(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
European Union içinde iklim politikalarının geleceği yeniden sert bir tartışmanın odağında. Bir yanda İtalya’nın Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) askıya alınması çağrısı, diğer yanda Brüksel’de ağır sanayi lobilerinin iklim düzenlemelerini zayıflattığı yönündeki araştırmalar, Avrupa’nın sanayi ve iklim politikaları arasındaki gerilimi görünür hale getirdi.
İTALYA’DAN “ASKIYA ALMA” ÇIKIŞI
İtalya Sanayi Bakanı Adolfo Urso, Avrupa’nın karbon piyasasının mevcut haliyle “rekabet gücünü zayıflattığını” savunarak sistemin kapsamlı bir reform yapılana kadar askıya alınmasını istedi. Urso’ya göre ETS, enerji yoğun sektörler üzerinde fiili bir vergi etkisi yaratıyor ve Avrupa şirketlerini Çin ve ABD karşısında dezavantajlı konuma düşürüyor.
2005’ten bu yana uygulamada olan ETS, şirketlerin karbon salımlarına fiyat biçerek emisyonları azaltmayı ve temiz teknolojilere yatırımı teşvik etmeyi amaçlıyor. Sistem bugüne kadar düzenlenen sektörlerde emisyonları %39 oranında düşürdü ve 260 milyar avroyu aşan gelir sağladı. Ancak enerji fiyatlarının yüksek seyrettiği bir dönemde karbon maliyetlerinin sanayi üzerindeki baskısı siyasi tartışmayı alevlendirmiş durumda.
Urso’nun çağrısı, Almanya’da da kısa süreli benzer açıklamalarla gündeme gelmiş, ancak Berlin daha sonra geri adım atmıştı. Tartışma, yaz aylarında gözden geçirilmesi planlanan ETS reformu öncesinde hız kazandı.
KUZEY ÜLKELERİNDEN KARŞI HAMLE
İtalya’nın çıkışına karşılık Finlandiya, İsveç, Danimarka ve Norveç’ten sanayi birlikleri, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve İklim Komiseri Wopke Hoekstra’ya gönderdikleri mektupta ETS’nin korunmasını istedi.
Kuzeyli iş dünyası temsilcileri sistemi “piyasa temelli ve teknoloji nötr” bir araç olarak tanımlayarak, karbon fiyat sinyalinin zayıflatılmasının yatırım belirsizliği yaratacağı uyarısında bulundu. ETS gelirlerinin temiz enerji, altyapı ve elektrifikasyon yatırımlarında kritik rol oynadığı vurgulandı.
İtalya içinde de eleştiriler var. Venedik’teki Ca’ Foscari Üniversitesi’nden ekonomist Carlo Carraro, dekarbonizasyonun artık rekabetçilikten ayrı düşünülemeyeceğini belirterek, sistemin askıya alınmasının uzun vadeli teknolojik riskleri artıracağını savundu.
BRÜKSEL’DE LOBİ TRAFİĞİ
Tartışmalar sürerken Brüksel merkezli sivil toplum kuruluşu Corporate Europe Observatory’nin yayımladığı yeni bir araştırma, iklim politikalarındaki yön değişiminin arkasında yoğun bir sanayi lobisi faaliyeti olduğunu öne sürdü.
Araştırmaya göre, son bir yılda Avrupa Komisyonu’nun 16 farklı biriminde 750’den fazla lobi görüşmesi kaydedildi; bunların %90’ı şirket temsilcileriyle yapıldı. En fazla görüşme yapılan ofisler arasında Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné ve İklim Komiseri Hoekstra’nın ofisleri yer aldı.
Raporda, otomotiv sektöründeki CO₂ hedeflerinin gevşetilmesi, içten yanmalı motor yasağının ertelenmesi ve karbon sınır vergisindeki sadeleştirmeler, sanayi baskısının somut sonuçları olarak gösterildi. Özellikle çelik sektörü adına faaliyet gösteren EUROFER ile Fransız enerji devi Électricité de France en aktif aktörler arasında sıralandı.
REKABETÇİLİK Mİ, KURALSIZLAŞMA MI?
Avrupa, bir yandan Çin ve ABD’nin dev sanayi teşvik paketleriyle yarışmaya çalışırken diğer yandan 2050 karbon nötr hedefini korumaya çalışıyor. Sanayi çevreleri karbon maliyetlerinin hafifletilmesini talep ederken, çevre örgütleri ve bazı ekonomistler bunun iklim hedeflerinden geri adım anlamına geleceğini savunuyor.
Uzmanlara göre asıl soru, ETS’nin askıya alınıp alınmayacağından çok, Avrupa’nın sanayi politikasını iklim hedefleriyle nasıl uyumlu hale getireceği. Zira karbon fiyatlandırması yalnızca çevre politikası değil, aynı zamanda yatırım akışlarını ve teknolojik dönüşümü belirleyen stratejik bir araç haline gelmiş durumda.
Yaz aylarında sunulacak reform paketi, bu gerilimin hangi yönde çözüleceğine dair önemli bir test olacak. Avrupa için mesele artık sadece karbonun fiyatı değil; rekabet gücü ile yeşil dönüşüm arasındaki dengenin nasıl kurulacağı.






















