(The Turkish Post) – DR. UĞUR K. YİĞİT
Kürt sorununun çözümüne yönelik ilk açılım süreci, 2012 yılında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Abdullah Öcalan ile görüşmeler yaptıklarını duyurmasıyla ilan edilmişti. Habur yargılamaları, Öcalan’ın Nevruz mesajı, akil adamlar heyeti ziyaretleri ile geçen süreç başarıya ulaşamadı. 15 Temmuz 2014 tarihli Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun halen yürürlükte mi? Ne vardı o kanunda hatırlayan var mı? Ülkece o dönemden aklımızda kalanı, “bir masaldı geldi geçti” diye özetlesek yeridir.
Şimdilerde yeni bir süreci tartışıyoruz. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında kurduğu, “Öcalan Meclis’e gelip DEM Parti grup toplantısında konuşsun” cümlesi ile başladı bu süreç. Önerinin sahibi 2007 yılında partisinin Erzurum mitinginde, “Yoksa Öcalan’ı asacak kadar ip mi bulamıyorsun? Al sana ip, as!” diyerek ilmek yapılmış bir ipi kalabalığa fırlatan kişi olunca hepimiz biraz şaşırdık doğrusu.
Yeni sürecin kaptan köşkünde AKP ile MHP arasındaki ittifak var. Buna Cumhur İttifakı diyemeyiz. Zira BDP, HÜDA PAR, DSP gibi Cumhur bileşenlerinin söyleyecek bir sözünün olmadığı veya dikkate alınmadıkları açık. Zaten bu partilerin tabanları da oldukça küçük.
Taban demişken AKP ile MHP’nin tabanlarını da yazalım: Bugünkü AKP-MHP seçmeninin yaptığı başlıca şey liderlerini alkışlamak. “Son terörist öldürülene kadar” savaşmaya giden askerleri milliyetçi marşlarla uğurlayan… Dönüş yolunda Habur’da durup Kandil’den inen PKK mensuplarını karşılayan kimseler bunlar. Sabah Öcalan için kürsüden ip at, öğlen Öcalan’ı TBMM’ye davet et; fark etmez onlar için.
Kürt halkının iradesi Cumhur tabanı kadar edilgen değil. Örneğin, 23 Haziran 2019’da yenilenen İstanbul seçimleri için Öcalan, “Tarafsız kalın!” mektubu gönderdi ama Kürtler ikna olmadı. Seçimde Erdoğan’a -halen devam eden- büyük bir başağrısı hediye ettiler. Ama bu örneği Abdullah Öcalan’ın Kürtler üzerindeki etkisinin zayıflığı olarak okuyanlar yanılır. O, Kürt siyasal haraketinin Türkiye, Suriye ve Irak’taki aktörlerine söz geçirebilen bir isim. Kürtler Abdullah Öcalan’ı hükümetin elinden kurtarmak istiyor hepsi bu. Kürt halkı Öcalan’ın direktiflerini tam ve özgür bir irade ile verdiğinden emin olmak istiyor.
PKK’nın fesih kararı işte böyle bir emin olma halinin sonucu. PKK ve Kürtler, Öcalan’ın “Fesih kararı alın!” talimatını tam ve özgür iradesiyle verdiğinden emin olmuş olmalı. Aksi halde bu karar alınamazdı. Bu talimatı karşılığında Öcalan’a ne sağlandığını henüz bilmiyoruz. Halen İmralı’da mı? Belki. Peki ya koşulları? TBMM’de konuşması için davet almış birinin koşulları ne kadar kötü olabilir ki! Sizce gardiyanlar, yetkili savcılar, devlet görevlileri falan nasıl davranıyorlardır şimdilerde Öcalan’a? “Bizi de görürsün artık” sıcaklığına ne dersiniz!
Gelelim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a. O ağzındaki baklayı henüz çıkarmış değil. Şimdilik, “Analar ağlamasın, terörsüz Türkiye yüzyılı” gibi sloganlar attırıp durumu izliyor. Bir noktada Kürtlerden, ilelebet iktidarda kalmasını sağlayacak bir Anayasa değişikliğine evet demelerini açık açık isteyecek. Karşılığında Öcalan için rahat ve daha özgür bir yaşam vadedecek. Kürtler (ve elbette Öcalan) ise tam bir iş birliği için “özgürlükleri” yeşertecek yasal koşulların somutlaştırılması şartını dile getirecek. İşte Erdoğan ağzındaki baklayı o gün çıkarır: “ÖNCE sarayında kalmasını garanti edecek maddeleri anayasaya eklemeyi, daha SONRA Kürtlerin istediği yasal reformlarla devam etmeyi” önerecektir. Alacağını peşin alıp, vereceğini vadeliye bağlamak en yaygın esnaf kurnazlığı. O da bunu yapacaktır. Yersen.
Abdullah Öcalan’ın bırakılmasına itiraz edebilecek iki milliyetçi partiden birinin genel başkanı hapiste. İkinci partinin genel başkanı zaten Öcalan’ın özgürlüğünü talep eden kişi. Bu yüzden Öcalan’ı bırakmak Erdoğan için çok kolay. Belki bırakmıştır bile. Onun için zor olan, otoriterlikten totoliterliğe doğru ilerlemek yerine gerisin geriye demokrasiye doğru dümen kırmak. Kürtler Öcalan’ı aldı sayın siz. Ama ya demokrasi? Erdoğan bunu yapamaz. Bunu ancak vadedebilir Kürtlere.
Fesih kararı, silahlar, heyetler falan hep birer küçük detay bu fotoğrafta. Ne kadar uzarsa uzasın bu konu şu soruya varır gider dayanır: Kürtler, Öcalan’ı kurtarmak karşılığında anayasaya ‘tek adam rejimi’ diye yazılmasına razı olur mu, olmaz mı? Tek kişinin özgürlüğü için geriye kalan bütün özgürlükleri seçimli(!) bir otokrasinin insafına terk eder mi etmez mi?
Abdullah Öcalan’ı kurtarmak Kürt siyasetinin başarısını mühürleyen ve fikirlerinin ne kadar etkili olduğunu kanıtlayan büyük bir aşama olur. Ancak sadece Öcalan’ı mini bir tatil köyüne transfer etmekle ne Öcalan’ı ne de Kürtleri her şeye ikna edebilirsiniz. Mahmud Berzenci’den bu yana geçen 100 yılda Kürtlerin Orta Doğu’da biriktirdiği tecrübe çok köklü. “Barış ve demokrasi gelecek” masallarıyla süslenmiş dikta hevesini en iyi Kürtler tanır. Orta Doğu’da kendini demokrat saymayan bi diktatör var mı ki?
Abdullah Öcalan dört ülkeye yayılmış Kürtlerin neredeyse tamamının dikkate aldığı önemli bir aktör. O bir Sinan Oğan veya Numan Kurtulmuş değil: Para veya statü karşılığında trollere teslim edilemeyecek kadar imkansız bir hayat hikayesi var Öcalan’ın. Bakalım bu hikayesi nasıl sürecek…























