(The Turkish Post) – MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
Aynı kişi, farklı bir saç tipi, ilave sakal veya bıyık gibi karakteristik bir değişiklik.
Altta iri bir yazı: “Bir yıl sonra…”
Saraçhane mitingi görüntülerinden, televizyon ekranında Erdoğan’ın mutantan pozlarından, İmamoğlu’nun beyaz gömleği ile sincap gibi zıplamaya hazır halinden bir yıl sonraya geçiyoruz.
2026 yılının Nisan ayındayız.
Önce değişmeyenler. Erguvan ağaçları ortalığı yangın yerine çevirmiş. Yol kenarında bordürlerde tek tük sarı ve kırmızı laleler. Tatlı bir gevşeme hissi veren bahar rüzgarı kapı pencere dinlemiyor.
Telaşlı bir koşuşturma. Herkesin acelesi var. Bedava yolculuk eden yaşlıların bile.
Kasım ayında seçim olmuş ve her şey değişmiş. Farklı gündemlerin yüksek enerjisi ile hayat başdöndürücü hızda devam ediyor. Takip ettiğimiz kişinin gözünden ortamı ve tartışmaları takip ediyoruz.
Neler meselâ?
Basit bir gelecek senaryosu:
Gelecek projeksiyonu yapıyoruz.
Geleceği senaryolaştırmak, Futuroloji’nin (Gelecekbilim) temel ilgi alanı. Büyük şirketler, istihbarat örgütleri geleceği senaryolaştırarak önlerine çıkacak krizleri ve fırsatları öngörmeye ve tedbir almaya çalışır. 10-15 yıl erimli senaryolar, stratejik planlamaların veri tabanı olarak kullanılır.
Temel parametreleri alıyorsunuz: Teknoloji, nüfus artışı, uluslararası rekabet, ekonomik göstergeler, temel çatışma konuları, mevcut riskler gibi. Karşılıklı ilişki içinde bu parametrelerin toplamının dinamiklerini ileri doğru götürerek ortaya çıkacak dünyayı bir senaryo aracıyla somutlaştırıyorsunuz.
Geleceği öngörmek, geleceği değiştirmektir. Çünkü öngörünüzün kendisi de geleceği belirleyen bir faktör olarak tahmin ettiğiniz geleceğin dinamiklerine dahil olur ve yeni bir gelecek örgüsüne yol açar.
Bizim yaptığımız da o: Öngörerek değiştirmek.
10-15 yıllık uzun vade bizim için imkânsız; ama bir yıl sonrasını öngörebiliriz.
Her şey değişmiş:
Metrobüste delikanlı kolunu omzuna attığı kız arkadaşına anlatıyor:
“Benim sayemde aşkım. Geçen sene direnmeseydik sen yarın mülakatta havanı alırdın. Terazide ağırlığın ne ise o kadar puan alacaksın. Torpil morpil yok. İnan ki yok.”
Havadaki kurşunî ağırlık azalmış. Camdan görünen trafik yine başbelası; ama yüzler gülüyor.
Aceleyle binen göbekli, orta yaşta bir adam çarptığı adamdan yerlere kadar eğilerek özür diliyor. Karşısındaki “önemli değil, lütfen” diyerek mütevazi karşılık veriyor.
Oturan yaşlı adamın açtığı gazeteden birinci sayfa haberlerini okuyoruz.
Hayat pahalılığı herkesin belini kırmaya devam ediyor. Yeni Merkez Bankası Başkanı % 40’larda seyreden enflasyonun düşme eğiliminde olduğunu iddia ediyor. Alt başlıkta: “Suç bizim değil. Elimizden geleni yapıyoruz.” diyor.
İki hafta sonra uzun zamandan sonra ilk defa Taksim’de yapılacak 1 Mayıs kutlamaları için hazırlıklar yapılıyor. Sendikaların kendi aralarında tören düzeni için uzlaştıklarına dair bir haber: yukardaki fotoğrafta sendika başkanları ciddi bir yüz ifadesi ile yan yana poz vermiş.
Parlamenter sisteme geçiş takvimi:
Sürmanşet: “En az sekiz ay lazım”. İktidar partisi, Meclis’te parlamenter sisteme geçiş için mutabakat arayışında. Grup başkanları toplantı üstüne toplantı yapıyor. Ana muhalefet partisi çok istekli, iktidar partisi ipe un seriyor. Parlamenter sisteme geçiş takvimi için uzlaşma arayışı var. Spotta, Cumhurbaşkanının açıklaması: “Farklı formüller bulunabilir. Anayasada tek cümlelik değişiklik ile benim yetkilerim sembolik hale gelebilir. Başbakan elbette parti genel başkanı olacak.”
Sağ alt köşede uzun süredir devam eden bir soruşturmanın takip haberi: “Ortalık itirafçı kaynıyor.” Hemen yanında başka bir haberin başlığı: Adem Sözüer’in bir beyanatı: “Hürriyeti tahdit ve anayasayı ihlal suçu sözkonusu.”
AB’den gelen, “terör tanımıyla vize muafiyeti için Türkiye’nin şartları artık bütünüyle karşıladığı” haberi sol ortada. “Hizmet sektörünün serbest dolaşımı anlaşması yakında onaylanacak.”
En altta, iç sayfalara göndermede bulunan başlıklar. “AB Komisyonu İmralı’da Öcalan’ı ziyaret etmiş.” Ahmet El Şara’nın mesajı: “İlişkilerimiz çok ileri düzeyde.”
İki genç, Avcılar’da İstanbul Üniversitesi kampüsü durağında neşe içinde iniyor.
Tersi mümkün mü?
Türkiye söz konusu olunca mantıklı olanın dışında her ihtimal mümkün görülüyor.
Sürprizler, şaşırtıcı komplolar, hiç beklenmeyen soruşturmalar ve gelişmeler.
Yerlerde sürünen bir ekonominin, halk desteğini kaybeden iktidarın, toplumdaki güven krizinin, bölgemizdeki yakıcı gelişmelerin, ikinci yılındaki Trump ABD’sinin saman alevi gibi yanıp sönmesinin, en çokta umutsuzluğun hepsini bir araya getirip bir tabloya dökün.
Sonra da mantıklı olan ayrıntıyı yakalamaya çalışın.
2025’in kasım ayında seçim olmuş ve her şey değişmiş.
Hangisi mümkün?























