(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
İlk yazıda ertelemenin tembellik değil, çoğu zaman duygudan kaçma biçimi olduğunu konuştuk.
Şimdi ikinci soruya geçiyoruz:
İnsan bir işi yapması gerektiğini bildiği hâlde neden başlamaz?
Ve neden aynı insan, zaman daralınca bir anda harekete geçer?
“Ben son dakika insanıyım.”
Bu cümle çoğu zaman gururla söylenir.
Sanki kişi kendini tanıyormuş gibi.
Sanki bu bir çalışma tarzıymış gibi.
Sanki son gece gelen panik, özel bir üretkenlik biçimiymiş gibi.
Ama çoğu zaman gerçek daha farklıdır.
Son dakika üretkenliği bir yetenek değildir.
Çoğu zaman ertelenmiş kaygının patlamasıdır.
Haftalarca bekleyen bir iş vardır.
Kişi onu düşünür.
Yapması gerektiğini bilir.
Hatta defalarca karar verir.
“Bugün başlayacağım.”
Ama başlamaz.
Sonra zaman daralır.
Teslim tarihi yaklaşır.
Beden gerilir.
Kalp hızlanır.
Zihin alarm verir.
Ve bir anda hareket başlar.
Kişi bunu şöyle yorumlar:
“Demek ki ben baskı altında çalışıyorum.”
Oysa bazen olan şey şudur:
Beyin ancak tehdit yeterince yakın olduğunda ciddiye almıştır.
GELECEKTEKİ BEN BİR YABANCI GİBİDİR
Ertelemenin en ilginç taraflarından biri, insanın gelecekteki kendisine karşı tuhaf bir mesafe hissetmesidir.
Bugünkü ben rahatlamak ister.
Yarınki ben bedel öder.
Bugünkü ben diziyi açar.
Yarınki ben uykusuz kalır.
Bugünkü ben “sonra bakarım” der.
Yarınki ben panikle yetiştirmeye çalışır.
Ama beyin çoğu zaman yarınki beni bugünkü ben kadar gerçek hissetmez.
Gelecekteki ben, sanki başka biridir.
Bugün rahatlayan kişi ile yarın strese girecek kişi arasında duygusal bağ zayıftır.
Bu yüzden erteleme aslında bazen şudur:
Bugünkü benliğin, gelecekteki benliğe borç bırakması.
Ve bu borç faizle geri döner.
ZAMAN UZAKSA MOTİVASYON NEDEN DÜŞER?
Bir işin teslim tarihi uzaksa, beyin onu düşük öncelikli görür.
Çünkü tehlike yakında değildir.
Ödül yakında değildir.
Sonuç yakında değildir.
Beyin şunu söyler:
“Şimdi değil.”
Burada mantık tamamen kaybolmuş değildir.
Ama kısa vadeli sistem baskındır.
Yakın olan daha güçlüdür.
Kolay olan daha caziptir.
Hemen rahatlatan daha çekicidir.
Bu yüzden telefon kazanır.
Video kazanır.
Yatak kazanır.
Küçük hazlar kazanır.
Uzak hedef ise kaybeder.
Çünkü insan beyni gecikmiş ödülleri küçültür.
Bugünkü küçük rahatlama, gelecekteki büyük faydadan daha canlı hissedilir.
Bu yüzden kişi hedefini önemsemediği için değil; hedef henüz yeterince yakın hissedilmediği için başlamaz.
SON GÜN MUCİZESİ DEĞİL, ALARM SİSTEMİ
Teslim tarihi yaklaşınca sistem değişir.
Artık sonuç uzakta değildir.
Başarısızlık ihtimali soyut değildir.
Utanç yakındır.
Eleştiri yakındır.
Kayıp yakındır.
Beyin bunu tehdit olarak algılar.
Ve tehdit geldiğinde enerji mobilize olur.
Adrenalin yükselir.
Kortizol artar.
Dikkat daralır.
Beden savaş moduna geçer.
Kişi bir anda çalışmaya başlar.
Ama bu üretkenlik sağlıklı bir akıştan çok, alarm üretkenliğidir.
İş biter belki.
Ama beden bedel öder.
Uyku bozulur.
Sinir sistemi yorulur.
Kalite düşer.
Kişi kendini tüketir.
Sonra da şöyle der:
“Yetiştirdim.”
Evet, yetişmiştir.
Ama çoğu zaman yaşanarak değil, sıkışarak yetişmiştir.
DÜRTÜSELLİK NEDEN BU KADAR ETKİLİDİR?
Bazı insanlar için anlık ödüller daha güçlüdür.
Beklemek zordur.
Sıkılmak ağır gelir.
Dikkat çabuk dağılır.
Yeni uyarana yönelmek kolaydır.
Bu, sadece karakter meselesi değildir.
Dürtüsellik, beynin şimdiye fazla ağırlık vermesidir.
Şimdi gelen bildirim, ilerideki başarıdan daha parlak görünür.
Şimdi gelen keyif, ilerideki huzurdan daha güçlü hissedilir.
Bu yüzden kişi “yapmamam lazım” dediği şeyi yapabilir.
Çünkü bilmek başka, durabilmek başkadır.
İrade burada tek başına yetmez.
Çevre, görev tasarımı ve başlama eşiği doğru kurulmadığında beyin yine hızlı ödüle gider.
Çünkü hızlı ödül bağırır.
Uzun vadeli hedef ise fısıldar.
DEĞER DÜŞÜKSE BAŞLAMAK ZORLAŞIR
Bir iş insana anlamlı gelmiyorsa, başlamak daha zordur.
Sıkıcı bir görev.
Belirsiz bir proje.
Sonucu görünmeyen bir emek.
Takdir edilmeyen bir çalışma.
Beyin bunları düşük değerli görür.
Ve düşük değerli görevler daha kolay ertelenir.
Bu yüzden yalnızca “disiplinli ol” demek çoğu zaman işe yaramaz.
Çünkü motivasyon yalnızca emirle oluşmaz.
Beynin şunu görmesi gerekir:
“Bu iş neden önemli?”
“Bu iş neye bağlanıyor?”
“Bunu bitirirsem ne değişecek?”
“Bu benim hangi değerime hizmet ediyor?”
Değer netleşmediğinde görev kuru bir yük gibi kalır.
Kuru yük taşınmaz.
Sadece sürüklenir.
BAŞARISIZLIK BEKLENTİSİ MOTİVASYONU SÖNDÜRÜR
Bazı insanlar işe başlamaz çünkü içten içe başaracağına inanmaz.
Görev daha başlamadan kaybedilmiş gibidir.
“Yapamayacağım.”
“Anlamayacağım.”
“Yetişmeyecek.”
“Zaten kötü olacak.”
Bu düşünceler motivasyonu azaltır.
Çünkü beyin şunu sorar:
“Sonunda başarısız olacaksam neden enerji harcayayım?”
Bu noktada erteleme bir kaçıştan çok, yenilgiyi geciktirme biçimine dönüşür.
Kişi başlamaz.
Çünkü başlarsa kendi yetersizlik korkusuyla yüzleşecektir.
Ve bazen başlamamak, başarısız olmaktan daha az acı verir.
Ama bu geçici bir korunmadır.
Çünkü başlamamak da insanın kendine güvenini aşındırır.
Kısır döngü böyle kurulur:
Başlamadıkça öz güven düşer.
Öz güven düştükçe başlamak zorlaşır.
SON DAKİKA KÜLTÜRÜ İNSANI NASIL YANILTIR?
Bazı insanlar son dakikada yaptığı işleri başarı sayar.
Ama şu soru sorulmalıdır:
Bu iş gerçekten iyi olduğu için mi bitti,
yoksa artık kaçacak yer kalmadığı için mi?
Çünkü son dakika sistemi kişiye sahte bir kimlik verebilir.
“Ben böyle çalışıyorum.”
Hayır.
Belki de sen böyle çalışmıyorsun.
Belki de sinir sistemin ancak sıkışınca hareket ediyor.
Bu ikisi aynı şey değildir.
Biri tercih.
Diğeri alarmdır.
SONUÇ: ZAMANI DEĞİL, YAKINLIĞI YÖNETMEK GEREKİR
Ertelemeyi azaltmak için sadece takvim yapmak yetmez.
Çünkü sorun çoğu zaman zamanın yokluğu değil, zamanın psikolojik uzaklığıdır.
Görev uzaksa beyin onu ciddiye almaz.
Görev büyükse beyin kaçar.
Görev belirsizse beyin donar.
Görev tehdit gibi görünürse beyin erteler.
Bu yüzden çözüm, görevi bugüne yaklaştırmaktır.
Küçültmek.
Somutlaştırmak.
İlk adımı görünür yapmak.
Sonucu beklemek yerine başlangıcı ölçmek.
Çünkü beyin büyük hedeflerle değil, yakın ipuçlarıyla harekete geçer.
BİLİMSEL NOT
Zamana Dayalı Motivasyon Kuramı, motivasyonun beklenti, değer, dürtüsellik ve gecikme ilişkisiyle değiştiğini açıklar. Bir hedef uzaksa motivasyon düşer. Teslim tarihi yaklaştıkça motivasyon artar; çünkü sonuç artık psikolojik olarak daha yakın ve daha tehdit edici hâle gelir.
Bu nedenle erteleyen kişi çoğu zaman işi önemsemediği için değil, beynin gecikmiş sonuçları bugünkü rahatlama kadar güçlü hissetmemesi nedeniyle harekete geçemez.
SONRAKİ YAZIDA
İlk yazıda ertelemenin duygudan kaçma yönünü gördük.
İkinci yazıda son dakika beyninin nasıl çalıştığını anlattık.
Üçüncü yazıda artık asıl soruya geleceğiz:
Bu döngü nasıl kırılır?
AYNA CÜMLESİ
Son dakika seni çalıştırmıyor.
Sadece kaçacak yer kalmadığında alarm sistemin devreye giriyor.























