(The Turkish Post) – H. AGAH KALENDER
Ey okur! Yine bir ölüm ve karşınızdayım. Kadir İnanır’ın ölüm haberini alınca ne hissettiniz? Üzüldünüz mü? Nasıl bilirdiniz onu? Bu soru direkt size sorulsa ne cevap verirdiniz? İyi biri olduğuna tanıklık eder miydiniz? Ailenizden biri gibi miydi? Ölümü kalbinizde bir yerlere dokundu mu? Kadir İnanır’sız bir Türkiye eksik midir?
Ben bu soruları kendime de sordum. Ölüm haberini erken aldım. Telefonum elimdeydi, son dakika haberi önüme düşüverdi. Sürpriz olmadı. Nice zamandır hastanedeydi. Durumu da kritikti. Entübe edilmişti. Bir süre beklendi. Geri dönüş mümkün değildi. Ve son nefesini hastane odasında verdi. Haberi tez duyuldu. Kalbimi yokladım. Ne sempati ne de tepki vardı. Nötr duygular taşıyordum O’na ilişkin…
Çok filmini izledim. Hangi filmi beni etkiledi diye düşündüm…? ‘Katırcılar’ aklıma geldi. Sınır kaçakçılığını anlatıyordu. Kış mevsiminin ağır şartlarında çekilmişti. Halil Ergün gibi bir karakter oyuncusuyla birlikte oynuyordu. Belgesel gibi gerçekçiydi. ‘Yılanların Öcü’nü hatırladım. Kara Bayram’dı orada… Sert, haşin Anadolu erkeği… Dalaman nehrinde çekilen ‘Tomruk’ filminin izleri vardı zihnimde…
‘Tatar Ramazan’ fena değildi. Kabadayı rolü Kadir İnanır’a yakıştı. Nasıl Tarık Akan romantik filmlerin yüzü ise Kadir İnanır da ‘kabadayı rollerinin’ adamıydı. Bakışı, duruşu, yürüyüşü ve sesi ile bütünleşti. Farklı rolleri de oynadı tabii. Etek bile giydi yanlış hatırlamıyorsam… Komiser Şekspir filminde… İzlemedim, okuduğum haberlerden hatırlıyorum. TRT’de ‘Kırık Bir Aşk Hikayesi’ni izlemiştim. Hümeyra ile birlikte oynamıştı. Kasvetli bir filmdi. Biraz etkiledi beni.
Tek tek filmlerini sayacak değilim. Çok filmi var… Saymadım ama 100’ü aşacağına eminim. Merak ettim sordum internete; 182 filmde oynamış… En az onda birini izlemişimdir herhalde… Tek kanallı dönemlerde Türk filmi deyince ilk akla gelen isimlerden biriydi o. Sokakta adını duymayan, filmini izlemeyen bir Allah’ın kuluna rastlamak mümkün değildir.
Ve tabii ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’… Türkan Şoray, Ahmet Mekin iki büyük usta… Bir kült filmi hangisiydi diye sorulacak olursa bu film söylenebilir. İsmiyle, müziğiyle toplumun hafızasında derin ve silinmez izler bıraktı. Bu satırları yazarken bile insanın içine işleyen hüzünlü ve romantik melodisi kulaklarımda… Finali de dokunaklıydı. ‘Mutlu sonla’ bitmedi. Buna rağmen toplum çok sevdi bu filmi…
Evet, haberi alır almaz internet ortamında araştırma yaptım. Hayret çok fazla bilgi yoktu. 2025 yılında ‘Kuzeyden Gelen Adam’ diye belgeseli çekilmiş. İzlemedim. Açık kanallarda yoktu. Portre çalışmaları yapanlar olmuş. Bir kısmına baktım, içerikleri çok zayıf… Daha çok filmlerin hikayesi gibi… Bazı magazin unsurlar… Kendisini anlattığı bir bölüm var ki… Duygulandırdı beni… Annesi demişti “Seni düşürmek için tüm metotları uyguladım. Başaramadım, demek ki Kadir İnanır olacakmışsın…” Devamı yok. Neden düşürmek istedi? Cevabı yok. Aile sorunu mu? Fakirlik mi? Fatsalı diye bilinir. Sürmene kökenliymiş… Perihan Savaş’ın anlatımından öğrendim. Babaları tanışırmış…
Peki hakkında kitap yazılmış mı? Ali Can Sekmeç ‘Filmleriyle Kadir İnanır’ diye bir eser kaleme almış. Başka da yok. Hayret hakkaten… Türk sinemasıyla özdeşleşmiş bir isim hakkında bu kadar az çalışma yapılmış olması büyük eksiklik… En azından hakkındaki haber ve röportajlar toplansa bir kitap olurdu. Neden ihmal edilmiş? Bir ‘nehir söyleşisi’ yapmak da mı aklına gelmedi gazeteci milletinin…? Anlamak zor.
Çok köşeli biri değildi. Keskin duruşlarını hatırlamıyorum. Sola yakındı. Biraz Fatsa biraz da hayatın akışı sola çekmiş olmalı… İlk çözüm sürecinde ‘akil adamlar’ arasında yer aldı. Akdeniz bölgesini dolaştı, vatandaşlarla görüştü. Bu bir siyasi duruştu. Sert tepkilerle de karşılaştı. Aldırmadı. “Ben barıştan yanayım…” dedi. Ve ekledi; “Şimdi gerçekten ben bu dünyadan göçüp gideceksem, geri kalan ömrümü hiçbir şeye elini ayağını sokmayan pısırık, korkak bir adam olarak mı yaşamalıyım? Hayır… Tam tersine, arkamdan ‘Helal olsun Kadir Abi’ye’ diyecekler. Ben öyle öleceğim…’ Barışı göremedi. O süreç hüsranla sonuçlandı.
Milletvekilliği teklifi almış iki defa… Akil adamlıktan siyasete geçiş olur mu? Fena da olmazdı aslında… Hangi partiden mi? O dönemin HDP’sinden… Neden hayır dedi? Cevabını kendi ağzından okuyalım; “Tanınan, sevilen birini bu partide görelim” anlayışını ben doğru bulmadım. Çünkü o partinin var olması için ya da o partinin savunduğu bütün değerler için yıllarca uğraşmış, çalışmış, bedeller ödemiş bir sürü insan varken ben birdenbire onların önüne geçip milletvekili olamam. Buna karakterim müsait değil…” ‘Helal olsun mu?’ diyelim. Çekinmiş olabilir mi? Pek sanmıyorum. Yine de ‘belki akil adamlığı sırasındaki tepkiler kararını etkilemiştir’ demekten kendimi alıkoyamıyorum.
AK Parti’ye biraz mesafeliydi. “Erdoğan’a kırgınım” dediğini gördüm araştırmam sırasında… Ahmet Kaya protestosunda onun da rolünün olduğunu söylemiş Erdoğan… İnanır “Hayır, ben orada değildim” demiş… Buna rağmen Erdoğan ısrar etmiş… Ahmet Kaya ile de dostlukları iyiymiş… “Ben orada olsaydım o protestoyu yapamazlardı” gibi bir cümlesini okudum. Bir ara herkesin dilinde pelesenk olan ‘Hekimoğlu’ türküsüne kaynaklık etmiş… “Ünye de Fatsa bir oldu da narinim baş edemedim…”
Rahmetli Sırrı Süreyya Önder’in ‘Kadir İnanır’i anlatan bir yazısı imdadıma yetişti. Başlığı harikaydı; “Herkesin Kadir İnanır’ı sevmek için bir nedeni vardır” Güzel bir makale… Bir kitap gibi kapsayıcı… “Benim Kadir İnanır’ı sevmek için nedenim nedir?” diye sordum bir ‘özel neden’ bulamadım. Bir ülke gerçeği… Bu toprakların çocuğu… Aynı coğrafyanın insanı olmak… Yeşilçam ve sinamayla özdeşleşmiş olması… Benim mahalleme pek uğramadı. Sokağımda görmedim onu. Sadece sinema salonunda izledim. Ama bunlar sevme değil anlama nedeni olabilir.
Üzüldüm ama kaybına… Bir şeyler eksildi. Hayatımdan bir kesit gitti. Ölen benim gençliğimdi. Yeşilçamdı. Bir dönemdi. Kabadayılıktı. Dayılar, abiler kısaca mahallenin bekçisi kabadayılar çoktan sokaklardan çekildi, yerini mafya, ergen çeteler aldı. Herkesin bir Kadir İnanır’ı var… Önder haklı… Benim Kadir İnanır’ım ne sempatik biri ne de kötü… Dedim ya hislerim ‘nötrden’ başka sinyal vermiyor. Galiba ölümüyle birlikte ‘Her haneden bir cenaze çıkacak…’ O kadar toplumsallaşmıştı. Aileden bir ferde dönüşmüştü. ‘Bir Türkiye’ olmuştu.
Sırrı Süreyya Önder’in makalesinden bazı bölümler okuyalım mı? Film sektörüne girişi tesadüfler sonucudur. Buyurun; “Şahsidir: Bir dönem, belki de hayatımın bütün dönemlerinde fotoğrafçılık yaptığım için İnanır’ın fotoğraf hikâyesi bana film gibi gelir. İnanır, o zamanlar Fatsa’dadır, bir tesadüf eseri Saklambaç gazetesinin düzenlediği Fotoroman Kralı yarışmasına katılır. Tesadüf eseri diyorum çünkü İnanır’ın yarışmadan haberi yoktur, bir arkadaşı Samsun’daki Foto Engin’de çektirdikleri bir hatıra fotoğrafını, küçük bir şaka olsun diye yarışmaya gönderir.
O yıl İnanır, Fotoroman Kralı olur; bir süre sonra fotoroman oyunculuğu yapar. İnanır, fotoroman başarısının ardından sinemaya girer. Bir tarih de atmam gerek: İki yıl sonra Karagözlüm filminde Türkan Şoray’la başrolü paylaşır. Kadir’e kadınlar; Türkan’a erkekler bu filmle âşık olur… Âşık olanlar haksız da değildir… Sonra unutulmaz göç, işçi, kabadayı, hapishane filmleri ki bu filmlerin bir ucu bize, bir ucu Kürtlere dayanır. Bir filmde yerinden olmuş birilerini anlatır ve yerinden olmuş birinin başına her şey gelir; sevdiği kadın kolunu makineye kaptırır. Dramatik öğelerle bezenmiş olan pek çok film İnanır’ı ortaya çıkartır. Yerinden olmak, kendinden olmaktır…”
Evet, Kadir İnanır’ı sevin sevmeyin sizin bileceğiniz iş ve fakat o bir ‘ülke gerçeğiydi’. Bunu kabul etmek zorundasınız. Bir dönemdi kapandı, bir yıldızdı kaydı, Yeşilçam’ın güneşiydi battı… Üzgünüm onunla birlikte benim gençliğim de öldü, hayatımdan çok şey gitti…! Buna kim inanır? Tabii ki Kadir İnanır… Deli Kadir Ülenn…!






















