(The Turkish Post) – MERT DEMİR
Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında BYD krizi yaşanıyor. Çinli otomotiv devi BYD, Türkiye’ye yaklaşık 2 milyar doları bulacak yatırım taahhüdü karşılığında, gümrük muafiyetlerinden muaf tutulmuştu. Ancak Çinli şirket, geçen yıllar içinde yatırım sözünü tutmadı. Bunun üzerine de Hazine ve Maliye Bakanlığı, BYD’nin gümrük işlemlerini askıya almıştı. Ardından da şirketin gümrük muafiyetleri tamamen kaldırılmıştı. Uygulama nedeniyle de şirketin, yüzlerce müşterisiyle yaptığı satış sözleşmesini feshetmek zorunda kalmıştı. Ayrıca araç alımı için imzalanan ön protokoller kapsamında alınan kapora bedelleri de müşterilere iade edilmişti. Kısacası Çinli BYD, 2025 yılında Türkiye’de 45 bin araç satışı gerçekleştirdi. Bunun karşılığında yaklaşık 70 milyar liralık bir gelir elde etti. Yatırım teşvikinden faydalandığı içinde, tek kuruş vergi ödemedi. Elde ettiği geliri de, Türkiye dışına çıkardı.
Ancak geçen ay, Çinli şirket, Hazine ve Maliye Bakanlığı’na verdiği taahhütlerin hepsini yerine getirme sözü verdi. İki ülke bürokratlarının resmi imzalarının ardından Türkiye, gümrüklerde bekleyen BYD marka araçların ülkeye girişlerine onay verdi. Şirket de, ön satış protokolü imzaladığı ancak sonrasında iptal etmek zorunda kaldığı sözleşmelerini yeniden uygulamaya başladı. Bu kapsamda şirket, binlerce aracı sattı. Ancak araç satımının ardından Manisa’daki yatırım yeniden durdu.
Ne yazık ki, Çinli otomotiv devi BYD, Türk makamlarının iyi niyetini tamamen suiistimal etti. Hatta milyarlarca liralık vergiden de muaf oldu. Sattığı araçlardan milyarlarca lira gelir elde eden şirket, bunu Türkiye’ye yatırım olarak döndürmek yerine, parasını ülke dışına çıkarma yolunu tercih etti. Bu kapsamda Türkiye’de yatırım teşvikleri uzun zamandır “kalkınma” kelimesiyle meşrulaştırılıyor. Bazı yerli ve yabancı markalarda, vergi muafiyetleri, gümrük avantajları, arazi tahsisleri gibi avantajları elde ederek, kısa vadede servetlerine servet katıyor. Ne yazık ki, bu yatırım planları da, “istihdam yaratılacak”, “teknoloji gelecek”, “katma değer üretilecek” vaadiyle pazarlanıyor. Ancak Manisa’da fabrika kurma taahhüdüyle vergi muafiyeti alan Çinli otomotiv devi BYD’nin projeyi iptal etmesi, bu teşvik rejiminin ne kadar denetimsiz ve kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
BYD, 2025’TE 45 BİN ARAÇ SATTI
Çinli şirket, Türkiye’de üretim yapma sözü karşılığında ciddi vergi avantajları elde etti. Bu avantajlar sayesinde pazara girerken rakiplerine kıyasla büyük bir mali üstünlük sağladı. Sonuç ortada: Yaklaşık 45 bin araç satışı. Ancak ortada olmayan şey ise fabrika, istihdam ve yerli üretim. Bu tablo şu soruyu kaçınılmaz kılıyor: Türkiye, bu anlaşmadan ne kazandı? Vergi muafiyetinin mantığı nettir: Devlet kısa vadede vergi gelirinden feragat eder, uzun vadede üretim, istihdam ve teknoloji transferiyle bu kaybı fazlasıyla telafi eder. Oysa BYD örneğinde feragat edilen vergi kalıcı, vaat edilen yatırım ise buharlaşmış durumda. Türkiye pazarı, adeta “teşviksiz rekabet edemeyen” bir firmanın satış alanına dönüştü. Bu da pazarda yerli markalara ciddi zarar verdi. Muafiyet elde ettiği için, yabancı marka daha uygun fiyat sunumu yaptığı için, tüketici de, yabancı markaları tercih etmek durumunda kalıyor.
ON BİNLERCE ARAÇTAN VERGİ TAHSİL EDİLEMEDİ
Daha da çarpıcı olan, bu süreçte kamunun zararının açıkça ortada olmasına rağmen ciddi bir yaptırım ya da geri alma mekanizmasının işletilmemiş olması. Taahhüt iptal ediliyorsa, muafiyet neden geri alınmaz? Satılan on binlerce araçtan neden vergi tahsil edilmez? Bu sorular cevapsız kaldıkça, teşvik sistemi bir kalkınma aracı olmaktan çıkıp bir taviz düzenine dönüşüyor ne yazık ki. Ayrıca bu durum yalnızca bütçe kaybı meselesi de değildir. Aynı zamanda yerli üreticiye ve Türkiye’de gerçekten yatırım yapan firmalara karşı açık bir adaletsizliktir. Fabrika kuran, işçi çalıştıran, vergi ödeyen şirketler rekabet ederken; yalnızca “söz vererek” avantaj elde eden firmalar pazarı domine ediyorsa, burada serbest piyasa değil, seçici kayırmacılık vardır.
YABANCI YATIRIMCI KONUSU YENİDEN MASAYA YATIRILMALI
BYD vakası, Türkiye’nin yabancı yatırım politikasında yapısal bir sorunu işaret ediyor: Söz ile eylem arasındaki farkın bedelini hep kamu ödüyor. Teşvik veriliyor ama denetim zayıf, yaptırım yok, kamu zararı ise sessizce normalleştiriliyor. Eğer bu tablo değişmezse, Türkiye yalnızca vergi kaybetmez; aynı zamanda yatırım politikalarına olan güvenini, yerli sanayisini ve ekonomik egemenliğini de kaybeder. Teşvik, üretim içindir. Satış için değil. Ve en önemlisi, verilen sözlerin bir bedeli olmalıdır. Özellikle bu bedeli toplum ödüyorsa.






















