(The Turkish Post) – ALPER YILDIZ
Turnuva başlarken oğluma, ” İspanya-Arjantin final oynar, kupayı da İspanya alır” demiştim. Hislerim beni yanıltmadı. 21. yüzyılın en dominant iki milli takımı, tam da tahmin ettiğim gibi kupa finalinde karşı karşıya geldi.
Bir tarafta 3 Avrupa Şampiyonluğu, 1 Dünya Kupası olan ve 38 maçtır bileği bükülmeyen İspanya; diğer tarafta 3 Dünya Kupası ve 16 Copa América şampiyonluğuyla bir dünya devi olan Arjantin…
İşte büyük beklentilere rağmen, son derece sıkıcı ve vasat bir final izledik.
Arjantin’in Anlaşılmaz Tercihi ve Sönük Bir Veda
Arjantin’in sahaya nasıl bir taktikle çıktığını ben anlayamadım. Zaman zaman İspanya’yı yarı sahasına hapsetseler de devamında organize tek bir atak dahi izleyemedik. Finale kadar domine ederek gelen o takımdan eser yoktu; sahada bambaşka, tanınmaz bir Arjantin vardı. Uzatmalara kadar rakip kaleye tek bir şut dahi atamadılar. İlginç bir şekilde sürekli karşılayan, savunma yapan taraftılar. Lionel Messi topla çok az buluşabildi; onun gibi bir efsanenin vedası kesinlikle böyle olmamalıydı.
Teknik direktör Lionel Scaloni’nin endişeli duruşu maç boyunca yüzünden okunuyordu. Sahada bir şeyler değil, aslında birçok şey ters gidiyordu. İspanya topu rakibine neredeyse hiç göstermedi ve %65’lik topla oynama oranıyla oyunun hakimi oldu.
La Fuente’nin Satranç Oyunu ve Ferran Torres’in İmzası
Maç boyu “önce güvenlik” diyen İspanya, Arjantin’in 10 kişi kalmasının ardından vitesi artırdı ve aradığı golü Ferran Torres ile buldu. 90 dakika sonunda şut istatistiği her şeyi özetliyordu: İspanya 20 şut çekerken, Arjantin hanesinde koca bir sıfır yazıyordu. İspanyollar kart bile görmediler; izleyenler için can sıkıcı olsa da kendilerine göre son derece akıllı bir stratejiyle oynayıp kazanmayı bildiler.
Burada teknik direktör Luis de la Fuente’nin hakkını teslim etmek gerek. Lamine Yamal dışında yıldızı olmayan bu kadroyu, turnuva boyunca gerçek bir takım hüviyetine kavuşturdu. Takımını Dünya Kupası’na stratejik olarak harika hazırladı ve turnuvayı mükemmel yönetti. Evet, belki çok akıcı ve göze hoş gelen baskın bir oyun oynamadılar ama Yeşil Burun Adaları maçı hariç tüm turnuvayı kazanarak, kalelerinde sadece 1 gol görerek şampiyon oldular.
Maçın ardından Scaloni dürüstçe, “İspanya daha iyiydi, bunu kabul ediyoruz” derken, de la Fuente “Bu nesille gurur duyuyorum” diyerek zaferi taçlandırdı.
İspanya, 2010 yılının ardından tarihinde ikinci kez Dünya Kupası’nı müzesine götürdü. Bu başarıyla birlikte ilginç bir istatistik daha perçinlendi: Dünya Kupası’nı kazanan sekiz ülkeden yedisi artık kupayı en az iki kez müzesine götürmüş durumda. İngiltere ise kazandığı tek zaferle, bu elit kulübün tek kupalı tek üyesi olarak yalnız kalmaya devam ediyor.




















