(The Turkish Post) – CAN ULUSOY
Ülkede hep bir masal vardır. Anlatılır durur… Ülkenin üç tarafı denizlerle çevirili diye… Ne hikmetse bu nimetlere, Anadolu insanları bir türlü ulaşamaz. Belki de bir anket yapsanız, toplumun yüzde 70’i denizi hiç görmemiştir. Daha da ötesini söyleyeyim. Bulundukları yerleşim mekânını hiç terk etmemiştir. Doğduğu topraklarda gözlerini yummuştur. Aslına bakılırsa, bu ülkem insanı için büyük bir acıdır. Çünkü benim yaşadığım ülkede, gencinden yaşlısına herkes en az yılda bir kez tatile gider. Mutlak bir tatil beldesinde denize girer, güneşin o gizemli ışıklarını bedenine hapseder. Tatilin devamında da normal hayatına, dinlenmiş bir şekilde devam eder.

Acaba biz neden insanımızı, üç tarafı çevrili denizlerimize ulaştıramıyoruz? Bunu sürekli kendime sormuşumdur. Benim Anadolu insanım, bunları hak etmiyor mu diye? Ama biliyorum ki, yurdum insanı her şeyin en güzeline layık. Ancak tatil beldelerindeki aşırı pahalılık ve maddi kaynakların yetersiz olmasından mütevellit, insanlarımız bulundukları toprakları terk edemiyor.
Ama şunu söylemem gerekiyor. Mesele artık sadece deniz ve güneşlenme değil. Artık doğa turizmi de Türkiye’de çok revaçta. Ayrıca binlerce kilometrelik deniz sahilleriyle Balıkesir bunu size fazlasıyla sunuyor. Balıkesir’in hem Ege’ye hem de Marmara’ya bakan yönü var. Özellikle Marmara Denizi’ne bakan kısmıyla Bandırma/ Erdek’in sahili ve plajları çok güzel. Diğer tarafta da Ege Denizi’ne bağlantısıyla Ayvalık/Edremit sahilleri, tatilciler için büyük keyifler sunuyor. Hatta her bütçeye göre de uygun fırsatlar sunuyor. En dikkat çeken yanıysa, Akdeniz bölgesindeki turizm işletmelerinde sıkça rastlanan ve konuklara hodkâm ve üsten bakışçı yaklaşımların olmaması. Bende yaz tatili için geldiğim Türkiye’de, bir dostumun tavsiyesi üzerine Balıkesir’e gittim. Yaklaşık iki hafta sadece deniz değil, tarihi ve kültürel bütün mirasları adım adım arşınladım. İnanır mısınız, bu gezide o kadar çok şey öğrendim ve duydum ki. Yeniden Avrupa’ya giderken, aklım hep Balıkesir’in efsanelerinde kaldı. Ne yalan söyleyeyim… Koca bir köyün, “Aşkından yataklara düştüğü” Refika’sını hiç unutamam. Nefes kesecek güzellikteki bir Rum kızının, yaşadıkları ve yaşattıkları tam bir efsane kıvamında.

İşte başlıyorum… Kulağıma bir kuş cıvıltısı gibi dolan hikâyeler, rüzgârın etkisiyle oradan oraya savruluyor. Ancak beynime nakşedilen güzellikler, havsalamı esir almış durumda. Ne yalan söyleyeyim. Arkadaşım teklifi karşısında, adeta “Araf’ta” kalmıştım. Bir yanda deli gibi insan selinin olduğu Akdeniz sahilleri, bir yandaysa sessizliğe gömülmüş kendi halinde bir Balıkesir vardı. Ben artık kararımı vermiştim. Çünkü dostumun tercihlerine hep daim saygım sonsuzdu. Beğenmesi zor bir insandı. Ancak beğenirse, onu başkalarının da tatması ve görmesi için elinden geleni yapardı. İstanbul’dan istikameti Balıkesir olarak belirledik. Yol boyunca araba yoğunluğunun aşırı olmaması ve mola yerlerinin bolca olması büyük bir avantajdı bizim için. Balıkesir’e her bir kilometrede yaklaştıkça heyecanımızı kat be kat artıyordu. Çünkü internet üzerinden yaptığımız araştırmalar da, dostumun söylediklerini teyit ediyordu.
ADATEPE’NİN RUM KIZI REFİKA
Otelimize vardıktan sonra ilk ilk iş, denizin maviliklerine kendimizi atmamız oldu. Koca bir yılın bütün yorgunlukları, buz gibi serin sularda kaybolup gitti. Artık bizi heyecanlandıran tek bir şey vardı: Koca bir köyün, “Aşkından yataklara düştüğü” Refika’nın yaşadığı Adatepe Köyü’nün yolunu tutmaktı. Bir gün sonra o topraklardaydık. Sanki köyün her bir noktasında Refika vardı. O gitmişti… Ama hayalleri ve hikayeleri Adatepe’yi esir almıştı sanki. Kaz Dağları’nın eteklerine kurulu bu tarihi köyde, hem Türkler hem de Rumlar mutlu bir şekilde yaşamış yıllarca. İnsanlar bu yaşam alanında birbirlerine saygı göstermiş. Ta ki mübadele dönemine kadar. Koca bir savaş gelip geçmiş bütün bir dünyanın ve elbette de köyün üzerinden. İşte o zaman o mutluluklar yerini hüzne bırakmış. Bir anda köyde yaşayan Rum aileler, tası tarağı toplayıp köyden ayrılmak zorunda kalmış. Bunun neticesinde, köye nam salan adıyla Refika ya da Rebeka ailesiyle birlikte, Sakız adasına göç etmek zorunda kalmış. Aslında Refika’nın gitmesi köyün neşesini kaçırmış. Yüzlerinden gülücükler saçan gençlerin yüzleri gülmez olmuş. Hikayelere göre, bazı deli açıklar onun gidişi üzerine yatağa düşmüş. Refika’ya olan özlemlerini gidermek için de her fırsatta onun söylediği türküler, köylünün diline pelesenk olmuş. Kulağa masal gibi geliyor, değil mi? İnsanın nefesini kesecek güzellikteki daracık sokaklarda gezdiğinizde, bütün gördüklerinizin gerçek olduğuna inanmak öylesine zor ki. İşte bir güzelin aşkıyla yanıp tutuşan o muhteşem köyün hikâyesi.

REFİKA İLE HAYAT BULAN ADATEPE KÖYÜ
Balıkesir, Ege’nin küçük ve şirin bir şehri. Özellikle denize yakın bütün noktalar yaz boyunca tatilcilerin uğrak yerleri arasında. Deniz keyfinin tadına varmış olanların diğer uğrak yerleriyse, tabi ki Kaz Dağları’nın eteklerine gizlenmiş tarihi ve doğal mekanlar. Tarihin dokusuna merak salanlar, gün boyu bu noktalarda hem dinleniyor hem de geçmişin hayalleri arasında seyahat ediyorlar. Altınoluk ilçesinin Küçükkuyu bölgesine bağlı Adatepe Köyü, bu yerlerin en bilinenleri arasında yer alıyor. Adatepe, Kazdağları’nın eteğinde, taş evleriyle yüzyılların tanıklığını hâlâ üzerinde taşıyan bir mekân olarak dikkat çekiyor. Bu köyde, 19. yüzyılın son çeyreğinde dünyaya gelen Refika Hanım, hem köyün hem de bölgenin kültürel hafızasında derin izler bırakmış haliyle. Adatepe’ye herkes Refika’nın anılarını ve hatıralarını dinlemek için gidiyor. Tabi ki yöresel yiyecekler de ayrı bir hava katsa da, perde Refika ile açılıp, onunla kapanıyor. Köyde yaşayan halkta, bu durumda şikayetçi değil aslında.
Anlatılanlara göre; Rum kızı Refika’nın gençliği, Osmanlı’nın çözülme yıllarına denk geliyor. O, hem Osmanlı’nın hem de Cumhuriyetin ilk döneminde esintileri barındırmış hayatında. Bir nevi, köy halkına hem eski geleneklerin taşıyıcısı olmuş hem de yeni hayatın ritmine ayak uydurmayı bilmiş. Bazı köylüler, onun köyün en köklü Rum ailelerinden birinin kızı olduğunu anlatır. Ne var ki, Rum kızı Refika, yalnızca ailesiyle anılmamış, daha çok bilgeliği ve halkla kurduğu bağla hatırlanmış. Köyde bıraktığı esintiler de bunun göstergesi aslında.
Yine köy ahalisinin anlattıklarına göre; Refika’nın tıbbi otlar ve şifalı karışımlar konusundaki bilgisi, köy halkı arasında onu farklı bir noktaya taşımış. Yine çocuk doğumlarında, hastalıkların tedavisinde ve hatta savaş yıllarında yaralıların bakımında onun adı sıkça geçmiş. Bazı köylüler de onun köyde ve çevrede neşe kaynağı olduğunu anlatır durur. Yine rivayetlere göre; Refika köy düğünlerinin ve eğlencelerinin baş konuğuymuş. Kıvrak dansları ve güzel sesiyle, Balıkesir başta olmak üzere, çevredeki bütün zenginler onun hastasıymış. Hatta Refika’sız düğün olmaz diyenler de az değilmiş köyde. Ancak Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte köyün hayatı değişirken, Refika da bu değişime tanıklık etmiş. Yeni okullar açıldığında, çocukların eğitimine destek olmuş; okuma yazma öğrenememiş köylü kadınlara kendi evinde sabırlı dersler vermiş. Böylece, yalnızca şifacı değil, aynı zamanda bir öğretici kimliğiyle de ön plana çıkmış.

REFİKA’NIN İSMİ ZEYTİNYAĞI İLE ÖLÜMSÜZLEŞTİ
Bugün Rum kızı Refika’yı artık Balıkesir’de bir zeytin markası yaşatıyor. Onun adına kurulan zeytinyağı markasıyla hem tarihi bir çağrı yapılıyor hem de kurulan Adatepe Zeytinyağı Müzesi’yle onun hatıraları yaşatılıyor. Şirketin onun ismini zeytinyağı markasına vermesi de ilginç. Yine anlatılanlara göre; özellikle zeytin zamanı Refika’nın çalıştığı tarlalarda köylüler hem zeytin toplar hem de Refika’nın şarkılarını dinlermiş.
Bugün hala, Adatepe’nin taş yollarında dolaşırken, yaşlıların dilinde hâlâ onun hikâyeleri söylenir durur. Köydeki pek çok taş binada, onun dillere pelesenk olmuş güzelliği ile bölgeye nam salmış resimleri yer alır. Görünen o ki, Adatepeli Refika, yalnızca bir köylü kadını değil, köyün tarihine gömülmüş bir hafıza aslında. Geçmişle bugün arasında bir köprü olup, Rum ve Türk dostluğunu yaşatmaya çalışan bir figür aslında.





















