(The Turkish Post) – TUNA CEVHER
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ocak ayı enflasyon verileri, sadece fiyat artışlarının seyrine değil, enflasyonun nasıl ölçüldüğüne dair tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı. Aylık enflasyonun yüzde 4,84 ile beklentilerin üzerinde gerçekleşmesi, kira artış oranlarının yüksek seyrini sürdürmesine yol açarken; TÜİK’in sepet ve baz yılı değişiklikleri verilerin arka planına ilişkin soru işaretlerini artırdı.
KİRA ARTIŞI NEDEN HALA YÜKSEK?
TÜİK verilerine göre şubat ayında uygulanacak kira artış oranı, 12 aylık TÜFE ortalamasına göre yüzde 33,98 olarak belirlendi. Yıllık enflasyonda sınırlı bir gerileme görülse de kira artış oranlarının hâlâ yüzde 30’un üzerinde seyretmesi, özellikle büyük şehirlerde barınma maliyetlerinin neden kalıcı bir sorun olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor.
Bu tablo, enflasyonun genel seviyesinde yavaşlama olsa bile, hanehalkının en temel harcama kalemlerinde rahatlama yaşanmadığını gösteriyor.
SEPET VE BAZ YILI DEĞİŞİKLİĞİ NE ANLAMA GELİYOR?
TÜİK, 2026 yılı itibarıyla enflasyon sepetinde ve ağırlık yapısında kapsamlı bir güncelleme yaptı. Gıda ve alkolsüz içeceklerin ağırlığı sınırlı biçimde düşerken, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtların ağırlığının yüzde 15,21’den yüzde 11,40’a gerilemesi dikkat çekti. Buna karşılık ulaştırmanın ağırlığı artırıldı.
Ayrıca baz yılı “2003=100” yerine “2025=100” olarak güncellendi ve COICOP-2018 sınıflamasına geçildi. TÜİK, bu adımların manşet enflasyon oranını değiştirmeyeceğini vurgulasa da özellikle konut harcamalarının ağırlığındaki düşüş, ölçüm sonuçlarının toplumsal algıyla ne ölçüde örtüştüğü sorusunu gündeme taşıdı.
EKONOMİ YÖNETİMİ NE DİYOR?
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ocak ayı enflasyonunun beklentilerin üzerinde gelmesini ağırlıklı olarak gıda fiyatlarına ve olumsuz hava koşullarına bağladı. Bakanlığa göre bu artış geçici faktörlerden kaynaklanıyor ve yıllık enflasyondaki düşüş eğilimi korunuyor.
Bu yaklaşım, ekonomi yönetiminin mevcut politikaların sonuç vermeye başladığı yönündeki tezini sürdürdüğünü gösteriyor.
UZMANLAR NEDEN İKNA OLMADI?
Ekonomistler ise açıklanan verileri daha temkinli okuyor. Mahfi Eğilmez, baz etkisinin de beklenen ölçüde çalışmamasının, enflasyonla mücadelede manevra alanını daralttığını belirtiyor. İris Cibre’ye göre ise TÜİK’in konut harcamalarındaki ağırlık değişimi, önceki yöntemle ölçüm yapılsaydı enflasyonun daha yüksek çıkabileceğine işaret ediyor.
Prof. Dr. Emre Alkin’in “Mızrak çuvala sığmamış gözüküyor” ifadesi, açıklanan rakamlarla günlük hayat arasındaki farkın daha görünür hale geldiğine yönelik bir özet olarak okunuyor. Mustafa Sönmez ve Aziz Çelik’in değerlendirmeleri ise enflasyon yükünün ağırlıklı olarak gıda, konut ve ulaştırma gibi vazgeçilmez harcamalarda yoğunlaştığını ortaya koyuyor.
TABLONUN BÜTÜNÜNE BAKILDIĞINDA
Ortaya çıkan tablo, enflasyonun teknik olarak kontrol altına alındığı yönündeki resmi söylem ile vatandaşın hissettiği hayat pahalılığı arasındaki mesafenin kapanmadığını gösteriyor. Kira artış oranlarının yüksek seyri, sepet değişikliklerinin yarattığı soru işaretleri ve beklentiler üzerindeki baskı, önümüzdeki dönemde enflasyon tartışmalarının sadece rakamlar üzerinden değil, ölçüm yöntemleri üzerinden de süreceğine işaret ediyor.
Ekonomi yönetimi ana eğilimde gerilemeye vurgu yaparken, uzmanların önemli bir bölümü mevcut verilerin daha ihtiyatlı bir politika çerçevesine işaret ettiğini savunuyor.





















