(The Turkish Post) – EKİN TANYEL
Merkez Bankası rezerv verileri açıklandığında artık tek bir refleksle bakıyoruz: Altın hariç tablo ne söylüyor? Çünkü manşet rakamlar çoğu zaman gerçeğin üstünü örtebiliyor. Son haftalarda rezervlerde sınırlı bir toparlanmadan söz ediliyor. Ancak TCMB’nin geçen hafta itibariyle yayınladığı grafiklerin detaylarına indiğinizde bu iyileşmenin büyük ölçüde altın fiyatlarındaki yükselişten kaynaklandığını görmek zor değil.
Swap hariç net rezervler yaklaşık yarım milyar doların biraz üzerinde (0,55) artış gösterirken, altın etkisi dışarıda bırakıldığında tabloda yaklaşık 3,5 milyar dolarlık bir gerileme ortaya çıkıyor. Yani kasaya yeni döviz girişi sınırlı; olan biten sadece kasalardaki altının değerlenmesi.
Bu ayrım kritik. Çünkü rezerv dediğimiz şey sadece bilanço kalemi değil, aynı zamanda güven göstergesidir. İçeride döviz talebi güçlü kalmaya devam ediyor. Kur korumalı mevduat çözülürken, tasarruf sahibinin TL’ye kalıcı dönüşü ise sınırlı olacak gibi duruyor. Bu da Merkez Bankası’nın politika alanını daha da daraltıyor. Tekrarlı faiz indirimlerinin önünde engel oluşturuyor.
Tam bu noktada küresel cephede tansiyon yükseliyor. ABD’nin Venezuela’ya yönelik askeri müdahalesi, piyasalarda risk algısını bir anda yukarı taşıdı. Jeopolitik belirsizlik, finansal piyasalarda her zaman aynı refleksi doğurur: Güvenli liman niteliğindeki varlıklara kaçış.
Jeopolitik Risk = Güvenli Liman Refleksi
Piyasalar risk sevmez, belirsizlikten ise nefret eder. Venezuela operasyonu haberinin düşmesiyle birlikte refleks net oldu:
- Altın ve gümüş hızla yükseldi.
- Riskli varlıklardan çıkış başladı.
- “Nakit mi, emtia mı?” sorusunda ibre yeniden altına döndü.
Buradaki ironi şu: Türkiye’nin rezerv tablosunu “makyajlayan” altın fiyatları, aynı anda küresel risk algısının da en net göstergesi hâline geliyor. Yani altın hem içerde bilanço kurtarıcı, hem dışarda kriz barometresi.
Petrol cephesi ise daha temkinli bir fiyatlama yaptı. Venezuela önemli bir üretici olsa da, devam edecek gibi görünen yaptırımlar ve ülkede mevcutta var olan düşük kapasite nedeniyle küresel arz üzerindeki etkisi sınırlı. Bu yüzden petrol fiyatlarında ilk tepki yukarı yönlü olsa da kalıcı bir sıçrama görülmedi. Enerji fiyatlarını asıl belirleyen hâlâ OPEC+ politikaları ve küresel talep görünümü.
Altın Neden Bu Kadar Güçlü?
Cevap basit ama biraz rahatsız edici:
- Dünya genelinde rezerv para birimlerine güven sınırlı
- Para politikalarına inanç kırılgan
- Jeopolitik riskler artıyor
Büyük resme baktığımızda altının neden bu kadar güçlü olduğunu anlamak zor değil. Rezervlere güven sınırlı, para politikalarına inanç kırılgan ve jeopolitik riskler artıyor. Bu üçlü bir araya geldiğinde altın sadece bir yatırım aracı olmaktan çıkıyor; sistemin genel bir sigortasına dönüşüyor.
Türkiye açısından mesele daha da hassas. Altın fiyatları yükseldikçe rezerv tablosu daha iyi görünüyor ama bu bir optik yanılsama. Gerçek güç, sürdürülebilir döviz girişi ve güven tesisidir. Altın bunu satın almaz, sadece eksikliği örtbas eder.
Bugün altın yükseliyorsa, bir yerde bir şeyler yolunda gitmiyordur. Ve maalesef o “bir yer” sayısı giderek artıyor.
“Faiz indirimine devam edebilir mi?” sorusunun gerçek cevabı
Aşağıdaki üç koşul aynı anda sağlanırsa faiz indirimleri kontrollü devam edebilir:
- İndirimler küçük ve seyrek olursa: Örn. 25 bp, veri odaklı bakış ve güçlü iletişim
- Kurda oynaklık sınırlı kalırsa: Bunun için rezervlerde toparlanma ve makroihtiyati destek şart; yani yeni bir ekonomik model de gerekiyor.
- Jeopolitik risk yayılmazsa: Venezuela hadisesi limitli kalır; tekil olay ≠ sistemik kriz
Ama şunlardan biri bozulursa:
- Altın kalıcı şekilde yukarı yerleşirse
- CDS yeniden yükselmeye başlarsa
- Küresel dolar talebi sertleşirse
TCMB’nin yapacağı ek faiz indirimleri “rahat” olmaktan çıkar, maliyetli hâle gelir.





















