(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye ekonomisinde son aylarda en dikkat çekici gelişmelerden biri, yüksek faizlere rağmen yatırımcıların uzun vadeli Türk lirası varlıklardan uzak durmaya devam etmesi. Hem yerli hem de yabancı yatırımcılar kısa vadeli faiz ürünlerine, para piyasası fonlarına ve likit yatırım araçlarına yönelirken, iki yıl ve üzeri vadeli tahviller yeterli talep görmüyor. Bu tablo, yalnızca finansal tercihlerin değiştiğini değil, aynı zamanda ekonominin geleceğine ilişkin belirsizliklerin piyasalarda hâlâ güçlü şekilde hissedildiğini gösteriyor.
Normal şartlarda enflasyonun düşeceğine ve para politikasının istikrarlı biçimde sürdürüleceğine inanan yatırımcılar, uzun vadeli devlet tahvillerine yönelir. Tahvil talebinin artması faizlerin gerilemesine yol açar. Ancak Türkiye’de bunun tam tersi yaşanıyor. İki yıl vadeli devlet tahvillerinin faizleri yüksek seviyelerde kalmayı sürdürüyor. Bu durum, yatırımcıların uzun vadeli risk almak istemediğini ve geleceğe ilişkin beklentilerinin henüz netleşmediğini ortaya koyuyor.
Bu çekingenliğin arkasında birkaç temel neden bulunuyor. İlk olarak enflasyonla mücadele programının kalıcılığı konusunda soru işaretleri devam ediyor. Son dönemde enflasyonda kademeli gerileme yaşansa da yatırımcılar bu düşüşün sürdürülebilir olup olmayacağından emin değil. Özellikle enerji fiyatlarındaki yükseliş, küresel jeopolitik riskler ve kur oynaklığı enflasyon üzerinde yeniden baskı oluşturabilecek unsurlar arasında yer alıyor.
İkinci önemli başlık ise siyasi takvim. Türkiye’de seçim sürecine yaklaşıldıkça piyasalarda “seçim ekonomisi” tartışmaları yeniden gündeme geliyor. Kamu harcamalarının artması, yeni destek paketlerinin açıklanması veya ekonomi yönetiminin politika değişikliğine gitmesi ihtimali yatırımcıların uzun vadeli beklentilerini zayıflatıyor. Piyasalar bugün uygulanan sıkı para politikasının bir yıl sonra da aynı kararlılıkla devam edip etmeyeceğinden emin olamıyor.
Yabancı yatırımcı davranışları da bu tabloyu doğruluyor. Bir dönem yüksek faiz sayesinde Türkiye, “carry trade” işlemleri açısından dünyanın en cazip ülkelerinden biri olarak görülüyordu. Düşük maliyetle döviz borçlanıp yüksek faizli Türk lirası varlıklara yatırım yapan yabancı fonlar önemli kazançlar elde etmişti. Ancak son dönemde kısa vadeli faizlerdeki gerileme bu stratejinin cazibesini azaltmaya başladı. Uluslararası yatırım bankalarının carry trade tavsiyelerini geri çekmeye başlaması da bunun göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Bunun yerine yabancı yatırımcıların önemli bir bölümü para piyasası fonlarını tercih ediyor. Bu fonlar hem yüksek faiz getirisi sunuyor hem de kısa vadede pozisyon değiştirme esnekliği sağlıyor. Ayrıca yabancı yatırımcıların bu fonlarda stopaj avantajından yararlanabilmesi, para girişini destekleyen unsurlar arasında gösteriliyor. Dolayısıyla Türkiye’ye gelen yabancı sermaye tamamen ortadan kalkmış değil; ancak uzun vadeli yatırımlar yerine kısa vadeli ve daha güvenli alanlara yöneliyor.
Küresel gelişmeler de bu temkinli duruşu güçlendiriyor. ABD ile İran arasında tırmanan gerilim ve Orta Doğu’daki çatışmalar petrol fiyatlarını yeniden yukarı taşıdı. Petrol fiyatlarının 90 doların üzerine çıkması, enerji ithalatçısı olan Türkiye açısından hem cari açık hem de enflasyon riskini artırıyor. Bu nedenle uluslararası finans kuruluşları, daha önce konuşulan faiz indirimlerinden ziyade Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın gerekirse faizleri daha uzun süre yüksek tutabileceği, hatta yeni bir faiz artırımının dahi gündeme gelebileceği ihtimalini değerlendirmeye başladı.
Yüksek faiz politikasının etkileri ise artık yalnızca kredi piyasalarında değil, reel ekonomide de daha belirgin hissediliyor. Geçen yıl ağırlıklı olarak sanayi sektöründe görülen yavaşlama bu yıl perakende sektörüne de yayılmış durumda. Tüketimin zayıflaması şirketlerin satışlarını baskılarken, bankacılık sektöründe de kârlılık beklentileri aşağı yönlü revize ediliyor. Önümüzdeki dönemde açıklanacak ikinci çeyrek bilançolarının, ekonomik yavaşlamanın şirketler üzerindeki etkisini daha net ortaya koyması bekleniyor.
Borsa İstanbul da bu belirsizliklerden doğrudan etkileniyor. Endeks güçlü bir yükseliş trendi oluşturmakta zorlanırken, yatırımcılar bilanço sezonu, Merkez Bankası’nın faiz kararları, kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri ve küresel piyasalardaki gelişmeleri yakından takip ediyor. Özellikle bankacılık hisseleri faiz beklentilerindeki değişimlere karşı oldukça hassas bir görünüm sergiliyor.
Sonuç olarak Türkiye ekonomisinde bugün yaşanan temel sorun, yatırımcıların Türk lirasından tamamen vazgeçmesi değil uzun vadeye güven duymaması. Sermaye sistemin içinde kalmaya devam ediyor ancak vadesi giderek kısalıyor. Para piyasası fonları, kısa vadeli faiz ürünleri ve likit yatırım araçlarına olan ilginin artması da bunun en somut göstergesi. Uzun vadeli yatırımların yeniden güç kazanabilmesi ise yalnızca yüksek faizle değil, enflasyonda kalıcı düşüşün sağlanması, para politikasının öngörülebilirliğinin korunması ve siyasi belirsizliklerin azalmasıyla mümkün görünüyor.






















