(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
AK Partili Metin Külünk’ün hem partisi hem de cumhur ittifakını ciddi şekilde ‘uyaran’ değerlendirmesini okuyunca heyecanlandım. İlginç bir kavram kullandı çünkü. “AK Parti’nin kendi sosyolojisi eriyor. Daha da ileri giderek söylüyorum; Sayın Erdoğan’ın sosyolojisi eriyor artık…” dedi. Beni heyecanlandıran ‘sosyoloji’ kelimesi… Ben öteden beri bu düşüncedeyim. Erdoğan’ın liderliğindeki AK Parti sadece siyasi değil, aynı zamanda bir dini rengi de olan bir ‘sosyolojik hareket…’
Daha doğrusu siyasi olarak başladı sonra kendi sosyolojisini üretti. Başarısının temelinde de bu var. Onun için oturduğu taban ve yaslandığı sosyolojik kitle tüm siyasi dalgalanmalarına rağmen Erdoğan’dan desteğini çekmedi. ‘Soğan ekmek yeriz, Reis’i yedirmeyiz’ yaklaşımı siyasi bir duruş değil sosyolojik bir tavır. Diğer parti ve liderlerde rastlanmayan türden Erdoğan ve AK Parti’nin kendi sosyolojisi var. Bugün ağır ekonomik ve siyasi şartlara rağmen hala yarışın içinde olmasının nedeni de bu.
Eğer olay sadece siyasi olsaydı, ne Erdoğan ne de AK Parti bırakın yarışmayı yüzde 1’i bile zor bulurdu. Bülent Ecevit’in DSP’nin iki seçim aralığında ‘birinci parti’ konumundan nasıl sonuncu hale geldiğini hatırlayın… Kendisiyle birlikte diğer ortaklarını da barajın altına çekti. Muhalefetin anlayamadığı bu ‘sosyoloji meselesi…!’ Kemal Kılıçdaroğlu anlar gibi oldu. Altılı Masa bunun ürünüydü. Hedef de Erdoğan’ın sosyolojisiydi. O sosyoloji darbe aldı fakat çözülmedi.
Külünk’ün ‘sosyoloji kavramını’ kullandığını görünce ‘işte bu’ diye heyecanlanmam bu yüzden… Tespiti doğru… Eriyip erimediği ayrı bir tartışma konusu. Ama dikkate alınmalı. Söyledikleri anketlerden daha değerli. Bildiğim kadarıyla siyasetten sonra iş dünyasına geçiş yaptı. Hayatın ve toplumun içinde yani… Sokağın ve halkın nabzını tutabilecek biri. Aktif siyasetin dışında ama ne AK Parti’den koptu ne de Erdoğan’dan uzaklaştı. ‘Uyarısı’ içeriden ve bunu yapıcı bir dille de yaptı.
AK Parti dikkate alır mı? Bilmiyorum… İktidar partileri genellikle eleştiriye pek tahammül edemez, ikaz ve uyarıları kulak arkası eder. ‘Biz de farkındayız’ falan der. Muhalefet eğer başarılı olmak istiyorsa Külünk’ün söylediklerini iyi analiz etmeli. Ellerini ovuşturarak, pişmekte olan armudun ağzına düşmesini beklemeden ‘sosyolojiye’ dayalı politikalar da üretmeli. Yoksa ‘sandık hüsranı’ devem eder.
Biraz daha ayrıntıya girecek olursak Külünk ‘uyarı’ niteliğindeki analizinde “Seçmenin önemli bir kanadı, Cumhur İttifakı’nı dövmek istiyor” dedi. Nedeni de söyledi; “AK Parti hareketinin sokakla inatlaşan ve sokağın beklentisine cevap vermeyen politikaları… Türk milleti kendisiyle inatlaşan politikalardan hoşlanmaz” Peki nedir o politikalar? Başta ekonomi… Dizginlenemeyen enflasyon… Önü alınamayan hayat pahalılığı… Emekli ve dar gelirli ailelerin perişanlığı…
31 Mart seçimlerinde ‘soğan ekmek yeriz, Reis’i yedirmeyiz’ diyen sosyoloji en sert tavrını kestirdi, gözünü kararttı, ‘gerekirse Reis’i de yeriz’ mesajını çok net verdi. O sosyolojiyi harekete geçiren ‘cüzdandan’ başkası değildi. Mutfaktaki tencereydi. Demirel’in haklılığıydı. Tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur sözünün ispatıydı. Emekli maaşına verilemeyen zam… Ve alım gücünün düşmesi… Hem siyasi hem de sosyolojik bir dalgaya dönüştü. Erdoğan siyasi hayatının en ağır yenilgisini aldı.
Külünk’ün söylediğinden o karşı dalganın ‘tsunamiye’ dönüşme ihtimalinin bulunduğu sonucunu çıkarmak mümkün. AK Parti 31 Mart sonra kendisine çeki düzen vereceği yerde rakip olarak gördüğü CHP’yi silkelemeye başladı. Oysa AK Parti’nin rakibi ne CHP ne diğer partilerdi. Bizzat kendisiydi. Belediye operasyonları, kurultay davası CHP’yi felç edebilir. CHP’nin kaybı AK Parti’ye kazanç olarak yansımaz. Karşı veya dipte oluşan dalga bir çıkış ve adres bulur. Siyasi tarih bunun örnekleriyle dolu. Bizzat AK Parti’nin kendisi bunun en iyi örneği…
Sadece ekonomi değil tabii… Toplum bir ‘adalet krizinin’ da yaşandığının farkında… Yargıya güven en alt sıralara düştü. Oysa AK Parti’nin adıydı, ‘adalet’. Fakat adaletin tesisinde başarılı olamadı. Ahlak ve demokrasi krizini zincirin halkaları olarak görmek lazım. Pansuman veya palyatif tedbirlerle sorunun halledilmesi zor. Devrim niteliğinde yapısal reformlar gerekli. Adı gibi beyaz sayfa açmalı…
O geniş sosyolojisine ve köklerine tekrar dönmeli… Sadece seçim kazanmak da değil mesele… Gök kubbede hoş sada bırakmak… Hayırla yad edilmek… Önemsiz olabilir mi? Gönüllerdeki yerini kaybettikten sonra sandık savaşını kazanmak kısa vadede fayda sağlasa da tarih ve kader önünde hüsrana dönüşür. Siyaset ve sosyoloji gönülleri ihmal etmemeyi gerektirir. AK Parti gönülleri de çok aşındırdı. Sosyolojinin çözülmeye başlamasının en önemli nedeni bu…
Metin Külünk’ün şu sözleri üzerine oturup düşünmeye değer; “15 Temmuz’la beraber yüzde 70’lerdeki o sosyoloji sürekli erime sürecine girdi. Ben bunu 2023’te de, 2024’te de söyledim. Dedim ki; ‘Bakın beyler herkes şapkasını önüne koysun düşünsün… Erdoğan’ın sosyolojisi eriyor artık… Bugün eriyen Erdoğan’ın şahsı değil, onun etrafında kenetlenen o büyük sosyolojidir…”






















