(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye, hukuk devleti olma vasfını hızla yitiriyor. Son aylarda hız kazanan gözaltı ve soruşturma kararları, iktidara muhalif her sesi bastırmak için yargının sistematik biçimde kullanıldığını ortaya koyuyor.
Protestolardan tweet’lere, üniversite öğrencilerinden gazetecilere kadar uzanan geniş bir yelpazede “suç icat edilerek” insanlar susturuluyor. Hukukun üstünlüğü değil, iktidarın üstünlüğü konuşuluyor.
FİKİR DEĞİL, SADAKAT İSTENİYOR
Anayasa’nın ifade özgürlüğünü güvence altına alan 26. maddesi, artık sadece teoride var. Pratikte ise yurttaşlardan fikir değil sadakat bekleniyor. Bir paylaşım, bir slogan, bir cümle iktidarın hoşuna gitmiyorsa anında gözaltı ya da soruşturma sebebi olabiliyor. Sosyal medya üzerinden yapılan eleştiriler, yargı eliyle bastırılıyor. “Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı” anayasal güvence altında olmasına rağmen, gençler ‘örgüt üyeliği’, ‘devlet kurumlarını hedef almak’ gibi muğlak suçlamalarla karşı karşıya kalıyor. Sanki anayasa askıda, hiçbir yargısal güvence yok.
SOSYAL MEDYA: DÜŞÜNCE PAYLAŞMAK SUÇ SAYILIYOR
Sosyal medya, günümüzün en yaygın ifade platformu. Ancak Türkiye’de bir tweet, bir Instagram hikayesi ya da TikTok paylaşımı soruşturma gerekçesi haline gelmiş durumda. 2024 yılında sadece Twitter (X) üzerinden yapılan siyasi içerikli paylaşımlar nedeniyle binlerce yurttaş hakkında işlem başlatıldı.
“Cumhurbaşkanına hakaret” suçu, artık sadece devlet büyüklerine değil, siyasi eleştirilere de perde oldu.
YARGIDAN GÖZDAĞI, HUKUKTAN ZORBALIK ÜRETİYOR
Bağımsız olması gereken yargı organlarının, iktidarın politikalarını eleştirenleri cezalandırma aracına dönüşmesi, Türkiye’de hukukun tarafsızlığına olan inancı yerle bir etmiş durumda.
Barışçıl protestolara katılan öğrenciler, eleştirel haber yapan gazeteciler, tweet atan yurttaşlar… Her biri hedef.
YARGI NE KADAR TARAFSIZ?
Barolar, hukukçular ve insan hakları örgütleri, Türkiye’deki yargının bağımsızlığını yitirdiğini açıkça dile getiriyor.
HSK’nın yapısı, mahkemelere yapılan siyasi atamalar, AYM kararlarının uygulanmaması ve yargının iktidarın sopasına dönüşmesi, hukuk devletine olan güveni neredeyse yok etti. AYM kararlarının açıkça hiçe sayılması, açık bir anayasal krizin göstergesi.
ULUSLARARASI ELEŞTİRİLER CİDDİYE ALINMIYOR
Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler ve AİHM, Türkiye’ye hukuk ve insan hakları konusunda defalarca uyarılarda bulundu.
Ancak iktidar, bu eleştirileri “dış müdahale” olarak yaftalayarak meşruiyetini sorgulamayı tercih ediyor.
Türkiye, ifade özgürlüğünde dünyada 150. sıralara kadar gerilemiş durumda.
Mümtaz’er Türköne yazdı I Hangisi: Şiddet mi, boykot mu?
BİR ÜLKE KORKUYLA YÖNETİLEMEZ
Türkiye’de bugün bir paylaşım yapmadan önce düşünmek, bir eleştiri yaparken tedirgin olmak, hatta sokağa çıkmaktan çekinmek sıradan hale geldi.
Oysa demokrasinin temeli, özgür bireylerin düşüncelerini rahatça ifade edebilmesidir. Korku ile bastırılan bir toplumda gelişme, yaratıcılık ve katılım olmaz.
Sessiz bir toplum, sağlıklı bir toplum değildir…





















