(The Turkish Post) – İsrailli yazar Yuval Noah Harari’ye göre, İsrail-Filistin çatışmasını besleyen eksik toprak ya da kaynak değil; her iki tarafın da kendilerinde mutlak haklılık gördüğü çarpıtılmış tarih anlatıları.
İsrailliler ve Filistinlilerin birbirleriyle savaşmaları için aslında bir neden yok. Her iki halk da Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki aynı toprakları sahipleniyor olsa da, bu topraklar aslında hepsinin güvenlik, refah ve haysiyet içinde yaşamasına yetecek kadar büyük ve zengin.
İsrailli tarihçi ve yazar Yuval Noah Harari, Financial Times’ta yayımlanan makalesinde, İsrail ile Filistin arasındaki çatışmanın temeline ışık tutan bir analiz sunuyor. Ona göre, sorun toprak ya da kaynak eksikliğinde değil; her iki ulusun “ahlaki kesinlik” iddialarında yatıyor.
Tarihsel anlatıların tehlikeli etkisi
Harari, 8 Kasım’da yayımlanan yazısında Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki bölgenin hem İsrailliler hem de Filistinliler için “yeterli büyüklükte ve kaynak bakımından zengin” olduğunu vurguluyor. “Eğer sadece mekanik bir sayım yapılsaydı — toprak, elektrik üretimi, su kapasitesi gibi — her iki halkın da güvenlik, refah ve haysiyet içinde yaşaması mümkün görünüyor” diye belirtiyor.
Ancak, çatışmayı körükleyen temel motivasyonun “moral” ya da “ahlaki” söylemler olduğuna dikkat çeken Harari, iki tarafın da tarihsel anlatılarında “100 % haklılık” inancı taşıdığını, bunun da diğer taraftaki insanın “varlık hakkı olmadığı” fikrine yol açtığını savunuyor.
Tarihsel efsanelerin çözümü
Yazar, hem İsrailli hem Filistinli anlatılardaki çarpıtmalara işaret ediyor:
İsrail anlatısı: Yahudiler bu toprakların orijinal yerli halkıdır, Roma İmparatorluğu tarafından kovulmuş ve modern zamanlarda Siyonist hareketle geri dönmüşlerdir.
Filistin anlatısı: Filistinliler bu bölgenin özgün yerli halkıdır; Yahudiler ise 19. yüzyılda Avrupalı sömürgeciler olarak gelmişlerdir.
Harari’ye göre bu anlatımlar, gerçek tarihsel olgularla çelişiyor: “Bölge üzerindeki demografik ve egemenlik tarihi çok daha karmaşık, farklı halklar tarafından uzun süredir yerleşilmiş ve yeniden düzenlenmiş.”
Barış için “cömertlik” gerekiyor
Harari’nin önerdiği çözüm yolu: her iki tarafın da “kesin doğruluktan” vazgeçmesi ve “pratik, cömert, gerçekçi barış” arzusu içinde olması.
İsrailliler için: Tartışmalı her tepe, her pınar için pazarlık yapmak yerine “iyi komşular” kazanmak önemlidir. Harari’ye göre barış, ek topraklar kazanmakla değil, meşru ve güvenli bir Filistin varlığı tanımakla başlar.
Filistinliler için: İsrail’in varlığını meşrulaştıracak bir şekilde cömert davranmak — bu, yasal ya da sembolik meşruiyeti kabul etmek anlamına gelir. Harari, bu tavrın İsraillilerin derin korkularını hafifletebileceğini ve bölgede kalıcı barış için kapı açabileceğini savunuyor.
Zaman daralıyor
Harari ayrıca teknolojik ve jeopolitik risklere de dikkat çekiyor: “Yeni nesil nükleer silahlar, yapay zekâ destekli ordular ve otonom sistemler gibi gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, ‘sınırsız zaman’ yok: barışı inşa etmek için cömertlik zorunlu.”






















