(The Turkish Post) – SAFA KAR
Öğle saatlerinde ‘Filenin Sultanları’, İtalya ile ‘dünya şampiyonluğu’ finali oynadı. İtalya güçlüydü, 35 maçtır yenilmiyordu. Sultanlar çıktı, başa baş mücadele verdi. Maçı son nefeste 3-2 kaybetti.
Vargas’tan Eda’ya, Ebrar’dan Zehra’ya kadar bütün oyuncular harika oynadı. Ezilmek bir yana, İtalya’dan daha üstündü. Biraz tecrübe, biraz da şans olsaydı dünya şampiyonluğu işten bile değildi. Final oynamak da büyük başarı…
Maçın ilginç ve renkli bir hikâyesi de vardı. Milli Takım’ın hocası Daniele Santarelli… Bir İtalyan. Dünya çapında bir hoca. Eşi De Gennaro ise İtalya takımının oyuncusuydu ve maç boyunca oyunda kaldı. Bir maçta iki eşin karşı karşıya gelmesi pek sık yaşanmaz. Bayan Gennaro, kocasını alt etmeyi bildi.
Yine de Santarelli’nin başarısız olduğu söylenemez. Büyük iş çıkardı. Final hiç de kolay değildi, zorlu rakipleri geride bıraktı.
Peki, gece Konya’da oynanacak millî maçta da benzer tablo yaşanacak mıydı? Rakip İspanya çok güçlü… Yenilmez armada. Son Avrupa şampiyonu…
Milli Takım’ın oyuncuları da çok iyi. Avrupa’nın en iyi liglerinde forma giyiyorlar: Arda Güler Real Madrid’de, Kenan Yıldız Juventus’ta, Hakan Çalhanoğlu Inter’de…
Ligde oynayan futbolcular da yetenekli: Yunus Akgün, Kerem Aktürkoğlu, Abdülkerim Bardakçı… Neresinden bakarsanız bakın iyi bir jenerasyon. Tabii esas olan bu oyuncuları bir takım haline getirmek.
Görev ve sorumluluk teknik heyetin. Hoca da bir İtalyan… Voleybolda olduğu gibi.
Montella’nın başarısız olduğu söylenemez. Avrupa Şampiyonası’nda başarılı oldu, Hollanda’ya kıl payı kaybetti. Şimdi hedef Dünya Kupası… Türkiye uzun süredir uzak kaldı. En son 2002’de katılmış ve 3. olmuştu. Daha sonrası yok. Gruplardan çıkılamadı, elemeler geçilemedi.
Turnuvaya hasret… Avrupa yetmez, dünya da olmalı. Futbolun asıl sahnesi orası. Zor bir gruba düştük; İspanya gibi bir dev var.
İlk maç deplasmanda Gürcistan’daydı. İyi başladık, fena bitirmedik. 3-0 öne geçtikten sonra 2 gol yedik. Büyük zafer değildi ama başarıydı. 3 puandan başka seçenek zaten yoktu. Yoksa gruptan çıkma hesapları anlamsız olurdu.
Gürcistan’da takım kötü sinyaller verdi. Defans aksıyordu, kolay gol yeme hastalığı nüksetmişti. Dersler çıkarılmalıydı. Sinyaller doğru okunmalıydı. Ama teknik ekibin iyi çalıştığını söylemek zor. Evet, rakip İspanya’ydı.
Zaten gerçekçi hedef de İspanya’nın arkasından ikincilikti. İspanya geçilemez bir takım değil. Uluslar Ligi finalini Portekiz’e kaybetmişti. Montella maçtan önce “90 dakika defans yapamayız. Topun bizde kalması önemli…” dedi.
Ama takım İspanya’ya hiç hazır değildi. Sahada bir takım yoktu; sadece 11 oyuncu vardı. Skor çok ağır… Kendi saha ve seyircin önünde 6 gol… Kabus geri geldi. Herkes İngiltere’den 8 yediğimiz maçları hatırladı. Ne güzel unutmuştuk, o günler mazi olmuştu.
Herkes bilir ki İspanya gibi bir takıma pozisyon verirsen affetmez, atar. Defans ve orta saha kalabalığıyla oyunda tutunmak mümkündü. İspanya hem atletik hem teknik hem taktik olarak çok üstün. Buna karşı taktik geliştirmek mümkündü. Oyunu kilitlemek, en azından ezilmemek çok mu zordu? Skor ağır… Bir hezimet, bir hüsran. Ama oyun da ağır… Ezik, pasif, silik, ne yaptığı belli olmayan bir futbol. Ne defans ne orta saha… Millî Takım yokları oynadı. Pozisyon buldu ama çok da verdi.
Bir ara maç, İspanyol oyuncularla Uğurcan Çakır arasında geçti. Uğurcan’ın çıkardıkları olmasa ‘8-0’ları aşan tarihi bir hezimet yaşanabilirdi. Allah’tan 6-0’dan sonra İspanya durdu. Oyunu rölantiye aldı, skor puan için yeterliydi. Kenar yönetimi as oyuncuları çıkardı, yedekleri sahaya sürdü. Lamine Yamal de çıkan oyunculardan biriydi.
Skor ve oyun olarak tamamen ezildik. Benim bugüne kadar izlediğim en kötü oyun… Hiçbir takıma karşı bu kadar aciz kalmamıştık. En azından mücadele ederdik. İspanya’ya ise daha maçın başında teslim bayrağı çektik.
Peki fatura? Asıl sorumluluk hocanın. Bu oyunculardan daha iyi bir takım kurabilmeliydi. İspanya’ya karşı daha etkili bir taktik geliştirebilirdi. İspanya’yı durdurmanın yolları vardı. Montella ise kenardan olup biteni seyretti. Bir çare üretmedi, oyuna müdahale etmedi. Klasik tabirle: Artık önümüzdeki maçlara bakacağız…
























