(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Bugün 1 Eylül… ‘Dünya Barış Günü’ymüş. Adli yıl da başladı. Sıra okulların açılmasında… Eylül’le birlikte Ankara hareketlenir. Yaz rehaveti biter, siyaset ısınmaya başlar. Ekim’in ilk günü Meclis’in kapıları açılır, ‘yeni yasama yılı’ start alır. Ve siyaset hayatın odağına yerleşir. Partilerin grup toplantıları, Genel Kurul’da yasa çalışmaları ekranları, gazete sayfalarını süsler. Köylerde, kasabalarda da hasadın son demleri yaşanır, bağlar bozulur, harman günleri geride kalır…
‘Gün barışın’ ama dünyada barış ve huzurdan söz edebilir miyiz? Herkesin gözleri önünde bir millet ‘soykırıma uğradı’. Gazze yanıyor. Hemen her gün katliam ve felaket haberleri… Ekmek fırınları bile bombaların, füzelerin hedefi durumunda… İnsanlar açlıktan ölüyor. MS 2025 yılında ‘Gazze’de kıtlık’ baş göstermiş durumda. Ekmek ve su bulamadığı için çocuklar, yaşlı insanlar son nefesini kıvranarak acı içinde veriyor. Gazze orada dururken ‘barış ve huzurdan’ söz etmek mümkün mü?
Sadece Gazze mi? Rusya ile Ukrayna ‘savaş halinde’. Yıllarca süren savaşın yıkım getirmemesi mümkün mü? Şehirler, kasabalar enkaza döndü. Diplomatik temaslar arttı. Belki ‘ateşkes’ olabilir ama ‘barış’ çok zor. Silahların susması da olumlu gelişmedir. İnsanların ölmediği bir dünyayı kim istemez? Çağımız ‘kolay ölümler’ çağı… Uygarlık ölümleri de kolaylaştırdı. Bombalar, füzeler ve yeni yeni sistemler hep ‘ölüm avcısı’. Hala bütçelerin önemli bölümü savaş ve savunmaya harcanıyor.
İÇTE ‘BARIŞ’ DENEMELERİ
Dünyayı bir kenara bırakalım, içeride barış ve huzur ortamı mevcut mu? PKK kendini feshetti, silahları sembolik de olsa ateşe verdi. Olumlu bir gelişme… Huzuru bozan sadece PKK değildi ki… Nicedir silahlar susmuştu zaten. Süreç yeni bir evreye girdi. Meclis’te komisyon kuruldu. Şu an dinleme aşamasında… Eski Meclis Başkanlarının görüşünü aldı. Barolar düşüncelerini aktardı. Sırada başta sendikalar olmak üzere sivil toplum örgütleri var. Eylül’le birlikte komisyon da hareketlenecek…
İç huzur derken siyasi ortamı da dikkate almak lazım. Siyasi mücadeleler, kavgaya, kavgalar da neredeyse savaşa dönüştü. Kavga sadece Ankara’da siyasi aktörler arasında değil, toplumun hemen her kesimi de taraf. İktidar ile muhalefet arasındaki kutuplaşma toplumsal bir gerçeklik halini aldı. Sanki ‘silahsız bir iç savaş’ hüküm sürüyor. CHP’li belediyelere operasyonlar tansiyonu daha da arttırdı. 10’ün üzerinde belediye başkanı hapishanede… Eylül’ün ikinci haftasında CHP davası var. Stresi bugünden başladı. CHP iktidar ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun başını çektiği eski yönetimi arasında sıkışmış durumda… Bir çıkış arıyor.
Hapishanelerin ağzına kadar dolu olduğu bir ülkede barış ve iç huzurdan söz etmek kolay değil. Hadi, adi suçlular tamam… Fakat siyasi, fikir ve düşüncelerinden dolayı içeride olanların sayısı oldukça yüksek. Hapishaneler kapasitelerinin çok üzerinde mahpus barındırıyor, şartları çok ağır, ıslah koşulları yok denecek kadar az. DEM’li Ömer Faruk Gergerlioğlu 11 ayda 68 mahpusun intihar ettiğini duyurdu. Rakam çok yüksek, bir ülke için alarm… Ülke olarak barış ve huzurun uzağındayız. Göğümüz kara bulutlarla kaplı… Kasvetli bir hava egemen.
Sonbahar siyasette ‘yeni başlangıç’ kabul edilir. Yeni sayfalar açılır… Eski politikalar gözden geçirilir. Siyasi tansiyonu düşürmek herkesin yararına değil mi? Bunca kavga, gürültü yetmedi mi? Hukuk, adalet ve ahlak güneşinin, kara bulutların arasından yüzünü gösterme zamanı gelmedi mi? Adalet AK Parti’nin ilk adı… Dolayısıyla en büyük vaadi. MHP ‘adalet krizinin’ yaşandığının farkında, sürekli mesajlar veriyor. Partinin önemli isimlerinden Feti Yıldız ‘tutuksuz yargılama’ istedi.
Bir grup siyasetçi ve aydın ‘barış bildirisi’ yayınladı. Aralarında eski bakanlar, eski yargı organı başkanı ve akademisyenler de var. Haşim Kılıç’tan, Ertuğrul Günay’a kadar… İktidarın daha doğrusu AK Parti’nin yakından tanıdığım, bildiği isimler… Bildiride ‘Kürtlerle barış yetmez…’ dendi, ‘ötekilere’ dikkat çekildi. Kıymetli bir metin, sadece tarihe not düşürmekle kalmamalı. Şu satırların politikaya dönüşmesi ülkenin yararına; “Önce kendi ülkemizde, kendi içimizde barışı sağlamalıyız. Söz konusu olan sadece silahla çözüm arayan örgütlerin bu yöntemden vazgeçmesiyle sınırlı değil; devletin, başta Kürtler olmak üzere, ‘ötekileştirilen’ veya kendisini ‘öteki olarak hisseden’ tüm yurttaşlarıyla barışmasıdır. Unutmayalım ki, terörden arındırılmış Türkiye hedefine, demokrasiyi ve hukuku hiçe sayarak ulaşamayız”.
Kavganın, savaşın kaybedeni çok, kazananı yoktur, barışın ise kazananı herkestir, kaybedeni yoktur.
























