(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Yargı ‘şaibeli kurultay’ iddiaları üzerine soruşturma başlattı. İfadeye çağrılan isimler arasında eski CHP yöneticilerinin yanı sıra Kemal Kılıçdaroğlu da var. Kılıçdaroğlu ‘ifadeye gitmeyeceğini’ açıkladı. Bugünlerde nedense siyasi gündem CHP üzerinde dönüyor. Ön seçim tartışmaları, İstanbul’da belediyelere operasyon ve son olarak da ‘şaibe’ iddiasıyla ‘kurultay soruşturması…’
Kurultay’ın şaibeli olduğu nereden çıktı? CHP’nin içinden… Muş’ta bir parti üyesi iddia etti, Bursa’da yargı dosya açtı, ardından Ankara’ya gönderdi. İddiaları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sahiplendiğini unutmamak lazım. 28 Kasım tarihli grup toplantısında Kılıçdaroğlu’nu eleştirirken ‘Karşımıza çıktığı bütün seçimleri kaybeden, şaibeli kurultayla devrilip sürgüne gönderilen bir siyasetçi eskisi, partisini tekrar kurultaya götürmek için gündeme gelmenin yolunu bizim üzerimizden prim yapmakta görüyor…’
Erdoğan’ın ‘şaibeli’ dediği Kurultay’da Kemal Kılıçdaroğlu koltuğunu kaybetti, yerine Ekrem İmamoğlu’nun desteklediği Özgür Özel geldi. Partilerde her zaman ‘lider değişimi’ önemlidir. Kılıçdaroğlu neden kaybetti sorusunun cevabı açık; Cumhurbaşkanlığı seçiminde başarılı olamadı çünkü. ‘Seçim kaybetmiş’ lideri partisinin tasfiye etmesinden daha doğal bir şey olamaz. Türk siyaseti ‘oturduğu koltuğu bırakmayan’ siyasetçilere alışık olduğu için CHP’deki değişimi yadırgadı.
Bu topraklarda ‘kaybedenler’ her zaman bir bahaneye veya mazerete sığınır. Genel veya yerel iktidar imkanlarının parti kurultaylarında bile seferber edildiği öteden beri çok konuşulan, tartışılan sorunların başında gelir. Kaybeden suçu kendisinde arayacağı yerde rakibinin kazanırken rutinin dışına çıktığını iddia eder. CHP’de yaşanan bu mu, yoksa iddialar ciddi mi? Para dolu çantalarla delegeler mi satın alındı? Soruşturmanın ilerleyen safhalarında göreceğiz.
‘İş nereye varır?’ kestirmek zor… Kurultay’ın iptali söz konusu olabilir mi? Kılıçdaroğlu kaybettiği koltuğunu ‘yargı’ yoluyla geri alabilir mi? Normal şartlarda kolay değil elbette. İddiaların ispatı zor. Fakat CHP içinde bir iç kavga konusu olacağı kesin. Zaten CHP gibi sol partilerde ‘iç çekişme ve kavga’ eksik olmaz. Bu aslında sağ partilerde rastlanmayan ‘parti içi’ demokrasinin işlemesi anlamına gelir.
Sağ partiler değil büyük kurultaya, il ve ilçe kongrelerine bile ‘tek adayla’ giriyor. Seçimden çok ‘atama’ gibi uygulama söz konusu. Parti içinde lider değişimine kadar giden büyük dönüşüm ve devrimleri iç dinamiklerle sağlamak önemli. Tabii ‘kavgalı parti’ görüntüsünün toplumda nasıl karşılık bulacağı da hesaba katılmalı. Rahmetli Deniz Baykal bu durumdan şikayet ederken ‘Anadolu’da kavgalı eve kız vermezler, seçmen de kavgalı partiye oy vermiyor…’ derdi. Fakat en çok parti içi mücadele veren isimlerin başında kendisi gelirdi.
CHP’de bir yanda Kılıçdaroğlu diğer yanda üçlü fotoğraf… İmamoğlu ve Yavaş arasındaki ‘adaylık’ yarışı. Ve iktidarın yanı sıra yargının CHP hakkında açtığı dosyalar… CHP’yi kendi dinamikleri mi şekillendirecek yoksa dış unsurlar mı? İktidar ve yargının CHP’ye yönelik politika ve kararları ne denli etkili olacak? 31 Mart seçimlerinden zaferle çıkan CHP’nin kendi haline bırakılmayacağını parti yönetimi hesap etmeliydi. Burada yadırganan meselenin siyaset dışına taşması… Yoksa partiler arası mücadele demokrasinin gereğidir.
Süreç sadece olağan ve siyaset üzerinden yürüse gelişmeleri tahmin etmek, öngörüde bulunmak hiç de zor değil. Hangi ismin cumhurbaşkanı adayı olacağını bile bugünden söyleyebiliriz. Fakat şartlar normal değil olağanüstü ve siyaset dışı unsurlar da devrede. Yargı gibi. İstinaf İmamoğlu kararını onarsa her şey sil baştan olur. Var mı böyle bir ihtimal? Olmaz mı? Yargı ‘şaibe’ gerekçesiyle kurultayın iptali yönünde karar verse yine dengeler alt üst olur. İmamoğlu’nun kıl payı kazandığı İstanbul seçimlerinin tekrarlandığı dikkate alındığında siyasetin her türlü sürpriz gelişmeye gebe olduğu söylenebilir.
CHP Lideri Özgür Özel cumhurbaşkanı adayını belirleyecek ‘ön seçimin’ takvimini açıkladı. 23 Mart’ta 1 milyon 600 bin CHP üyesi bir tercih yapacak. Mansur Yavaş aday değil. Şu an görünen tek isim var; İmamoğlu. Yavaş, kaybedeceği yarışa girmedi. Tek adaylı ön seçim olur mu? Olur olmasına da şık olmaz. Başka isimler çıkabilir mi? Mesela Kılıçdaroğlu şansını bir daha denemek ister mi? Zor biraz. Acaba yargı ön seçimden ‘cumhurbaşkanı adayı’ olarak çıkmış İmamoğlu hakkında karar verirken bir kez daha düşünür mü?
Sonu sandıkla sonuçlanacak kritik bir sürecin içindeyiz. Yargı İmamoğlu’nu rahat bırakacak mı? Erdoğan tekrar aday olabilecek mi? Sancının nedeni bu…





















