(The Turkish Post) – AHMET KEMAL ULUBEY
İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan ve sonrasında ABD’nin devraldığı İran savaşında, sürekli bozulan ateşkes süreçleri bir tartışma konusu hâline geldi. Dünya, Donald Trump’ın birbirine zıt açıklamalarıyla ateşkesin bir sağlanıp bir bozulduğunu izliyor. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı trafiğe açması, ABD’nin ise okyanus üzerinden kurduğu ablukayı kaldırması için masaya oturan taraflar, henüz imzalar kurumadan ateşkesin bozulduğunu ilan ediyor. ABD’nin İran’ı suçlayarak bozulduğunu duyurduğu ateşkes süreci, Washington yönetiminin asıl niyetinin ve ne yapmak istediğinin merak konusu olmasına yol açtı.
BOZULAN ATEŞKESE İRAN CEHPESİNDEN BAKANLAR
ABD-İran savaşında varılan uzlaşmanın bir kez daha rafa kaldırılması kafaları karıştırdı. Sürece İran cephesinden bakanlar, “İran’ın elinde Hürmüz kartı var ve ABD’yi bununla uluslararası alanda zora sokmak istiyor” yorumunu yapıyor. Ayrıca zamana oynayan İran’ın, kasım ayında ABD’de yapılacak ara seçimlerde Trump yönetiminin Kongre’deki gücünü kaybetmesini beklediği ve böyle bir senaryoda Washington’ın savaşı sürdürmekte zorlanacağını düşündüğü belirtiliyor.
ABD TARAFINDA İSE İŞLER FARKLI
Ateşkesin neden bir türlü sağlanamadığı konusuna ABD cephesinden bakanlar ise daha farklı düşünüyor. Savaş her ne kadar “Hürmüz Boğazı” üzerinden yürütülüyormuş gibi görünse de işin aslı çok daha başka. İsrail’in başlattığı, ABD’nin ise devralıp sürdürdüğü İran savaşında asıl hedefin “Molla Rejimi ve Nükleer Program” olduğu daha ilk günden ilan edilmişti. ABD, Rusya ve Çin ekseninde duran mevcut rejimi yıkmayı kafaya koymuş durumda. Bunun gerçekleşmemesi hâlinde ise B seçeneği, yani ABD yanlısı yeni bir rejimin kurulması hedefleniyor.
ABD, İran’da neredeyse vurulmadık hedef bırakmadı ve ülkeye çok büyük zararlar verdi. Ancak tüm bunlara rağmen ne rejim yıkıldı ne de İran halkı —savaş öncesindekinin aksine— yönetime karşı ayaklandı. Bu durum, ABD’nin rejimi devirmek amacıyla sürdürdüğü savaşta ‘’kısmi bir konsept’’ değişikliğine gitmesine neden oldu.
İRAN’DAKİ GELİŞMELER ABD’NİN SAVAŞ KONSEPTİNİ DEĞİŞTİRDİ
Hamaney’in hayatını kaybetmesinin ardından ülke yönetiminde “İran Ordusu” daha etkili bir rol oynamaya başladı. Ordunun etkinliğinin artmasındaki en önemli unsurlardan biri, bizzat savaşın içinde aktif olarak yer almasıdır. Bir diğer etken ise oğul Hamaney’in —yaralanması ve gizlenmek zorunda kalması nedeniyle— babası kadar “dini liderlik” makamına ve ülke yönetimine hâkim bir profil çizememesidir. Kısacası, oğul Hamaney’in etkisinin sınırlı kalması, rejim içinde ordunun ağırlığını artırdı.
İran savaşında oğul Hamaney, daha çok arkasında kenetlenilen sembolik bir lider konumunda; yani mollalar, baba Hamaney dönemindeki kadar etkin görünmüyor. Bu durum, yetkinliğini molla rejiminden alan İran Meclisi ile Cumhurbaşkanlığı makamının alanını da kısıtlıyor. Savaş ortamında ordunun daha baskın bir rol üstlenmesi, bu süreci kaçınılmaz kılıyor. Savaşta sıkışan İran’dan Körfez’deki Arap ülkelerine fırlatılan füzelerde İran ordusunun etkisi tartışılmazdır. Ordunun zaman zaman savaşı bölgeye yaymaya dönük bu hamleleri, ABD ve İsrail’in yanında yer almakla eleştirilen Arap ülkelerinin elini kolaylaştırıyor. Bu durum ise Müslüman ülkelerin desteğini alma konusunda İran’ı diplomatik olarak zora sokuyor.
DÜNYA BASTIRIYOR ANCAK ABD’DEN ATEŞKES GELMİYOR
Hürmüz Boğazı’nda petrol sevkiyatının durması nedeniyle dünyada artan enerji fiyatları, ABD üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu baskıyı yapan aktörlerin başında ise Avrupa ülkeleri geliyor. İran’da hedefine ulaşana kadar durmayı düşünmeyen ABD, yükselen enerji maliyetleri yüzünden yoğun bir küresel baskı altında. Öte yandan, Trump yönetiminin İran savaşı konusunda ABD kamuoyunu tam olarak ikna edememiş olması da madalyonun diğer yüzünü oluşturuyor.
ABD, İRAN’DA “JEOPOLİTİK DEĞİŞİKLİK” İÇİN DÜĞMEYE BASTI
Savaşta direnen İran’daki molla rejimini kısa sürede yıkamayacağını anlayan ABD, ülkenin jeopolitiğini değiştirmek için hamle başlattı. İran’ı Çin-Rusya ekseninden çıkarıp kendi yanına çekmek, Washington için artık birincil öncelik hâline geldi. ABD; İsrail için bir tehdit olduğunu ileri sürdüğü “nükleer kapasitenin” yanı sıra, küresel dengelerde kendisi için tehdit olarak gördüğü Çin-Rusya ortaklığına hizmet eden “İran jeopolitiğini” hedef alıyor. Savaşta artık öncelik rejim değişikliğinden ziyade, ABD yanlısı bir yönetimin kurulmasının önünde en büyük engel olarak duran bu jeopolitik konumu kırmak.
ABD, bu amaç doğrultusunda ateşkes masasını kullanarak İran tepe yönetimini kendi içinde bölmeye dönük adımlar atıyor; İranlı elitleri ateşkes görüşmeleri üzerinden ayrıştırmak istiyor. Washington, “İran Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı ateşkes isterken, İran Ordusu buna direniyor” algısını yaratacak şekilde bir oyun kuruyor. ABD ve İsrail’in orantısız müdahalelerine karşı İran ordusunun sahada ülkeyi koruma refleksiyle yaptığı hamleler, her seferinde ateşkesin bozulma gerekçesi olarak sunuluyor. Ordu üzerinden yapılan bu gerekçelendirmeler, doğrudan ülke yönetiminde çatlaklar oluşturmayı hedefliyor. ABD’nin bu stratejide ne kadar başarılı olacağını ise elbette zaman gösterecek.
İSRAİL DE BOŞ DURMUYOR
İran savaşını körükleyen İsrail de “İran yönetiminin bölünmesi” konusunda boş durmuyor. New York Times gazetesinde yayımlanan bir habere göre, İran’ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile İsrail istihbaratı Macaristan’da gizli bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin gerçekten yapılıp yapılmadığını ya da yapıldıysa hangi amaca hizmet ettiğini kesin olarak bilmek şu an için mümkün değil. Ancak anlaşılan o ki İsrail, istihbarat kanalları üzerinden İran yönetimine doğrudan müdahale etmeye başladı ve artık bunu gizleme gereği bile duymuyor.
PEKİ NEDEN AHMEDİNEJAD?
ABD ve İsrail’in İran yönetimine yönelik hamlelerinin, savaş sonrası kurulacak rejimi belirlemeye dönük olduğu aşikâr. Bu noktada Ahmedinejad’ın, iddia edildiği kadar istekli olduğunu söylemek ya da bunu bilebilmek zor. Ancak ABD ve İsrail’de, Ahmedinejad’ın İran’daki “pragmatist İslamcı” kimliğiyle kitleleri kendi arkasında toplayabileceğine dair bir düşünce oluşmuş olabilir.
Anlaşılan o ki Ahmedinejad gibi isimler üzerinden yürütülen bu arayışlar, ABD’nin stratejik hedeflerini yansıtıyor: Washington ne İran’da Çin ve Rusya yanlısı, İsrail’i tehdit eden bir rejim kalmasını istiyor ne de İran halkını yönetemeyecek kadar zayıf ve otoritesiz bir yapının oluşmasını arzuluyor. İran’da asıl istenen, jeopolitik konumunu tamamen ABD çıkarlarına göre yeniden düzenlemiş bir ülke. Bu hedef uğruna, maalesef kadim İran toprakları yerle bir ediliyor; ülke ağır bir ablukayla çökertilirken halkı da kanlı bir savaşın ortasında bırakılıyor.
“JEOPOLİTİK DEĞİŞİKLİK” NEDİR?
Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse: Macaristan, Viktor Orbán yönetimindeyken Rusya-Ukrayna savaşında Rusya’yı destekleyen bir politika izliyordu. Avrupa Birliği (AB) bu durumdan hiç de hoşnut değildi ve Macaristan, Orbán döneminde AB tarafından kısmen izole edildi. Sonrasında ülkede yapılan serbest seçimlerin ardından, Orbán’ın tam tersi bir siyaset izleyen yeni bir yönetim işbaşına geldi. Artık Macaristan’da AB politikalarıyla çatışan bir iktidar bulunmuyor. Bu durum, bir ülkenin jeopolitik yöneliminin barışçıl yollarla değiştirilmesine somut bir örnek oluşturuyor.
Jeopolitiğin savaş ve müdahale yoluyla değiştirilmesine ise yakın zamanda yaşanan Venezuela örneği verilebilir. Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, ABD karşıtı ve Çin yanlısı politikalar izleyen otoriter bir liderdi. Maduro’nun otoriter yönetimini bahane eden ABD, bir gece operasyonuyla onu koltuğundan indirdi ve yerine Washington ile çatışmayan yeni bir yönetim getirdi. Böylelikle Venezuela’nın ABD karşıtı ve Çin yanlısı “jeopolitiği”, askeri bir müdahaleyle bir gecede değiştirilmiş oldu.





















