(The Turkish Post) – UĞUR K. YİĞİT
AKP, sevapların genel başkana yazıldığı, günahların alt kadrolara yıkıldığı bir sistem icat etmeyi deniyor. Buna ilk defa ihtiyaç duyuyorlar çünkü AKP artık ikinci parti.
AKP’de il başkanlarının istifaları sürüyor. Son üç günde 8 il başkanı görevinden ayrıldı (Muğla, Çanakkale, Adıyaman, Niğde, Tunceli, Bitlis, Elazığ ve Ordu).
AKP Bitlis İl Başkanı Kadir Köstekçi şöyle dedi: “Her türlü saldırıya, olumsuzluğa, zorluğa rağmen partimize, hemşehrilerimize hizmet etme aşkımızdan asla vazgeçmedik.”
Oysa herhangi bir AKP il başkanına bu ülkede hiç kimse yan gözle bakamaz. Aynı gece yarısında evinden alırlar. Ama demek ki birileri saldırmış Köstekçi’ye… Her neyse.
AKP Genel Merkezi, istifalar için “görev değişimi” dedi ve şu açıklamayı yaptı: “Kongre sonrasında şehirlerdeki çalışmalarımızın istediğimiz düzeyin altında kalması (…)”
Halk desteğini kaybediyoruz demenin kibarcası, tumturaklı cümleleri işte. Peki şimdi ne olacak? Partinin “çalışmaları istenilen düzeyin üstüne” çıkabilecek mi artık? Yeni il başkanları oyları yükseltebilecek mi?
Hepimiz biliyoruz, bence AKP Genel Merkezi de biliyordur: İl başkanlarının, bakanların, milletvekillerinin falan AKP’nin oylarına bir katkısı yok. Bu isimler de koltuklar da hep dekor.
Zamanında AKP Grup Başkanvekili olan Bülent Turan söylemişti zaten: “Erdoğan olmasa biz bir hiçiz!” diye. Kim onları onlardan daha iyi bilebilir ki! Oyları Erdoğan topluyor bu partide. Gerisi birer hiç. Bütün parti bir araya gelse, kameralara dönüp “Cumhurbaşkanımızın önderliğinde…” demeden tek bir kurdele bile kesemezler. Ne yetkileri ne iradeleri var buna.
Covid döneminde dağıtılan kolonyaları hatırlıyor musunuz? “Cumhurbaşkanımızın size selamı var” diye, Recep Tayyip Erdoğan imzası ile dağıtılmıştı her bir şişe. Zaten öyle olmaması düşünülemezdi. O mutlak lider. O, ikincisi olmayan bir tek adam. Kolonya şişeleri bile – hiçbir kafa karışıklığına mahal vermeden – onun iyilik hanesine yazılmalı.
Peki bir partide oyları toplayan kişi bizzat liderin kendisiyse, oyları kaybeden kişi kimdir?
Kazanılan seçimlerin sahibi Erdoğan ise ikinci parti olmanın faturası kime kesilmeli? Bu sorunun cevabı gayet basit. İlkokulun ilk karne gününde anlamış olmalıyız: “Pekiyi” alınca kutlamaları kabul edip “zayıf” alınca sıra arkadaşlarımızı suçlayabileceğimiz bir sistem yok. Ama neden olmasın?
AKP’nin il başkanlarını istifa ettirerek çözmeye çalıştığı paradoks işte bu: Bir şişe kolonyayı bile Erdoğan’ın iyilik hanesine yazarken günahların faturasını alt kadrolara kesen bir parti sistemi icat etmeyi deniyorlar. Buna ilk defa ihtiyaç duyuyorlar çünkü AKP ilk defa ikinci parti oldu. Tek adam hakkında hiçbir şüphe duyulmaması şimdilerde çok daha önemli.
AKP oy kaybettikçe seçimsiz bir rejime daha fazla yatırım yapıyor. Seçim yapmadan – şapkadan tavşan çıkararak – iktidarını sürdürmeyi başarabilirse il başkanları, milletvekilleri falan zaten hep kutsanmış olacak, sorun yok. Ama seçimsiz bir rejim yaratamazsa, genel başkan dışındaki herkes sırayla başarısız ilan edilerek istifaya zorlanacak bu partide. Halk kurban istiyorsa birileri sorumlu ilan edilip önlerine atılmalı. Bu, genel başkan olamaz. Asla.
Halk desteğinin azaldığına ilişkin sinyaller çoğaldıkça AKP’de cebinde istifa mektubuyla gezen tedirgin gölgelerin sayısı artacak.
Bülent Turan’ın dediği gibi onlar birer hiç aslında ve “hiç”lerin suçu olmaz pek. Fakat halkın verdiği karnenin zayıfları hep onlara yazılıyor. Oylar azaldıkça onlar sürülecek topun ağzına birer birer. Gittikçe daha çok suçlanacaklar.
Lider hiç oy kaybetmez…miş gibi olsun diye seçilen günah keçileri onlar. Seçimler yapıldığı sürece hep okka altında kalacaklar.
Peki sizce AKP il başkanları “oy kaybının günahı üzerimize yıkılıyor” diye bozuluyorlar mı? Sanmıyorum. Kazançları karşılığında ödemeyi seçtikleri bir bedel bu. Gönüllü kulluk, gururla taşıdıkları bir kimlik onlar için. Ayrıca kimin umurunda onların neye maruz kalacağı!
Biz seçimlerin peşindeyiz! Demokrasiden geçtik, seçimleri kurtarabilsek yeter şimdilik…






















