(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Ankara’nın 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak olması, sadece diplomatik takvim açısından değil, Avrupa güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bir dönemde Türkiye’nin rolü bakımından da dikkat çekici bir gelişme., Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung ile İngiliz Financial Times’ın son haber-analizleri, Avrupa’nın Türkiye’ye bakışında yaşanan değişimi gözler önüne seriyor. Türkiye’nin artık yalnızca NATO’nun güneydoğu kanadındaki stratejik bir müttefik olarak değil, aynı zamanda Avrupa’nın hızla artan savunma ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir üretim ve teknoloji merkezi olarak değerlendirildiğini gösteriyor.
AVRUPA’NIN GÜVENLİK AÇIĞI TÜRKİYE’Yİ ÖNE ÇIKARIYOR
Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırırken, kıta aynı zamanda iki temel sorunla karşı karşıya kaldı: üretim kapasitesi yetersizliği ve tedarik zincirlerinde dışa bağımlılık. Özellikle mühimmat, hava savunma sistemleri, insansız hava araçları ve hassas güdümlü mühimmat gibi alanlarda Avrupa’nın hızla kapasite artırması gerekiyor. Bu noktada Türkiye, son yirmi yılda inşa ettiği savunma sanayii altyapısı sayesinde Batı başkentlerinin radarına daha güçlü biçimde girmiş durumda.
Financial Times’ın analizinde, Türk savunma sanayisinin Avrupa NATO üyelerinin acilen ihtiyaç duyduğu İHA’lar ve güdümlü füzeler gibi sistemleri seri üretim ölçeğinde sağlayabilecek kapasiteye sahip olduğu vurgulanıyor. Haberde Türk şirketlerinin yalnızca üretim kabiliyetleriyle değil, pazardaki talebe hızlı yanıt verme esnekliğiyle de öne çıktığı belirtiliyor. Reuters’ın daha önce yayımladığı değerlendirmelerde de benzer biçimde, Türkiye’nin artık yalnızca askeri güç değil, aynı zamanda potansiyel bir “sanayi ortağı” olarak görüldüğü ifade ediliyordu.
TÜRK SAVUNMA SANAYİSİNİN YÜKSELİŞİ ARTIK “BÖLGESEL” DEĞİL, “AVRUPA ÖLÇEKLİ”
Avrupa basınında öne çıkan bir diğer unsur, Türk savunma sanayisinin ihracat coğrafyasının genişliği ve ürün çeşitliliği. Hürjet’in İspanya tarafından tercih edilmesi, Romanya’nın Türk üretimi askeri devriye botlarına yönelmesi, Polonya, Arnavutluk ve Hırvatistan’ın Türk İHA’larına ilgi göstermesi, Türkiye’nin sadece Orta Doğu, Kafkasya ya da Afrika pazarlarında değil, doğrudan Avrupa savunma mimarisinin içinde de alan kazandığını gösteriyor. Estonya’da Türk şirketi Arca’nın topçu mühimmatı fabrikası kurması ve Baykar’ın İtalyan savunma devi Leonardo ile ortak girişime gitmesi de bu dönüşümün sembolik örnekleri arasında yer alıyor.
SİYASİ MESAFE KORUNURKEN ASKERİ YAKINLAŞMA ARTIYOR
FAZ’ın “Alman ordusu yakında Türkiye’den silah mı satın alacak?” sorusunu manşete taşıması, aslında Almanya’daki stratejik düşünce değişiminin en açık işaretlerinden biri. Berlin uzun yıllardır Türkiye ile savunma ilişkilerinde son derece temkinli davrandı. 2016-2017 dönemindeki siyasi gerilimler, İncirlik krizi ve insan hakları-demokrasi başlıklarındaki anlaşmazlıklar nedeniyle iki ülke arasında ciddi bir güven sorunu oluşmuştu. Ancak bugün aynı Almanya’nın, Türk savunma sanayisini daha yakından incelemeye başlaması dikkat çekiyor.
FAZ analizinde, Alman Savunma Bakanlığının ilk kez siyasi direktör düzeyinde bir heyeti İstanbul’daki savunma fuarına göndermesine, fuara 30’dan fazla Alman şirketinin katılmasına ve Alman-Türk Sanayi ve Ticaret Odasının yoğun ilgiden söz etmesine özellikle vurgu yapılıyor. Bu detaylar, Berlin’in henüz resmi bir satın alma kararından çok uzak olsa bile Türkiye’yi artık “görmezden gelinecek” bir tedarikçi olarak değerlendirmediğini gösteriyor. Nitekim daha önce DW Türkçe’ye konuşan üst düzey bir Alman askeri yetkilinin, Almanya’nın Türk İHA’larını değerlendirmesi gerektiğini söylemesi de bu eğilimin bir uzantısıydı.
NATO ZİRVESİ TÜRKİYE İÇİN YALNIZCA DİPLOMATİK DEĞİL, TİCARİ BİR VİTRİN
Ankara’daki NATO Zirvesi, Türkiye açısından klasik bir diplomatik ev sahipliğinin ötesine taşınmış durumda. Avrupa basınında çıkan analizlerde ortak vurgu, Türkiye’nin zirveyi savunma teknolojilerini ve sanayi kapasitesini sergileyebileceği bir vitrin olarak kullanacağı yönünde. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Ankara ziyaretinde Aselsan’ı gezmesi ve Türk savunma sanayisindeki “devrimi” övmesi de bu algıyı güçlendirdi. Aynı dönemde NATO’nun Avrupa savunma sanayisini daha fazla üretime zorlayacak yeni baskı mekanizmaları üzerinde çalıştığına dair haberler, Ankara zirvesini yalnızca siyasi bir buluşma olmaktan çıkarıp savunma üretimi, tedarik zinciri ve sanayi koordinasyonu açısından da kritik hale getiriyor.
STRATEJİK İHTİYAÇ İLE SİYASİ GÜVENSİZLİK AYNI ANDA BÜYÜYOR
Bütün bu olumlu tabloya rağmen Avrupa basınındaki analizler, Türkiye ile Batı arasındaki siyasi sorunların ortadan kalkmadığını da açıkça ortaya koyuyor. Financial Times’ın dikkat çektiği en önemli başlıklardan biri, Avrupa başkentlerinin Erdoğan yönetiminin otoriterleşme eğilimlerinden rahatsız olmaya devam etmesi. Haberde, geçmişte NATO zirvesinin Türkiye’de yapılmasına yönelik Avrupa itirazları hatırlatılırken, bugün aynı ülkelerin Türkiye’nin askeri gücüne daha fazla ihtiyaç duyması nedeniyle daha pragmatik bir çizgiye yöneldiği ima ediliyor. Hatta Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması gibi gelişmeler karşısında Batılı liderlerin sessiz kalmasının arkasında da bu savunma ve güvenlik çıkarlarının bulunduğu değerlendirmesi yapılıyor.
ANKARA’NIN ÖNÜNDEKİ FIRSAT VE RİSK
Türkiye açısından bu yeni ilginin önemli fırsatlar sunduğu açık. Avrupa pazarında kalıcı bir yer edinmek, savunma ihracatını artırmak, ortak üretim anlaşmalarıyla teknolojik kapasiteyi derinleştirmek ve NATO içindeki ağırlığı ekonomik ve sanayi alanına da taşımak mümkün olabilir. Özellikle ABD’nin Avrupa güvenliğine bağlılığının geleceğine dair soru işaretleri arttıkça, Türkiye’nin coğrafi konumu, askeri kapasitesi ve üretim kabiliyeti daha da değer kazanacak.
NATO SAHNESİNDE YENİ TÜRKİYE FOTOĞRAFI
Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde Avrupa basınında öne çıkan tablo, Türkiye’nin ittifak içindeki konumunun yeniden tanımlandığını gösteriyor. Türkiye artık sadece NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip ülke ya da güney kanadın bekçisi olarak değil Avrupa’nın silah, mühimmat, İHA ve ortak üretim ihtiyacına yanıt verebilecek bir savunma sanayii gücü olarak da masada. Almanya’dan İngiltere’ye uzanan değerlendirmelerde görülen ortak çizgi, siyasi çekincelere rağmen Türkiye’nin artık göz ardı edilemeyecek bir savunma ortağı haline geldiği yönünde.






















