(The Turkish Post) – EMİR ÇELİK
Yıllarca Türkiye’de ev kadınları, eşinden aldığı haftalık ya da aylık mutfak harçlığıyla evi çevirir, kalanını bir kenara koyar, yıllar içinde bu birikim bazen bir altın bileziğe, bazen bir arsa payına, bazen de gerçekten bir eve dönüşürdü.
Peki bugün bu mümkün mü? Cevap, üzülerek söylemek gerekirse: hayır, artık neredeyse hiç mümkün değil.
Bunun sebebi tek bir kelimede gizli: enflasyon. Türkiye’de gıda fiyatları son yıllarda öyle bir hızla arttı ki, artık mutfak harçlığı “artırılacak” bir kalem olmaktan çıkıp, “yetmeyen” bir kalem haline geldi. TÜRK-İŞ’in açlık sınırı hesaplamalarına göre, 4 kişilik bir ailenin sadece gıda ihtiyacını karşılayabilmesi için ayda 34 binin üzerinde para harcaması gerekiyor. Yani bugünün ev kadını, eskisi gibi “bu ay biraz artsın da bir şey alayım” diye düşünemiyor; tam tersine, “bu ay elimdeki para yetecek mi?” sorusuyla uğraşıyor.
Bir zamanlar mutfak harçlığından artırmak, kadının becerikliliğinin, idareli olmasının bir göstergesiydi. Şimdi ise idareli olmak bile yetmiyor; çünkü fiyatlar öyle hızlı değişiyor ki, ay başında yapılan bütçe planı, ay ortasında geçerliliğini yitirebiliyor. Soğanın kilogramı birkaç ay içinde 15 liradan 50 liraya çıkabiliyor, et fiyatları kilogramda 600-1200 lira bandına dayanabiliyor. Böyle bir ortamda “artırmak” kavramının kendisi anlamsızlaşıyor; asıl mesele artık “eksiye düşmemek” oluyor.
Bununla birlikte, bugünün ev kadınları da çaresiz kalmıyor. Evde üretim yaparak -içli köfte, el işi, dikiş, ekmek- aile bütçesine katkı sağlamaya çalışan kadınların sayısı artıyor. Ancak bu, geçmişteki “biriktirme” mantığından farklı bir şey; bugünkü çaba, çoğu zaman tasarruf etmek için değil, ay sonunu getirebilmek için harcanıyor.
“Mutfak harçlığından ev aldım” cümlesi, artık bugünün ekonomik koşullarında neredeyse bir efsaneye dönüştü. Bu, kadınların artık daha az becerikli ya da daha az idareli olduğu anlamına gelmiyor; tam tersine, bugünün kadını çok daha zorlu bir ekonomik ortamda, çok daha fazla çaba harcayarak aynı hane bütçesini ayakta tutmaya çalışıyor. Değişen kadının emeği değil, o emeğin karşılığını alabildiği zeminin kendisi.






















