(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Ekrem İmamoğlu ‘siyasi casusluktan’ da tutuklandı. Yargı hafta sonu yoğun mesaideydi. İmamoğlu’nun ifadesi pazar günü alındı. CHP ‘Cumhurbaşkanı adayını’ yalnız bırakmadı. Özgür Özel ekibiyle birlikte Çağlayan’daydı. Adliyenin önü İmamoğlu’na destek için gelen partililer de doluydu. Savcı İmamoğlu’yla birlikte Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’ın ifadesini aldıktan sonra tutuklanmaları için Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderdi.
Karar sabaha karşı çıktı. Her 3 isim de tutuklandı. Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasıyla birlikte yöneticisi olduğu televizyon kanalına kayyım atanması olacakların habercisiydi. Aynı beklenti İmamoğlu için de geçerli… AK Parti’ye yakın medyada ‘casusluk soruşturmasına’ ilişkin haberler manşetlere çıktı. İtirafçı olduğu söylenen Hüseyin Gün’ün ifadeleri bölümler halinde medyaya yansıdı. Bir bakıma İmamoğlu’nun tutuklanması için zemin oluştu. Aksi sürpriz olurdu.
Soruşturmanın odak noktasında Hüseyin Gün ismi var. Daha önce terör örgütü üyeliği iddiasıyla soruşturulmuş. Sonra dosyası kapanmış. Herhangi bir suça rastlanmamış. Gün, Necati Özkan’la görüşmüş, İmamoğlu’na bir kadınla ‘hayırlı olsun’ ziyaretine gitmiş. Ziyaretin fotoğrafı belge olarak dosyada. Gün’ün ilişkiler ağından hareketle İmamoğlu İngiliz istihbaratıyla irtibatlandırılıyor. İddia bu yönde… Sadece M16 değil. Fetö, PKK ve CİA de var. Belki Mossad da çıkar. Gün’ün açık itirafı var; “Ben İngiliz istihbaratının elemanıyım” diye…
İmamoğlu İstanbul’da seçimleri kazandı, gözünü cumhurbaşkanlığına dikti başına gelmeyen kalmadı. Cumhurbaşkanlığına aday olmasaydı hayatı didik didik edilir miydi? 35 yıl önceki yatay geçişi gündeme gelir miydi? Günün sonunda kapı gibi diploması ‘çöp’ olur muydu? 19 Mart’ta Silivri’yle noktalanacak yolsuzluk operasyonu için düğmeye basılır mıydı? Ve son olarak ‘siyasi casusluk’ ithamıyla yüz yüze kalır mıydı? Ki en ağır suçlama bu. Belki bu yüzden İBB’ye kayyım atanacak.
Bu sorular sadece siyasetin mekanlarında, medya ofislerinde değil toplumun her kesiminde, kahve sohbetlerinde bile sorulmakta… Sokaktaki vatandaşın bile gündeminde… İmamoğlu’nun suçu ‘cumhurbaşkanlığına aday’ olmak mı? Yani Erdoğan’a rakip olmak mı? AK Parti ‘hayır’ dese de operasyonların inandırıcı olması için daha sağlam argümanları olması lazım. Medyaya yansıyan unsurlar çok zayıf… Diploma meselesi zaten hiç inandırıcı değil. Daha 19 Mart’ın iddianamesi yazılmadı. AK Parti’ye yakın isimler ‘sonbaharda çıkacak’ demişti. Kış aylarına yaklaştık. Henüz ortada iddianame falan yok.
‘Tutuklama kararı’ üzerine İstanbul Başsavcılığı açıklama yapmış. İmamoğlu için ‘örgüt lideri’ diyor. ‘CHP’ye yasa dışı yöntemlerle ele geçirerek, cumhurbaşkanlığı için fon oluşturmak…’ dikkat çeken ifadeler. Bu açıklamanın satırları arasından siyaset kokusu almıyor musunuz? CHP’yi ele geçirmek… Ama yasa dışı yollarla… İstanbul gibi bir şehrin Belediye Başkanı gözünü niye yukarılara dikmesin? Parti yönetimine de talip olur, ülke iktidarına da…? Bundan doğal ne var? Erdoğan’ın yürüdüğü yol farklı mıydı? Bir parti yasa dışı yolla nasıl gele geçirilir? Delegenin oyunu menfaat karşılığında elde ederek mi? Herhalde bu kastedilmiş olmalı…
‘Siyasi casusluk’ iddiasının dayanağı da açıklama göre ‘kişisel verilerin yabancı ülke istihbarat birimlerine aktarılması…’. ‘Kişisel verilerin’ elden ele dolaştığı konusu medyada çok konuşuldu. Birçok devlet kurumu zan altında kaldı. Fakat yargı harekete geçmedi. İstanbul’daki verilen istihbarat örgütlerine aktarılmış… Kim aktarmış? Bu suçtan da tutuklandığına göre fail İmamoğlu olmalı… Onun bilgisi ve talimatına rastlanmış mı? Bilmiyoruz. Neden aktarmış? Ne tür siyasi kazanç elde etmiş? İddia çok ağır olduğu için gerekçenin ikna edici somut delillerin var olması gerekir. Henüz soruşturmayın başındayız. Dosyanın içeriğine vakıf değiliz. Fakat medyaya yansıyan haberlerin zayıf kaldığını söylemek lazım.
Peki iddia karşısında İmamoğlu’nun cevabı nedir? Suçlama varsa, savunma da olmalı… Karardan sonra İmamoğlu’nun tepkisi cümlelere şöyle yansımış;
“Hiçbir şeyin gerçek olmadığı her şeyin mümkün olduğu… Tam da böyle bir yere dönüştürdüler güzel ülkemi… Roma’yı yakmış olma iddiası bile şu saçmalıklardan daha gerçek… Milletimizin geleceğini perişan etmeye and içmiş bu zihniyetle mücadelemiz, bundan böyle daha da büyümüştür…”. İmamoğlu siyasi mücadelesine devam edecek… Geri çekilme gibi bir durum söz konusu değil. Söylediklerinden bunu anlıyoruz.
Öteden beri ‘Cumhurbaşkanlığı yolu yokuştur, yürümek kolay değildir, engellerle doludur…’ denir. İmamoğlu vakası da bunu ispatladı. İddialı bir adaydı. Erdoğan karşısında şansı vardı. Herkes hemfikir ki Erdoğan’ı en çok zorlayacak isimdi. Daha yolun başında duvara çarptı. Diplomasından oldu. Silivri’yi boyladı. Yolsuzluktan sonra siyasi casusluk ithamıyla da yüz yüze kaldı. Sadece İmamoğlu için değil, Türkiye için de zor bir süreç.






















