçlendiriyor. Ukrayna’yla iş birliğini geliştiriyor, İngiltere’yle savunma ilişkilerini artırıyor ve Güney Kafkasya’daki konumunu daha bağımsız hale getiriyor. Bu yüzden Azerbaycan-Rusya krizini yalnızca “Putin ve Aliyev arasındaki anlaşmazlık” olarak okumak eksik kalır. Asıl mesele, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Güney Kafkasya’da oluşan Rus merkezli düzenin artık aynı şekilde işlememesi.
Rusya hâlâ bölgede güçlü bir aktör. Ancak Azerbaycan artık Moskova’nın taleplerini eskisi kadar kolay kabul etmek zorunda değil. Hatta son gelişmelerde görülen tablo bunun tersine işaret ediyor. Bakü Rus vatandaşları hakkında uluslararası arama kararı çıkarıyor, Rusya’nın büyükelçisini çağırıyor, Ukrayna’daki SOCAR tesislerine yönelik saldırılar nedeniyle Moskova’yı protesto ediyor. Buna karşılık Moskova, gerilimi büyütmek yerine açıklamalarını yumuşatıyor ve söz konusu Rus yorumcuların açıklamalarından kendisini ayırıyor.
Bu, Rusya’nın güçsüz olduğu anlamına gelmiyor. Fakat Moskova’nın Azerbaycan’la mücadele ederken eskisine göre daha fazla maliyet hesabı yapmak zorunda kaldığını gösteriyor. Üstelik Azerbaycan’ın önemi sadece Güney Kafkasya’yla sınırlı değil. Orta Koridor’un gelişmesi, Hazar geçişleri, enerji hatları ve Avrupa’nın Rusya dışındaki alternatif güzergâh arayışı Bakü’nün jeopolitik değerini artırıyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Rusya-Azerbaycan ilişkilerinde tamamen bir kopuş beklemekten ziyade kontrollü bir rekabet görmek daha olası. Moskova Azerbaycan’ı kaybetmek istemeyecek, Bakü ise Rusya’yla ilişkilerini tamamen koparmadan kendi bağımsız hareket alanını genişletmeye devam edecek. İngiltere’nin yeni büyükelçi tercihi ve savunma iş birliğine yönelik mesajları da bu yeni denklemin Batı tarafından yakından takip edildiğini gösteriyor.
Sonuç olarak Güney Kafkasya’da değişen şey yalnızca Azerbaycan-Rusya ilişkileri değil. Bölgenin güç dengesi değişiyor. Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle dikkatini ve kaynaklarını başka alanlara yoğunlaştırması, Azerbaycan gibi bölgesel aktörlerin hareket alanını genişletiyor. Aliyev de bu alanı Türkiye, İngiltere, Avrupa ve Ukrayna ile ilişkilerini çeşitlendirerek kullanıyor.
Dolayısıyla Moskova’nın Bakü karşısındaki son geri adımlarını yalnızca diplomatik nezaket olarak görmek doğru olmayabilir. Bu gelişmeler, Rusya’nın Güney Kafkasya’da eski nüfuzunu korumak için artık Azerbaycan’la daha dikkatli bir ilişki yürütmek zorunda kaldığını gösteriyor. Asıl soru bundan sonra ortaya çıkıyor. Rusya bu yeni dengeyi kabul edip Azerbaycan’la ilişkilerini yeniden düzenleyebilecek mi, yoksa Bakü’nün Batı ve Ukrayna’ya doğru attığı her adım Moskova’nın tepkisini yeniden sertleştirecek mi?
























