(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türkiye, denince burnumun direği sızlıyor adeta. İnanır mısınız bedenimin her bir dokusunda bu acıları hissediyorum. Ağlayacak gibi oluyorum. Ancak birden içine girdiğim girdaptan kendimi çekip alıyorum. Nedenini de yıllardır bir türlü çözemedim. Sevdiğim insanlar yanı başımda. Ama ülke sevdası benim kırmızı bir çizgim. O topraklara her adım atışımda bir özlemi yeniden yaşıyorum. Bir tarafta özlem varken, bir yandan da birkaç aydır büyük bir mutluluk yaşadım. Hele hele Mart 2024 seçimlerinde halkın büyük çoğunluğu, mevcut siyasi iktidara bir takım dersler verdi. Öyle bir ders ki, adeta Türkiye haritasının yarıdan fazlası kırmızıya boyandı. Diğer yandan AK Parti’nin kaleleri de bir bir elinden gitti.
Buraya kadar her şey normaldi. Çünkü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 1994 yılından beri Türk siyasetinin en önemli figürü olarak ortaya çıktı. Yerel seçimlerdeki son iki turu saymazsak, Erdoğan’ın yaklaşık 30 yıldır büyük bir başarıyla zirveye geldiğini söylemek gerekiyor.
Yıllar önce Ankara’da değişik görevlerde bulundum. Bu dönemde AK Parti’nin özellikle de Erdoğan’ın halkla kurduğu bağa şahidim. Öyle bir ilişki ağı kurdu ki, seçmen için Erdoğan’ın aday olması ya da aday göstermesi seçmen açısından büyük bir önem arz ediyordu. Dedim ya bunun tek sebebi Erdoğan’ın seçmen nezdinde oluşturduğu güven yoluydu. Ayrıca Erdoğan’ın seçmeni korucuyu ve kollayıcı adımlarını da bunlar arasına eklemek gerekiyor.
Bu açıdan Erdoğan, siyaset dalı açısından önemli bir figür. Sadece bir siyasetçi değil. Açıktan oyun kurgulayan ve kuran bir oyuncu rolünde. Bir dönem futbol oynaması da Erdoğan’ın siyaset manevrası kurgulamasında önemli bir yöntem olarak duruyor. Çünkü oyun kurgusunda sadece topla buluşmuyor. Sahadaki 10 arkadaşının karşı kaleye yapacağı atakların da başlangıç noktasında yer alıyor. Kanatlardan ve orta noktadan karşı kalenin baskı altına alınmasının temelinde onun oyundaki zekâsı ve bakış açısının büyük bir etkisi var.
ERDOĞAN, SİYASETİ YÖNETMEYE DEVAM EDİYOR
Sadece bu değil Erdoğan’ı Erdoğan yapan. Ayrıca elinde sihirli bir değneği olan bir teknik patron oluyor bir anda. Karşı takımın yapacağı atakları kestirmek açısından da, önlem alıcı ciddi manevra yeteneklerine sahip. Rakip takımın öncelikle bütün oyuncularını mercek altına aldırıyor. Güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirip, en zayıf oldukları noktadan hücum hattını bertaraf ediyor. Bir hocayı hoca yapan temel kural da budur aslında. Maçtan önce rakibini iyi bir analiz edip, sonra onu kendi kalende ablukaya alıp, etkisiz hale getirmek.
İşte buradan hareketle geçen gün CHP lideri Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyaret ettikten sonra, kendi partisinde oluşan kafa karışıklığının temel sebebi de buydu aslında. Erdoğan, yerel seçimlerde birinci çıkmış bir partinin liderini önce Taksim’e çıkarmadı. Bir gün sonra da AK Parti Genel Merkezi’nde karşısına boş bir sandalye koyarak ağırladı. Aslında Özel üzerinden Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a mesaj verdi: “Benim muhatabım artık Özgür Özel’dir” diye. Çıkışta hiçbir basın açıklamasına izin verilmemesi de başka bir mesajdı Erdoğan için.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dedim ya iyi bir strateji uzmanı ve adeta “siyaset bükücü.” Bir anda yerel seçimde üstünlüğünü kaybetmiş partisini yeniden öne çıkarıp, seçmene de ‘yumuşama’ mesajı altında, bir ‘toplanma’ imkânı sağladı. Nihayetinde Özel ile yaptığı toplantı sonrasında psikolojik üstünlüğü yeniden eline almayı başardı.
ALİ MAHİR BAŞARIR VE MUSTAFA SARIGÜL FAKTÖRÜ
Erdoğan’ın en büyük golü ise CHP’nin kalesine oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Özgür Özel’in görüşmesi sonrasında başta CHP Mersin milletvekili Ali Mahir Başarır ve Erzincan milletvekili Mustafa Sarıgül olmak üzere bazı siyasilerin 2028 yılında yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Özel’in ismini gündeme getirmesiyse Erdoğan’ın ne kadar stratejik davrandığının bir işaretiydi.
Erdoğan biliyordu ki, bir sonraki seçimde İmamoğlu ya da Yavaş’ın CHP adına aday olması, Cumhurbaşkanlığının kaybedilmesi anlamına gelebilirdi. Ancak Özel’in isminin farklı adlar altında gündeme getirilmesiyle de parti içinde bir takım hizipleşmelerin başlaması oyların bölünmesi olarak yorumlanabilir. Bu açıdan ‘siyaseti yeniden dizayn’ etmek isteyen Erdoğan, çok beklemedi. Seçimin ertesinde çalışmasına başladı.
Bizden uyarması. Şayet bir önceki genel seçimde Kemal Kılıçdaroğlu’nun düştüğü oyuna, bu kez de Özel düşerse, CHP bir daha kendine gelemez. Özel, şunu kesinlikle düşünmeli. Yerel seçimde aldığı oylar onların kalıplaşmış seçmenine ait değil. İmamoğlu ve Yavaş’ın oluşturduğu sosyal belediyeciliğin bir sonucu. Ondan dolayı da Özel ‘ben’ demekten ziyade, ‘biz’ diyerek İmamoğlu ve Yavaş’a sonuna kadar sahip çıkmalı.






















