(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Neden Hep Yanlış Teşhis Koyuyoruz?
Aşkta tatminsizlik genellikle yanlış etiketlenir.
“Yanlış kişi mi?”
“Eksik sevgi mi?”
Bu sorular rahatlatıcıdır çünkü suçu dışarıya atar.
Ama asıl soru şudur:
Olan şey neden içeri giremiyor?
Bunu yazmamın nedeni teorik değil; bu kapının bir zamanlar bende de kilitli kalmış olmasıdır.
Açlığın Kaynağı Gerçekten Eksiklik mi?
Diyabette ne olur?
Kanda şeker vardır, hatta fazlasıyla vardır.
Ama hücre açtır. Çünkü insülin yoktur.
Bunu bilmeyen beden ne yapar?
Panikle daha çok şeker arar. Daha çok yer, daha hızlı tüketir.
Ve her seferinde aynı his gelir: “Yetmedi.”
Çünkü sorun şekerin azlığı değildir; sorun, olanın hücreye ulaşamamasıdır.
Bilim Bu “Kapı” Hakkında Ne Diyor?
Psikobiyoloji bu durumu “Bağlanma Kapasitesi” olarak tanımlar.
Eğer sinir sistemin geçmişte “yakınlığı” bir tehdit olarak kodladıysa;
Sevgi kapıya geldiğinde bedenin kortizol (stres hormonu) salgılar.
Bilimsel adı: Kaçıngan Bağlanma.
Yani senin “insülin direnci” dediğin şey, aslında beyninin sevgiyi bir “işgal” sanıp savunmaya geçmesidir.
Hücre duvarları, hayatta kalmak için sevgiyi dışarıda bırakır.
İçeride Sevgiyi Taşıyacak Gücün Var mı?
Aşkta insülin, sevgiyi hücreye taşıyan Oksitosin Reseptörleri ve sağlıklı bir sinir sistemidir.
Bu sadece romantik bir his değildir, biyolojik bir hazırlıktır:
• Sevgi geldiğinde “kaç” emri vermeyen bir zihin.
• Yakınlığın getirdiği o sakinliğe (homeostaz) tahammül.
• “Görülmeye” izin veren bir iç eşik.
Bunlar yoksa, sevgi sizi besleyemez.
Tıpkı insülin olmadığında şekerin sadece damarları yorması gibi.
Miktar mı Sorun, Yoksa Metabolizma mı?
Duygusal insülin eksikse, sevgi sizi doyurmak yerine yormaya başlar.
Zihin bir dopamin bağımlısı gibi çalışır:
“Biraz daha doz alırsam tamamlanacağım.”
Ancak derin bağların hormonu olan oksitosini işleyemeyen bir sistem,
sadece kısa süreli dopamin patlamalarıyla (yeni flörtler, yoğun kavgalar) ayakta kalmaya çalışır.
Tıpkı bir diyabet hastasının sürekli tatlı yiyip asla doymaması gibi…
O Kapı İçeriden Nasıl Açılır?
Bilim buna Nöroplastisite diyor.
Yani; sistemin yeniden eğitilmesi.
Aşkta iyileşme, sevgiyi arttırmak değil, savunmayı azaltmaktır.
Boşluk hissi geldiğinde kaçmak yerine, o boşluğun içinde durabildiğinde başlar.
Sinir sistemine “güvendesin” demeyi öğrettiğinde;
Sevgi kapıya vurduğunda, içeriye “Korkma, bu tanıdık bir misafir” diyebildiğinde…
Seni Kim Doyurabilir?
Cevap sarsıcı: Kapın içeriden kilitliyse, kimse.
Dışarıdaki hiçbir sevgi seni doyurmaz.
Doğru kişi gelse bile.
Dünyanın en büyük aşkı kapında diz çökse bile.
Asıl Soru Hangisi?
Belki de artık şunu sormayı bırakmalısın:
“Beni kim tamamlar?”
Onun yerine kendine şunu fısılda:
“Sevgi tam eşiğimde dururken, ben neden hâlâ kapıyı kilitlemeyi seçiyorum?”
Son Not
Kapıyı kapalı tutmak bir kader değildir.
Ama kapalı tutmanın bir bedeli vardır.
Ve o bedel, her seferinde “yetmedi” hissiyle ödenir.























