(The Turkish Post) – MERCAN BULUT
Türkiye’ye uzaktan baktığımda değişen hiçbir şeyin olmadığını bir kez daha müşahede ettim. Ne yazık ki, siyaset ve iktidarını devam ettirmek bir başkasının omuzlarına basarak devam ediyor. Rakipler arasında sert hakaretler ve belge paylaşarak kamuoyu önünde etkisizleştirmek yeni dönemin değil, eski Türkiye’nin bir uygulamasıydı. 1990’lı yıllardan beri siyasette rakipler bir birlerine hep bel altı vurmuşlardır. Neticede kamuoyu önünde etkisizleşen siyasetçilerde, alandan çekilmek zorunda kalmıştır.
Dedim ya… Bunlar eski dönemin kötü alışkanlıklarıydı. Aradan yaklaşık 40 yıla kadar bir zaman geçmesine karşın, aynı yaklaşımların benimsenmesi siyaset adına utanç vesikası olarak kayıtlara geçecektir.
İşte bunun son örneğine dün yeniden şahit olduk. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, 21 yaşındaki sevgilisiyle otel odasında basıldı. Özel hayatın ihlal edilmesi, Anayasa’nın ilgili maddeleri bir kenara bırakılarak, iki yetişkin birey çıplak görüntüleriyle aşüfte edildi. Burada Yalım ve kız arkadaşının yanlış ya da doğru yaptığını söylemek benim haddime değil. Bunun hesabını iki yetişkin birey, kendi çevresine verecektir. Ancak kanunda suç olmayan bir eylemin deşifre edilerek, basına servis edilmesi asla iyi niyete matuf bir yaklaşım olamaz. Burada tamamen söz konusu belediye başkanını, kamuoyu nezdinde küçük düşürmekten öte bir yaklaşım düşünülmüyor. Kaldı ki, gün boyunca “rüşvet ve yolsuzluk” iddiasıyla gözaltına alınan Yalım’la ilgili hakkındaki suçlamalardan ziyade, otel görüntülerini paylaşmak da işin vahametini aslında gözler önüne seriyor.
İKTİDARA FARKLI, MUHALEFETE FARKLI UYGULAMA
Burada temel bir metafor devreye giriyor. Şayet özel hayatın paylaşılması suç değilse, iktidara yakın kişiler ve yakınlarıyla ilgili iddialara da aynı yaklaşım tarzı benimsenmeli. Kısacası Anayasa’nın eşitlik ilkesi iki taraf içinde uygulanabilir olmalı. Neticede geçtiğimiz ay da iktidarın bir belediye başkanıyla ilgili özel hayata dair bazı görüntüler ve bilgiler ortaya çıkmıştı.
AK Partili Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu ile Özel Kalem Müdürü E.S. hakkında ortaya atılan “yasak aşk” iddiaları gündemi belirlemişti. Bu durumda iktidar kanadı her ortamda, “özel hayatın dokunulmazlığı” vurgusu yaparak, iki kişiyi korumaya almıştı. Aslında doğru yaklaşımda bu olmalı. Özel hayata dair her yaklaşım korunmalı. Ancak birine koruma zırhı uygulanırken, muhalefetteki bir başkasını deşifre etmek ne ahlaki ne de hukuki maalesef. Aslında Özkan Yalım’ın özel hayatının ifşa edilmesi, siyasetteki çifte standardı bir kez daha gözler önüne serdi.
Yaşanan bu tablo, Türkiye’de siyasetin etik zeminindeki aşınmanın en net göstergelerinden biri. Çünkü bir olay karşısında ilke üretmek yerine, olayın tarafına göre pozisyon almak; siyaseti değerler üzerinden değil, çıkarlar üzerinden kurmak anlamına geliyor. İktidar kanadının kendi mensupları söz konusu olduğunda “mahremiyet” söylemine sarılması, ancak muhalif bir figür söz konusu olduğunda aynı hassasiyeti terk etmesi, etik değil stratejik bir tutum olarak algılanıyor. Bu, siyasetin güvenilirliğini zedeleyen en temel sorunlardan biri olarak duruyor.
Öte yandan muhalefetin de bu denklemde tamamen masum olduğu söylenemez tabii ki. Türkiye’de muhalif aktörler de zaman zaman benzer şekilde özel hayat üzerinden siyaset üretme tuzağına düşüyor. Bu durum, iktidarın hatalarını eleştirirken aynı yöntemleri kullanma çelişkisini doğuruyor. Oysa gerçek bir etik duruş, sadece karşı tarafın yanlışlarını teşhir etmek değil; o yanlışlara başvurmamayı da gerektirir.
“KAMU YARARI” MI, YOKSA “MAGAZİNSEL İFŞA” MI?
Siyasetçinin özel hayatı elbette tamamen dokunulmaz değildir; kamu görevini doğrudan etkileyen, hukuki veya etik ihlal barındıran durumlar sorgulanabilir. Ancak burada kritik ayrım, “kamu yararı” ile “magazinsel ifşa” arasında olmalıdır. Bir belediye başkanının özel ilişkisi, eğer kamu kaynaklarıyla, görev kötüye kullanımıyla ya da bir çıkar ilişkisiyle bağlantılı değilse, bunun teşhir edilmesi gazetecilik değil; siyasi araçsallaştırmadır. Şayet Özkan Yalım, sevgilisini, belediye bütçesiyle finanse ediyor ve kendisine belediyede bir görev tevdi ediyorsa, bu ne ahlakidir ne de hukukidir.
Burada adli makamlara görev düşmektedir. Yaşanan bu durum etik dışı bir yaklaşımdır. Kaldı ki, CHP’li siyasetçilerin de bu etik dışı yaklaşımı kabul etmesi düşünülemez. Diğer yandan iktidar kanadının, muhalefeti dört bir koldan ablukaya aldığı bir ortamda, bir siyasetçinin Ankara’nın göbeğinde bu kadar sorumsuz ve dikkatsiz davranmasını da anlamakta zorluk çekiyorum. Burada ciddi soru işaretlerin var olduğunu söylemem gerekiyor.
SİYASETTE ETİK KURALLAR HÂKİM OLMALI
Kısacası, gelinen noktada hem iktidar hem de muhalefet için temel bir soru ortaya çıkıyor: Siyaset, rakibi itibarsızlaştırmak için her yöntemin mubah görüldüğü bir alan mı olacak, yoksa belirli etik sınırlar korunacak mı? Eğer, bu sınırlar korunmazsa, kaybeden yalnızca hedef alınan siyasetçiler değil; kamusal tartışmanın kendisi de olacaktır. Çünkü özel hayatın silah haline getirildiği bir düzende, artık kimse projelerden, politikadan, liyakatten söz etmez, edemez. Herkes, bir gün kendi mahremiyetinin de aynı şekilde ihlal edilebileceği korkusuyla suskunlaşır.
Sonuç olarak mesele, AK Partili Mutlu Işıksu ya da CHP’li Özkan Yalım meselesi değil; siyasetin hangi ahlaki zeminde yapılacağı meselesidir. İlkesizliğin tarafı olmaz. İlke, ya herkes için vardır ya da hiç kimse için. Umarım iktidar kanadından aklı hakim olanlar, bir daha böyle pervasız görüntüleme fırsat vermezler. Çünkü Özkan Yalım’ı etkisiz hale getireyim derken, 21 yaşındaki bir kadının da hayatı altüst edildi. Kimse kadının yaşadığı travmayı düşünmüyor ne yazık ki…























