(The Turkish Post) – ASLI GÜNEY
Türkiye’de yargı camiasında tuz kokmuş, haberimiz yok. Ya da yokmuş gibi davranmaya çalışıyoruz. Baştan ifade edeyim… Görevini hakkıyla yapan hakim, savcı ve avukatlarımız yaşanan bu kirlenmenin tabii ki dışındadır. Ancak aynı fanus içerisinde olduklarından dolayı, ne yazık ki, ortaya atılan her iddiadan namuslu yargıçlarımız da nasibini alıyor.
İki gündür yargıda rüşvet şayiaları yeniden yükseldi. Önce Türkiye’nin tanınmış avukatlarından Rezzan Epözdemir, rüşvet vermek iddiasıyla tutuklandı. Avukatın eski bir savcıya 150 bin dolar rüşvet verdiği öne sürülüyor. Ancak Epözdemir, verilen bu miktarın borç olduğunu iddia ediyor. Gel de inan! Tam bu fiyasko kapandı derken, yeni bir skandal daha patlat verdi. CHP lideri Özgür Özel, Ak Partili avukat Mücahit Birinci’nin İBB soruşturmasından tutuklu bir şüpheliden tahliye olması için 2 milyon dolar rüşvet istediği kaydediliyor. Keşke bununla da sınırlı kalsaydı… Hatta hazırladığı bir itiraf mektubunun imzalanmasa durumunda tahliye ettireceği sözünü veriyor. Muhtemel ki, Birinci aldığı bu rüşveti tek başına yiyecekti. Çağlayan Adliyesi’nde hiçbir hakim ve savcıyla bunu paylaşmayacaktı! Devamını yazamıyorum… Artık gerisini hukukçular doldursun!
Dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar pervasızlık olmaz. Pes doğrusu diyesi geliyor insanın. Daha geçen hafta ünlü bir rapçinin tahliyesiyle ilgili Kocaeli Adliyesi’nde skandal patlamıştı. Avukat ve bir hakim, tahliye için 500 bin dolar istiyordu ünlü şarkıcıdan. Nasıl oldu bilinmez tahliye gerçekleşti. Avukat tutuklandı. Ancak hakim ve savcılarla ilgili hiçbir işlem yapılmadı. Ne yazık ki, yaşanan bu fiyaskolar, yargıya duyulan güveni zedeliyor. Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, gittiği her yerde “Yargımız bağımsız ve tarafsız… Kimseden talimat almaz” diye açıklama yapsın dursun. Kimsenin umurunda bile değil. Maalesef aralarında hakim, savcı ve avukatların da bulunduğu organize bir grup, tutuklama ve tahliye konusunda servetlerine servet katıyor. Bunlar yaşanırken, Adalet Bakanı da maalesef, “saçını tarıyor.” Bakan Tunç, “adaletin kestiği parmak acımaz” düsturuyla, iddia olunan hakim, savcı ve avukatlara kapıyı göstermeli. Ardından da hukuki süreci hemen başlatmalı. Tuz koktuğu için de, hakimi savcısı fark etmiyor, aynı düzeni devam ettiriyor.
Şunun altını çizmekte fayda olduğu kanaatindeyim. Türkiye’de yargı organları hakkında geçmiş yıllarda da bazı iddialar ortaya atılmıştı. Ancak son birkaç yılda deşifre olan olaylar, yargıdaki krizin ne kadar ciddi olduğunu gözler önüne seriyor. Özellikle bazı hâkim ve savcıların belirli suç gruplarından tutuklu kişileri tahliye etmek için milyon liralarla ifade edilen rüşvet aldığı iddialarıysa yargının bittiği anlamına geliyor. Önceki gün, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla, avukat Rezan Epözdemir “rüşvet”, “Fetö’ye yardım” ve “siyasal ve askeri casusluk” suçlamalarıyla gözaltına alındı. Epözdemir’in evi ve ofisi eş zamanlı arandı. Yargılama aşamasında rüşvet vermek iddiasıyla tutuklandı.
RÜŞVET VEREN TUTUKLU, ALAN ÖZGÜR!
Rüşvet vermek iddiasıyla yargılanan avukat Rezan Epözdemir tutuklandı. Ancak geride kocaman bir soru işareti bıraktı. Söz konusu avukat bu konuyla ilgili tutuklandıysa, kendisinden yüzbinlerce dolar rüşvet alan savcı, hakim ile tahliye ya da dosya kapattırma talebinde bulunan şüphelilerle ilgili neden işlem yapılmadı. Bakan Tunç’un tabiriyle “Türk yargısı bağımsız…” Hukuk herkese eşit olmalı. Biri rüşvet vermekten yargılanıyorsa, alan ve aracı olanda aynı cezaya müstahak olmalıdır. Adalet Bakanı, yumruğunu ne zaman masaya vuracak bekliyorum? Toplumda, avukatla arasında ve yargı camiasında artık rüşvet ayyuka çıkmış durumda. Üzülerek söylemem gerekir ki, bazı hakim ve savcılar adliye koridorlarında zenginlikleriyle ve aldıkları arabalarıyla övünüyorum. Bu işi avantaya çeviren bazı akıllı avukatların durumunu hiç anlatmak istemiyorum. Çünkü Türkiye’de hatırı sayılı dostlarımız var. Özellikle yargı camiasının büyük çoğunluğu bu rezillikten bıkmış durumda. Sebebi de çok açık. Her pislik sadece birkaç kişiye değil, bütün bir camiaya mal oluyor.
TAYYAR’IN FETÖ BORSASI İDDİASI DİKKATE ALINSAYDI…
Uzaklardan izlediğim kadarıyla, avukat Rezan Epözdemir’in gözaltı aşamasında, Ankara’dan bazı üst düzey bürokratların da araya girdiği iddia eliyor. Bu iddianın kaynağı AK Parti eski milletvekili Şamil Tayyar. Eski gazeteci ve siyasetçi, sosyal medya hesabından Mehmet Uçum’u hedef gösterdi. Perde gerisini bilmemiz mümkün değil. Ancak Tayyar gibi etkin bir siyasetçi bir şey yazıyorsa, mutlaka bir geri plan bilgilendirmesi vardır. Aksi durumda, ne diye Uçum’u kendine hedef seçsin. Ancak yargılama aşaması bize siyaset, yargı ve hukuk camiası aşamasında bir çıkar ilişkisi olduğunu gözler önüne seriyor. Tayyar, yıllar önce de Gaziantep özelinde bir “FETÖ Borsası” kurulduğunu açıklamıştı. Eskinde yapılanma sadece Antep özelindeydi. Artık Türkiye geneline yayılmış durumda.
Bu kadar şaibe varken, Adalet Bakanı neyi bekliyor, toplum merak ediyor? Bakan, yargı camiasında ciddi bir neşter vurarak, yargının ve hukuk camiasının namusunu temize çıkarmak zorunda. Birkaç çıkar örgütünün bütün bir camiaya çamur atmasına fırsat vermemeli. İşte kendisine iyi bir fırsat. Ak Partili Mücahit Birinci’den başlasın. O zaman yargının bağımsız olduğuna biz de şahit olalım. Bakan Tunç’a söyleyelim. yargının temelde bağımsız olması gerekirken, savcı, hakim ve avukat arasında aşırı yakınlık iddiaları, bu bağımsızlık ilkesine gölge düşürüyor. Adalet mekanizması, şeffaf ve denetlenebilir doğasında sarsıntıya uğramış görünüyor. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre; rüşvet ağı içinde maddi çıkar ilişkileri öne çıkıyor. Tahliye işlemleri, araç şerhlerinin kaldırılması gibi resmi işlemler hukuki değil, bireysel çıkar ilişkisi üzerinden yürütülüyor. Bu yaşanan skandallar bile, ilgili kurumlarda sistematik bir yozlaşmadan söz edilebileceğini akıllara getiriyor. İşin en trajik yanıysa, suçlamaların yalnızca bir birey ya da olayla sınırlı kalmıyor olması. Aynı zamanda savcının ve hakimin koruma polislerinin ve katiplerin de soruşturmaya dahil edilmesi, bu pis işlerin, bir “ağ” etrafında şekillendiğini ve kurumsal zemin üzerinde yerleşik usulsüzlüklerin sökülmeye çalışıldığını akıllara getiriyor. Ne yazık ki, yaşanan skandalların her gün basına yansıması neticesinde, yargıya olan güven de derinden sarsılıyor. İnsanlar, adalet sisteminde adil yargılanacağına dair beklentisinde ciddi bir endişe duyuyor.
Sonuç olarak; Adalet Bakanı Tunç bir an önce devreye girmeli. Kamuoyuna yansıyan her bir vaka da, sadece bir bireye dair bir hikâye olmaktan öte, yargı sistemindeki rüşvet ve kayırmacılık sorunlarının görünür hale gelmesi açısından bir dönüm noktası özelliği taşıyor. Bunlar birkaç spesifik olaylar diyebilirsiniz. Ancak artık bütün adliyelere sirayet etmiş durumda. Bence dünyanın en büyük adalet binasını yapmak yerine, küçük binalarda mutlu olan ve sadece adaletle hüküm veren savcı ve hakimlere ihtiyaç var. Sayın Tunç, bunu yaparsanız hem ülkeniz hem de vatandaşınız kazanır. Aksi durumda suç gruplarının yargı üzerindeki gücünü kıramazsınız. O zaman da ne kadar anket yaptırsanız, kimse verdiğiniz kararlara saygı göstermez.






















