(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
İsrail’in Gazze’ye başlattığı kara harekâtı, zaten ayakta durmakta zorlanan kente topyekûn yıkım getirdi. Bombardıman altındaki sivillerin can havliyle kaçtığı, hastanelerin enkaz yığınlarına dönüştüğü, insani yardım koridorlarının dahi hedef alındığı bir tabloda dünya seyirci kalmaya devam ediyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı yazılı bir açıklama yaparak BM Güvenlik Konseyi’ni göreve çağırdı, fakat bu çağrı yalnızca kâğıt üzerinde yankı buldu. Kınama ve ateşkes talebi cümlelerinin ötesine geçebilen hiçbir irade ortaya konmadı. Gazze yanıyor, ama küresel aktörler başlarını başka yöne çevirmekten vazgeçmiyor.
İSRAİL’İN KARA HAREKÂTI: GAZZE İÇİN ÖLÜMCÜL BİR DÖNEMEÇ
Gazze, haftalardır süren bombardımanların ardından bu kez kara harekâtıyla yerle bir edilmeye çalışılıyor. İsrail ordusu tanklarla şehrin merkezine girerken, sivillerin kaçış noktaları dahi hedef alındı; yani açıkça sivillerin hayatta kalma ihtimali yok edilmek isteniyor. Filistinli kaynaklar, operasyonun daha ilk saatlerinde ölü ve yaralı sayısının katlanarak arttığını duyurdu. Buna rağmen İsrail Savunma Bakanı Katz’ın “Gazze yanıyor, görev tamamlanana kadar geri adım atmayacağız” sözleri, bu harekâtın yalnızca askeri değil, sivil halka yönelik bilinçli bir yok etme planı olduğunu gözler önüne seriyor.
BM GÜVENLİK KONSEYİ: GÜÇLÜNÜN HUKUKU, ZAYIFIN SESSİZLİĞİ
Gazze’de her geçen saat yeni bir insanlık dramı yaşanırken, dünyanın en yüksek uluslararası organı olan BM Güvenlik Konseyi işlevsizliğini bir kez daha ispatladı. Konsey, küresel barış ve güvenliği sağlamakla yükümlü olmasına rağmen, veto mekanizması üzerinden tamamen kilitlenmiş durumda. ABD, İsrail’e yönelik en ufak kısıtlama getirebilecek karar tasarılarını dahi engelliyor. Böylece uluslararası toplum, en temel insani değerlere sahip çıkma sorumluluğunu yerine getiremiyor. BM’nin bu pasifliği, aslında kurumun varlık nedenini tartışmaya açıyor. Bugün gelinen noktada BM Güvenlik Konseyi, adaletin ve hukukun değil, güçlünün çıkarlarının korunduğu bir kulüp görünümüne bürünmüş durumda.
ARAP DÜNYASI: SESSİZLİKTEN SUÇ ORTAKLIĞINA
Filistin meselesi, on yıllar boyunca Arap dünyasının en temel ortak paydası olmuştu. Ancak bugün yaşanan tablo bambaşka. Halkların Gazze için sokaklarda haykırdığı öfkeye rağmen, hükümetler büyük ölçüde sessiz kalmayı tercih ediyor. Bunun nedeni, açıkça çıkar hesaplarıdır. Washington’la sürdürülen askeri ve ekonomik bağlar, İsrail’le yapılan “normalleşme” anlaşmaları ve rejimlerin kendi kırılgan iç dengeleri, Filistin’e destek vermenin önüne geçiyor. Sessizliği tercih eden Arap başkentleri, yalnızca bir ihanetin değil, aynı zamanda yaşanan vahşetin suç ortaklığının altına imza atıyor. Bugün verilen bu sessizlik sınavı, ileride tarihin en ağır yargılarından biriyle karşılaşacaktır.
TÜRKİYE: SÖZLERİN GÜCÜ, EYLEMİN ZAYIFLIĞI
Türkiye, Gazze konusunda en sert açıklamaları yapan ülkeler arasında yer alıyor. Ancak uluslararası ilişkilerde yalnızca yüksek sesle konuşmak yetmiyor. Ankara’nın İsrail’i hedef alan sert söylemlerinin arkasında, somut bir yaptırım ya da caydırıcı bir adım bulunmuyor. Türkiye’nin uluslararası hukuk ve bölgesel dengeler nedeniyle tek taraflı bir müdahalede bulunması mümkün değil. Ancak bu sınırların ardına saklanmak, Ankara’nın etkisini giderek azaltıyor. Neticede güçlü sözler sarf ediliyor, fakat sahadaki sonuç değişmiyor.
İNSANLIĞIN ORTAK İMTİHANI
Gazze’de çocuklar ölürken, uluslararası toplum sorumluluktan kaçmaya devam ediyor. BM işlevsiz, Arap dünyası suskun, Türkiye etkisiz. Herkesin bir bahanesi var; ancak sivillerin acılarını hafifletecek, akan kanı durduracak gerçek bir irade yok. Bu tablo, yalnızca Filistinlilerin yalnızlığını değil, aynı zamanda insanlığın ahlaki iflasını ortaya koyuyor. Gazze’deki dram karşısında sergilenen kayıtsızlık, uluslararası sistemin çürümüşlüğünü gözler önüne sererken, tarihe de bir utanç kaydı olarak geçiyor. Gazze bugün yalnız bırakılıyor, ama bu yalnızlık sadece Filistinlilerin değil, bütün insanlığın ortak ayıbı olarak hatırlanacak.





















