The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Sürpriz oldu, beklenmiyordu. Öncesinde bir işaret de vermedi. Milletvekillerinin bile haberi son dakikada oldu. Haber bir iddia olarak sosyal medyada dolaşıma girdi. Doğrusu pek ihtimal vermedim. Ahmet Davutoğlu gibi bir siyaset gurusu aktif politikadan ansızın çekilmez. O yolun taşlarını döşer. Konuyu kamuoyunda biraz tartıştırır. Ve görkemli bir ‘siyasi final’ yapar. Bir jübile gibi…
Dört sayfalık açıklama metnini okudum. ‘Neden?’ sorusuna tatmin edici cevap alamadım. Siyasete veda edilir. Parti tabelasını indirir ve kapısına kilit vurur. Ama bir sebebi olur. Mesela seçim sonuçları beklentilerin altında kaldıysa bu yönde bir değerlendirme yapılır. ‘Genel başkan’ koltuğunda oturan kişi sorumluluğu üstlenerek istifa eder. Dünyada örneği çoktur. Partiyi tasfiye etmek de ne demek?
Bir başka isimle yoluna devam edemez miydi? En azından bir şans verilmesi gerekmez mi? Şirket değil ki bu… Batsın ve iflasla birlikte tasfiye kararı alsın… Ahmet Davutoğlu elbette önemli isim… Ama partinin de her şeyi değil. Onsuz da yaşayabilir. Herhalde mevcut halinden daha kötü olmaz. Mayıs seçimlerinde CHP listelerinden Meclis’e 10 milletvekili soktu. Bir parti için Meclis’te temsil edilmek mühim…
Milletvekillerinin 10’unu da muhafaza edemedi. Altısı gitti, elde 4 milletvekili kaldı. ‘Yeni Yol’ Türk siyasetinde umut vaat eden bir denemeydi. Fena da gitmiyordu. Davutoğlu her hafta Meclis çatısı altına konuşma imkanı buluyordu. Mesajlarını kürsüden duyuruyordu. Davutoğlu açıklamasında medyanın ilgisizliğinden yakınıyor. Ama haksız. Gelecek Partisi’nin eti budu belli… Medya ne yapsın…? Manşetlere çıkaramaz ki…! Siyasi dengeleri etkileyecek çıkışlar olursa o başka… O da olmadı.
Gelecek Partisi milletvekillerine gazeteciler sordu… 4 milletvekili de özetle “Haberimiz yok… Genel Merkez’e çağrıldık…” dedi. Milletvekillerinden habersiz bir karar garip ve tuhaf değil mi? O toplantılara vekiller niye çağrılmadı? Şok gelişmeyi medyadan mı duymaları gerekiyordu? Bu nasıl bir siyaset… Nasıl particilik… Nasıl yönetim? 4 milletvekili bundan sonra ne yapacak? Sabah partili olarak uyandılar akşam partileri kepenkleri indirdi. Bonservisi elinde futbolcular gibi… Boşta kalmazlar tabii…
Ahmet Davutoğlu AK Parti’ye geri dönmek istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mesajlar da gönderdi. Fakat ona kapı açılmadı. ‘Herkes gelebilir ama Davutoğlu bu kapıdan giremez’ gibi bir yaklaşım sergilendi. Kapı biraz aralansaydı Gelecek Partisi bugün AK Parti çatısı altındaydı. Erdoğan neden Davutoğlu’nu veto etti? Diğer gidenlere tavrı böyle değil. Örneğin Ali Babacan konusunda daha esnek… Babacan ‘geliyorum’ dese ‘hayır’ demez.
Davutoğlu’nun Saadet, Deva ve Yeniden Refah ile bütünleşme görüşmeleri yaptığını biliyoruz. Epey ilerleme sağlandığı da konuşuluyordu. Somut bir gelişme yaşanmıştı… Yeni Yol böyle bir arayışın ürünüydü. Seçime doğru farklı siyasi denklemler söz konusu olabilirdi. Neden beklemedi? Veya neden geç kaldı? 31 Mart’ta bırakıp gidebilirdi. Türk siyasetçisinde örneğini görmediğimiz ‘örnek tavır’ sergilemiş olurdu.
Davutoğlu neden pes etti? Neden havlu attı? Onun gibi bir isimden sadır olmayacak bir davranış bu… Bardağı taşıran son damla neydi? Kime bozuldu, kime kızdı? Perde arkasında neler yaşandı? AK Parti’den istifaya zorlanmasını ‘parti içi darbe’ diye nitelemişti. Gelecek Partisi’nin tasfiye kararında hangi siyaset içi veya dışı etkenler belirleyici oldu? Yazılı açıklama olmaz… Sorulara cevap vermesi lazım.
Aslında yazılı açıklama Davutoğlu’nun tarzı değil. Konuşmayı sever, mikrofonlara ve kürsülere tutkundur. Bu fırsatı da kaçırmazdı. Konuşmak varken mesajlarını canlı duyurmak varken neden yazılı metne sığındı? Ben çözemiyorum. Anlamakta zorlanıyorum. Davutoğlu’nu iyi kötü tanıdığımı sanıyorum. Bu şok çıkış onun yöntemi ve üslubu değil. İşin içinde iş mi var? Kulis gazeteciliğine en çok ihtiyaç duyulan dönem… Tespitleri doğru… Siyaset kirlendi… Siyaset ve siyasetçinin itibar kaybı yaşadığı da gerçek… Çölde gül ağacı yetişmez… Herkes bunun farkında…
Peki mücadele etmek varken neden sahadan çekilmek doğru bir tavır mı? Bu bir ‘teslimiyet’ değil mi? Ne yazık ki öyle… Kafamda saatlerdir ‘neden’ sorusu dönüp dolaşıyor… Ve makul bir cevabı da yok.




