(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Federal Almanya İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı son veriler, Türkiye’den Almanya’ya yönelik iş gücü göçünün hız kesmeden sürdüğünü ortaya koyuyor. Çalışma ve nitelikli iş gücü kapsamında oturum iznine sahip yaklaşık 605 bin yabancı arasında Hindistan’ın ardından Vietnam ve Türkiye’nin ilk sıralarda yer alması, Almanya’nın nitelikli çalışan ihtiyacını büyük ölçüde göç yoluyla karşılamaya çalıştığını gösteriyor.
Ancak bu tablo yalnızca Almanya’nın iş gücü açığını değil, Türkiye açısından da uzun süredir tartışılan “beyin göçü” ve nitelikli insan kaynağının yurt dışına yönelmesi sorununu yeniden gündeme taşıyor.
ALMANYA NEDEN DIŞARIDAN İŞÇİ ARIYOR?
Almanya’nın karşı karşıya olduğu temel sorun demografik değişim. II. Dünya Savaşı sonrasında doğan ve “Baby Boomer” olarak adlandırılan kuşak emekliliğe ayrılıyor. Buna karşın düşük doğum oranları nedeniyle iş gücü piyasasına katılan genç nüfus aynı hızda artmıyor.
Özellikle sağlık, mühendislik, bilişim, üretim, lojistik ve gastronomi sektörlerinde yüz binlerce kişilik açık bulunuyor. Alman hükümeti son yıllarda çıkardığı göç yasalarıyla yabancı diplomalarının tanınmasını kolaylaştırırken, iş arama vizeleri ve nitelikli göç düzenlemeleriyle ülkeyi uluslararası çalışanlar için daha cazip hale getirdi. Bu nedenle Almanya artık yalnızca klasik işçi göçü alan bir ülke değil dünyanın farklı bölgelerinden eğitimli profesyonelleri çekmeye çalışan küresel bir yetenek merkezi olmayı hedefliyor.
TÜRKİYE’DEN GİDEN PROFİL DEĞİŞİYOR
1960’lı yıllardaki işçi göçü ile bugünkü göç arasında önemli farklar bulunuyor. İlk göç dalgasında ağırlıklı olarak vasıfsız veya düşük vasıflı işçiler yer alırken, bugün Almanya’ya gidenlerin önemli bölümünü doktorlar, hemşireler, yazılım geliştiricileri, mühendisler, teknisyenler ve akademisyenler oluşturuyor. Bu değişim, göçün niteliğinin ekonomik zorunluluktan çok kariyer planlaması ve mesleki gelişim eksenine kaydığını gösteriyor.
Özellikle genç üniversite mezunları için Avrupa ülkeleri artık yalnızca daha yüksek maaş sunan değil daha istikrarlı çalışma koşulları, uluslararası kariyer fırsatları ve sosyal güvence sağlayan ülkeler olarak görülüyor.
ALMANYA TEK SEÇENEK DEĞİL
Her ne kadar Almanya ilk sırada yer alsa da Türklerin yurt dışı rotası son yıllarda çeşitleniyor. Hollanda, Kanada, Birleşik Krallık, Avustralya ve Birleşik Arap Emirlikleri özellikle teknoloji, sağlık ve mühendislik alanlarında çalışan Türk profesyoneller için önemli merkezlere dönüşmüş durumda. Bu ülkelerin ortak özelliği yüksek ücretler, nitelikli göç programları, kariyer gelişimi ve uzun vadeli oturum imkânları sunmaları. Dolayısıyla Türkiye’den yaşanan hareketlilik artık tek bir ülkeye yönelik değil, küresel iş gücü piyasasına entegre olma eğiliminin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
TÜRKİYE AÇISINDAN NE İFADE EDİYOR?
Nitelikli çalışanların yurt dışına yönelmesi kısa vadede bireyler için daha yüksek gelir ve kariyer fırsatları anlamına gelirken, uzun vadede Türkiye açısından önemli maliyetler doğuruyor. Kamunun ve ailelerin yıllarca yatırım yaptığı eğitimli insan kaynağının başka ülkelerde üretime katılması sağlık hizmetlerinden teknoloji sektörüne kadar birçok alanda personel açığını derinleştirebiliyor. Özellikle doktor, mühendis ve bilişim uzmanlarının yoğun şekilde yurt dışına yönelmesi, Türkiye’nin yüksek katma değerli üretim kapasitesini de etkileyebilecek unsurlar arasında gösteriliyor.
Öte yandan yurt dışında çalışan Türklerin gönderdiği döviz, uluslararası bilgi ve deneyim transferi ile kurdukları ticari bağlantılar ise göçün olumlu yönleri arasında değerlendiriliyor. Bu nedenle uzmanlar, göçü tamamen engellenmesi gereken bir süreçten ziyade, tersine beyin göçünü teşvik edecek politikalarla yönetilmesi gereken bir olgu olarak görüyor.
AVRUPA’NIN KAZANCI, TÜRKİYE’NİN SINAVI
Almanya’nın açıkladığı veriler, küresel iş gücü rekabetinin giderek hızlandığını gösteriyor. Yaşlanan Avrupa ekonomileri, üretimlerini sürdürebilmek için genç ve eğitimli çalışanlara ihtiyaç duyarken gelişmekte olan ülkeler ise yetiştirdikleri nitelikli insan kaynağını elde tutmanın yollarını arıyor.
Türkiye açısından temel mesele yalnızca vatandaşlarının yurt dışına gitmesi değil, onları ülkede kalmaya veya belirli bir deneyim sonrasında geri dönmeye teşvik edecek ekonomik, mesleki ve sosyal koşulları oluşturabilmek. Aksi halde küresel yetenek rekabetinde kazanan ülkeler iş gücü açığını kapatırken, kaybeden ülkeler ise yetişmiş insan kaynağını giderek daha fazla dışarıya göndermeye devam edecek.






















