(The Turkish Post) – KAMİL ASLAN
A Milli Futbol Takımı, 24 yıl aranın ardından ABD’de düzenlenen turnuvaya gitme şansı elde etti. Turnuva öncesinde milli takımın başarılı olması ve tur atlaması içinde her türlü ortam hazırlandı. Sadece Türkiye Futbol Federasyonu değil tabii ki, özel şirketlerde sponsorluk ve reklam gibi bütçelerle takımın yanında yer aldı. Aslında Milli Takım, kâğıt üstünde grubun favorisiydi. Hatta Türk spor duayenleri, oynamadan takımı bir üst tura çıkarmıştı! Türkiye zaten buradan elini kolunu sallayarak çeyrek finali görüyordu! Ancak en iyi ikinci kim olacaktı bunun tartışması yapılıyordu! Ama kazın ayağı öyle olmadı. Türk Milli takımı, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oldu! Grup lideri hayali kurduğumuz bir turnuvayı gol atamadan bitirmek zorunda kaldık.
Ama şimdi finalin ardından mutlaka bir fatura kesilecek. Kesilmeli de… Bu kapsamda Galatasaray ve A Milli Takım’ın eski teknik direktörü Fatih Terim, Avustralya yenilgisi sonrasında bir değerlendirmede bulundu. Ünlü hoca, “Bunları da konuşacağımız zaman gelecek, iki maç daha bekleyelim, hesap sorarız…” şeklinde bir değerlendirmede bulundu. Kaldı ki, konuşan kişi futbolun gurusu Fatih Terim’di. Tabii ki bir mağlubiyet ve yanlış halinde o konuşacaktı. Amacı tabii ki takımın ambiyansını bozmak değildi. Ama takımda bir şeylerin yanlış gittiğini en iyi görenlerden birisi oydu.
Sonrasında ne mi oldu? TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, Fatih Terim’in Avustralya mağlubiyeti sonrasında yaptığı açıklamalara tepki gösterdi. Devamında “Ona ‘İmparator’ lakabını bu halk verdi. ‘İmparator’a yakışan şekilde de o konuşmayı bitirmesini arzu ederdim. Hiç yakıştıramadım kendisine, üzüldüm de. Orada gizemli şeylerden bahsedip ‘Bunları da konuşacağımız zaman gelecek, iki maç daha bekleyelim, hesap sorarız…’ Yani kimden hesap soracaksın?” ifadelerini kullandı. Maalesef Terim’i üstü kapalı tehdit ediyordu. Kaldı ki, Fatih Terim kimsenin tehditlerine ve şantajına da boyun eğecek biri değil. Ama bildiğini de söyler bunu herkes bilir. TFF Başkanı’nın müsamaha gösterip kapatacağı bir konu önemli bir sorun olarak şimdi ortada duruyor.
Türkiye, ilk iki maçını kaybettiği için artık hiçbir iddiası bulunmuyor. Haftaya ABD karşısında formaliteden bir maça çıkılacak. Ardından da Milli takım Türkiye’ye dönüş yapacak. Bu aşamadan sonra da TFF’de ve Milli Takım’dan taşların oynayacağından kimsenin şüphesi yok. Fatura mutlaka kesilecek. Ama futbolcu mu olur, teknik kadro mu bilemem…
Aslına bakılırsa, A Milli Futbol Takımı’nın önce Avustralya’ya, ardından da Paraguay’a mağlup olması yalnızca skor tabelasına yansıyan iki kötü sonuç olarak değerlendirilmemeli. Bu karşılaşmalar, uzun süredir göz ardı edilen teknik, taktik ve fiziksel eksikliklerin sahadaki somut yansıması oldu. Dünya futbolunun hızla geliştiği bir dönemde Türkiye’nin hâlâ temel problemlerle mücadele ediyor olması tabii ki düşündürücü.
Avustralya karşısında yaşanan mağlubiyetin en dikkat çekici yönü, fiziksel mücadelede rakibin gerisinde kalınmasıydı. Modern futbolda teknik kapasite kadar atletizm de belirleyici bir unsur haline geldi. Avustralyalı oyuncular maç boyunca daha fazla koştu, ikili mücadelelerde üstünlük kurdu ve özellikle geçiş oyunlarında milli takım savunmasını zor durumda bıraktı. Türkiye ise topa sahip olduğu bölümlerde dahi oyunun temposunu belirleyemedi. Elinde Hakan Çalhanoğlu, Arda Güler ve Kenan Yıldız gibi yıldızlar olmasına karşın skor tabelasını değiştirme becerisi gösteremedi. Çünkü oyuncuların fiziksel olarak yetersiz olmasının yanında, sorumluluk almaması da alınan mağlubiyetlerin en belirgin sebepleri arasında yer alıyor.
Milli Takım teknik kadrosu, Paraguay karşılaşmasında ise farklı bir sorunu ortaya koydu. Organizasyon eksikliği. Hücumda üretkenlik son derece sınırlı kaldı. Orta saha ile forvet hattı arasındaki bağlantılar sık sık koptu. İlk maçta varlık gösteremeyen Kerem Aktürkoğlu ile maça çıkılması ve oyun değişikliğinin de zamanında yapılmaması büyük bir sorun olarak dikkat çekti. Maçta ayrıca kanatlar etkili kullanılamadı. Merkezden geliştirilen ataklarda ise yaratıcı çözümler üretilemedi. Topa sahip olma oranları zaman zaman yüksek görünse de bu üstünlük pozisyon zenginliğine dönüşmedi. Kısacası, topun kontrolü vardı ancak oyunun kontrolü yoktu.
MİLLİ TAKIMIN BİR OYUNU YOK
Teknik açıdan bakıldığında milli takımın en büyük problemi oyun kimliğinin netleşmemiş olması. Takım zaman zaman pas oyunu oynamaya çalışırken, baskı gördüğünde uzun toplara yöneliyor. Ancak her iki plan da yeterince uygulanamıyor. Oyuncuların sahadaki görev tanımları belirsizleşiyor ve bu durum özellikle rakip pres yaptığında ciddi top kayıplarına neden oluyor. Günümüz futbolunda başarı sağlayan milli takımların belirgin bir oyun felsefesi bulunurken Türkiye’nin hâlâ arayış içinde olması önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.
Fiziksel açıdan tablo daha da kaygı verici. Avustralya ve Paraguay maçlarında son yarım saatlik bölümlerde oyuncuların enerji seviyelerindeki düşüş açıkça görüldü. Rakipler oyunun son bölümünde tempoyu artırırken Türkiye’nin reaksiyon vermekte zorlanması kondisyon seviyesinin uluslararası standartların gerisinde kaldığını düşündürüyor. Avrupa’nın üst düzey liglerinde oynayan futbolculara sahip olunmasına rağmen takım bütününde gerekli dinamizm ortaya konulamadı.
Savunma organizasyonu da ayrı bir eleştiri konusu. Özellikle geçiş savunmasında yaşanan problemler rakiplere geniş alanlar sundu. Orta saha oyuncularının savunmaya dönüşlerde geç kalması, stoperlerin ise bire bir pozisyonlarda yalnız bırakılması rakiplerin işini kolaylaştırdı. Modern futbolda savunma yalnızca savunmacıların görevi değildir; takımın tamamı birlikte hareket etmek zorundadır. Milli takım ise bu bütünlüğü kurmakta zorlandı.
BAŞARISIZLIĞIN SORUMLUSU MONTELLA’DIR
Bu iki mağlubiyetin ardından suçlu aramak yerine gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor. Türkiye’nin yetenekli futbolcuları var. Ancak yalnızca yetenekle uluslararası başarı elde etmek artık mümkün değil. Daha yüksek tempo, daha güçlü fiziksel hazırlık, daha net bir oyun planı ve daha disiplinli bir takım organizasyonu gerekiyor. Avustralya ve Paraguay maçları, eksiklerin üstünü örten değil, onları görünür kılan karşılaşmalar oldu. Eğer gerekli dersler çıkarılmazsa bu yenilgiler yalnızca hazırlık maçlarının kötü sonuçları olarak kalmayacak. Gelecekteki büyük turnuvalarda yaşanabilecek daha büyük hayal kırıklıklarının habercisi olacaktır elbette.
Son olarak da A Milli Futbol Takım teknik direktörü Vincenzo Montella ile ilgili birkaç söz söylemek gerekir. Evet, Dünya Kupası’nda büyük bir başarısızlık var. Bunu da birkaç milli duygulara sarılarak saklamanın manası yok. Gruptaki başarısız sonuçların bir numaralı sorumlusu Montella’dır. Çünkü aldığı ve almadığı oyuncularla bu kadroyu kuran kişidir. Kendi takımlarında başarılı olan oyuncuları görmezden gelip, menajerlerin tavsiyesiyle iskelet kadroyu koruyan ve takımlarında yedek kadrosunda bekleyenleri listeye aldığı için hoca mutlaka hesap vermelidir. Aksi takdirde Türk halkı hikayelerle yaşamaya devam eder.






















