(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
Çin’in Afrika’daki yükselen etkisi artık yalnızca altyapı projeleriyle açıklanabilecek bir tablo değil. Son yirmi yılda kıtaya verilen krediler, maden yatırımları, dijital altyapı projeleri ve son dönemde hız kazanan yeşil sanayi hamleleri, Pekin’in Afrika’da kalıcı bir nüfuz alanı kurduğunu gösteriyor. Bugün tartışma, Çin’in Afrika’ya yatırım yapıp yapmadığından çok, bu yatırımların kıtayı kalkındırıp kalkındırmayacağı ya da yeni bir bağımlılık ilişkisi üretip üretmeyeceği etrafında dönüyor.
Veriler, Çin’in Afrika’da büyük bir ekonomik ağ kurduğunu ortaya koyuyor. 2000-2024 döneminde Afrika ülkelerine verilen Çin kredilerinin toplamı 180 milyar doları aştı. Bu krediler özellikle Angola, Etiyopya, Kenya ve Zambiya gibi ülkelere yöneldi. Çin bu süreçte yol, liman, demiryolu, enerji tesisi ve kamu binaları inşa ederek kıtanın yıllardır süren altyapı açığını kapatan başlıca aktörlerden biri haline geldi. Ancak Pekin’in modeli klasik kalkınma yardımından farklı işliyor. Kredi çoğu zaman doğrudan Afrika hükümetlerinin kasasına girmiyor finansman Çinli bankalardan çıkıyor, projeleri ise Çinli şirketler yürütüyor. Böylece para önemli ölçüde yeniden Çinli müteahhitlere, tedarikçilere ve teknoloji firmalarına dönüyor.
Bu model Afrikalı hükümetlere kısa vadede somut sonuçlar sunuyor. Batılı kurumların uzun müzakere süreçleri ve siyasi koşullarına karşılık Çin daha hızlı proje teslim ediyor, iç siyasete karışmama söylemiyle hareket ediyor ve görünür altyapı yatırımlarıyla doğrudan etki yaratıyor. Bu yüzden Pekin birçok Afrika ülkesinde olumlu algılanıyor. Ancak tam da bu noktada eleştiriler başlıyor. Çünkü inşa edilen yollar ve limanlar kadar, geride kalan borç yükü de büyüyor. Ayrıca birçok projede yerel sanayiye, teknoloji transferine ve nitelikli istihdama katkı sınırlı kalıyor.
Çin-Afrika ilişkisinin en tartışmalı boyutu ise hammadde ekseninde kurulmuş olması. Petrol, bakır, kobalt, lityum ve benzeri stratejik kaynaklar Çin’in kıtadaki ilgisinin merkezinde yer alıyor. Afrika çoğu zaman ham madde sağlayıcısı olarak sistemin alt basamağında kalırken, işleme, rafinasyon ve ileri üretim aşamaları Çin’in kontrolünde bulunuyor. Bu da Pekin’in yalnızca yatırımcı değil, aynı zamanda Afrika’yı kendi sanayi zincirine bağlayan bir güç olarak hareket ettiğini gösteriyor. Kıta Çin’e maden ve enerji sağlarken, Çin Afrika’ya daha yüksek katma değerli sanayi ürünleri, araçlar, telekom ekipmanları ve dijital altyapı satıyor.
Son yıllarda ise Çin’in stratejisinde dikkat çekici bir değişim yaşanıyor. Dev altyapı kredilerinin yerini daha seçici, daha küçük ama daha stratejik yatırımlar alıyor. Bunun nedeni hem Afrika ülkelerinin artan borç yükü hem de Çin’in artık daha temkinli hareket etmesi. Yeni dönemde batarya tesisleri, bakır rafinerileri, lityum işleme projeleri ve elektrikli araç zincirine dönük yatırımlar öne çıkıyor. Özellikle Fas, Güney Afrika, Zambiya ve Namibya gibi görece daha istikrarlı ülkeler bu dönüşümün merkezine yerleşiyor. Bu da Çin’in Afrika’ya yalnızca yol yapan bir güç olmaktan çıkıp, kıtayı yeşil dönüşüm ve kritik mineraller ekseninde yeniden şekillendirmeye çalışan bir aktöre dönüştüğünü gösteriyor.
Pekin’in Afrika’daki etkisi ekonomik boyutla da sınırlı değil. Ticaret, finans ve diplomasi de bu ağın önemli parçaları haline gelmiş durumda. Çin, Afrika için hem dev bir ihracat pazarı hem de alternatif bir finansman kaynağı sunuyor. Buna karşılık Afrika ülkeleri de Çin için yalnızca hammadde deposu değil; aynı zamanda büyüyen bir tüketim pazarı ve uluslararası alanda diplomatik destek alanı anlamına geliyor. Bu nedenle Pekin’in kıtadaki varlığı, yalnızca yatırım ilişkisi değil, aynı zamanda uzun vadeli bir jeopolitik güç inşası olarak okunmalı.
Sonuçta Çin’in Afrika’daki yükselişi iki farklı tabloyu aynı anda ortaya çıkarıyor. Bir tarafta altyapı açığını kapatan, yatırım ve ticaret getiren, Batı’ya alternatif sunan bir güç var. Diğer tarafta ise kıtayı borç, hammadde bağımlılığı ve dışa bağlı kalkınma modeli içinde tutma riski taşıyan bir yapı bulunuyor. Bu yüzden asıl mesele, Çin’in Afrika’da ne kadar güçlendiği değil Afrika ülkelerinin bu ilişkiyi kendi lehlerine çevirip çeviremeyeceği. Eğer kıta yalnızca kaynak sağlayan ve pazar olan bir konumda kalırsa Çin’in yükselişi Afrika için yeni bir bağımlılık düzeni yaratabilir. Ama bazı ülkeler bu rekabeti sanayileşme ve teknoloji transferi için kullanabilirse, aynı süreç bir fırsata da dönüşebilir.




















