(The Turkish Post) – Halim Yılmaz
Hamas lideri İsmail Haniye’nin İran’da infaz edilmesi üzerine bir yazı kaleme almıştım. Tabii ki, hazırladığım yazıda güncel bilgilerin yanı sıra, tecrübelerimden de faydalanmıştım. Ardından da, “Hamas lideri nokta istihbaratla öldürüldü” şeklinde bir yazı ortaya çıkmıştı. Yazıyla ilgili haliyle olumlu ya da olumsuz pek çok yorum geldi. Ancak takdirlere de, eleştirilere de sonuna kadar saygı duyuyorum. Aslında temel mesleğim yazı yazmak olmadığı için meramımı tam olarak anlatamamış olabilirim. Ancak sezgilerime güvenerek, bazı iddialı cümleler kurmuştum.

Söz konusu yazımda, “İçeriden istihbarat bilgisi gelmeden bu eylem kesinlikle yapılamazdı. Demek oluyor ki, yardım ve yataklık edenler, ya Hamas lideri İsmail Haniye’nin yakın kurmayları arasında yer aldı, ya da İran Devrim Muhafızları içindeki bir grup infaza aracılık etti.” şeklinde iddialı cümleler kurmuştum. Aslında bu işin doğasında olan bir kavramdı. Şayet ciddi koruma altında ve tehditlerin hedefinde bir şahıs, etkisiz hale getiriliyorsa, mutlaka istihbarat desteği vardır. Başka bir izahatı olamaz. Çünkü sıkı korunan siyasi liderlerin bazı özel görüşmeleri ve programları sır gibi saklanır. Nerede kalacağı, hangi aracı kullanacağı ya da kimlerle görüşeceği her zaman açıklanmaz. Aslında işin doğalı da budur. Siyasi liderlerin can güvenliği, yakın koruma halkasının birinci önceliğidir. Onun hayatına gelebilecek en ufak eylem ya da tepki, koruma zırhının yeniden gözden geçirilmesi anlamına gelir.
Türkiye’de de siyasi liderler, hem emniyet hem de istihbarat teşkilatlarınca korunur. Hem güvenliği esas alınır, hem de çevresine sızmaların olması engellenir. Hamas lideri İsmail Haniye’nin infazı bize bir kez daha gösterdi ki, “İran kağıttan bir kaplanmış.” Lütfen kimse yanlış anlamasın. Burada İran halkıyla ilgili küçümseyici bir dil kullanmıyorum. Ancak yıllardan beri, dünyaya bir istihbarat ülkesi ve güvenlik politikalarıyla lanse edilen, adı üzerinde İslam devleti boş bir hayalden ibaretmiş.
Demek ki, ülkesindeki genç kızların ve kadınların başlarına taktıkları bir örtü ülkenin temel sorunuymuş, Yıllardan beri hem üniversitelerde hem sokaklarda bir cadı avı gibi kadın kovalayan istihbarat ülkesine, İsrail Mossad ajanları deli gibi sızma yapmış. Öyle birkaç kurumla da sınırlı kalmamış ne yazık ki. Hamas lideri İsmail Haniye, infazıyla ortaya çıkan kara deliğe göre, ülkenin en önemli istihbarat teşkilatının yöneticisinin de Mossad tarafından ajanlaştırıldığı ortaya çıktı. Çünkü Haniye gibi kritik bir ismin Mossad tarafından bu kadar kolay tuzağa düşürülmesi asla mümkün değildir. Kısacası hem Haniye’nin hem de Devrim Muhafızları’nın içine sızıldığı için de infaz hayata geçirildi. İşte bu açından nokta istihbarat olarak değerlendirme yapmıştım.
ABD’YE RAĞMEN İRAN, İSRAİL’E TAŞ BİLE ATAMAZ
Gelelim artık İran ile ilgili son noktaya. Açıkça ifade etmem gerekirse, İran’ın varlığı İsrail’e, İsrail’in varlığı da İran’a bağlı. İki korku devi adeta bilinçli olarak birbirini yaşatıyor. Dünya coğrafyasından baktığınızda, İran bölgenin en güçlü ülkesi olarak ön plana çıkıyor. Ancak Kasım Süleymani suikastıyla başlayan ve Hamas lideri İsmail Haniye infazıyla noktalanan seri cinayetler gösterdi ki, İran’ın hiçbir askeri ve siyasi gücü bulunmuyor. Dedim ya… İran sadece başındaki örtüsüyle sokakta gezmek istemeyen genç kızlara savaş açar ancak. Onun dışında, varlığını devam ettirmek için yel değirmenleriyle savaşmaya devam eder. Siz İran manevi liderinin İsmail Haniye’nin cenazesinde yaptığı atarları da dikkate almayın sakın. Ben yıllardan beri bu çıkışları bir ergen atarı gibi görüyorum. Yıllardan beri İran hükümetinin İsrail’e yönelik onlarca atarına şahit olduk. Sonuç ne mi oldu? Bom boş bir hiçlik! Bundan dolayı “İran ile İsrail arasına 3. Dünya Savaşı çıkar” şeklinde atar yapan yorumcuları dikkate almayın. Amerika olduğu müddetçe, İran İsrail’e bırakın füze atmayı, tokat bile atamaz.

MASUM KADINLARA SAVAŞ AÇANLAR, KENDİ KIZLARINI GÖRMÜYOR
Gelelim işin püf noktasına. İnanır mısınız gördükçe, duydukça sinirlerim kabarıyor. Kendi ülkesinde genç kızlara ve masum kadınlara savaş açan İran devriminin siyasi liderlerinin çocukları ve aileleri farklı bir hayat yaşıyor. Hem de kendi ülkesinde değil. Özgürlüğün adresi olarak gösterilen Avrupa’da ve Amerika’da. Sözde dini liderlerin kızları orada başörtüsü takmıyor, mini ve dekolte etekleri ile gece kulüplerinde alem yapıyor. Hatta bazı gece alemlerinde de şampanyalar ardı ardına patlatılıyor. Masum kadınları zorla çarşafa çekmeye çalışan çağ dışı siyasi liderler, mevzu kendi evlatları olunca gözlerini kapatıyor. İşte asıl sorunun kaynağı da burada yatıyor. Sözde dini liderler bu mücadelelerini inanç akideleri için yapmıyor ne yazık ki. Kendi rant düzenleri devam edip, İran halkının gözlerinin açılmaması için yapıyor. İşte asıl mesele bu.






















