(The Turkish Post) – SUNA YAMAN
ABD ile İran arasında aylardır devam eden çatışmaların ardından dijital ortamda imzalanan barış mutabakatı, yalnızca iki ülke arasındaki savaşın sona ermesine yönelik bir adım olarak değil, Ortadoğu’nun geleceğini yeniden şekillendirebilecek tarihi bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Resmi imzaların Cuma günü İsviçre’nin Cenevre kentinde atılması beklenirken, uluslararası toplumun ortak mesajı ise oldukça net asıl sınav, imzadan sonra başlayacak.
DİPLOMASİ SİLAHLARIN ÖNÜNE GEÇEBİLDİ Mİ?
Yaklaşık dört ay boyunca dünyanın en kritik enerji koridorlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın kapanması, petrol fiyatlarının sert yükselmesine, küresel tedarik zincirlerinin aksamasına ve Ortadoğu’daki güvenlik endişelerinin zirveye çıkmasına neden oldu.
Bugün gelinen noktada ise Washington ile Tahran’ın dijital ortamda mutabakat metnini onayladığının açıklanması, savaşın diplomasi masasında sonlandırılabileceğine ilişkin umutları artırdı. Ancak İran tarafından nihai uygulamaya ilişkin ayrıntıların henüz tam olarak açıklanmamış olması, uluslararası çevrelerin “temkinli iyimserlik” yaklaşımını benimsemesine neden oluyor.
EN KRİTİK BAŞLIK HÜRMÜZ BOĞAZI
Mutabakatın en önemli maddelerinden biri Hürmüz Boğazı’nın yeniden uluslararası gemi trafiğine açılması olarak öne çıkıyor. Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü bu dar geçitten gerçekleştiriliyor. Boğazın kapanmasıyla birlikte yalnızca enerji piyasaları değil, deniz taşımacılığı ve küresel enflasyon da olumsuz etkilenmişti.
Anlaşmanın uygulanması halinde petrol fiyatlarında aşağı yönlü hareketlerin hız kazanması, enerji arzındaki belirsizliklerin azalması ve küresel piyasalarda risk iştahının artması bekleniyor. Ancak uzmanlar, boğazdaki mayın temizliği ve güvenlik riskleri nedeniyle normalleşmenin zaman alabileceğini ifade ediyor.
DÜNYA BAŞKENTLERİ NEDEN TEMKİNLİ?
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve birçok Batılı lider anlaşmayı memnuniyetle karşılarken ortak noktaları dikkat çekiyor. Hiçbir lider “barış sağlandı” demiyor. Bunun yerine “barışın uygulanması”, “ateşkesin korunması” ve “somut adımların atılması” ifadeleri öne çıkıyor. Bunun temel nedeni ise geçmiş deneyimler. İran ile Batılı ülkeler arasında daha önce varılan birçok uzlaşma, karşılıklı güvensizlik, yaptırımlar ve siyasi krizler nedeniyle kısa sürede işlevsiz hale gelmişti. Bu nedenle uluslararası toplum, tarafların verdikleri taahhütleri gerçekten yerine getirip getirmeyeceğini yakından izleyecek.
İSRAİL VE LÜBNAN DOSYASI SÜRECİN EN BÜYÜK RİSKİ
Mutabakatın önündeki en önemli belirsizliklerden biri ise İsrail-Lübnan hattında yaşanıyor. İsrailli bazı yetkililerin anlaşmanın kendilerini bağlamadığı yönündeki açıklamaları, özellikle Hizbullah ile yaşanabilecek yeni çatışmaların bölgesel barışı yeniden tehlikeye atabileceği endişesini artırıyor. Bu nedenle Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluş, taraflara “azami itidal” çağrısı yapıyor. Uzmanlara göre ABD ile İran arasında sağlanacak kalıcı bir uzlaşının başarılı olabilmesi için yalnızca iki ülkenin değil, İsrail, Lübnan ve Körfez ülkelerinin de sürece uyum sağlaması gerekiyor.
TÜRKİYE’NİN ROLÜ DAHA DA GÜÇLENEBİLİR
Mutabakat sürecinde Türkiye’nin adının arabuluculuk yapan ülkeler arasında yer alması dikkat çekici bir gelişme oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle resmi imza törenine kadar provokasyonlardan kaçınılması gerektiğine yönelik mesajı, Ankara’nın sürecin korunmasına verdiği önemi ortaya koyuyor. Türkiye hem enerji koridorlarının güvenliği hem de bölgesel diplomasi açısından bu süreçten doğrudan etkilenecek ülkeler arasında bulunuyor.
ASIL ZORLUK ŞİMDİ BAŞLIYOR
Diplomasi tarihinde anlaşmaları imzalamak çoğu zaman onları uygulamaktan daha kolay olmuştur. ABD ile İran arasında dijital ortamda verilen onaylar, barış yolunda önemli bir eşik anlamına gelse de bundan sonraki süreç çok daha kritik olacak. İran’ın nükleer programına ilişkin teknik müzakereler, yaptırımların kaldırılması, Hürmüz Boğazı’nın tam anlamıyla güvenli hale getirilmesi ve bölgedeki vekil güçlerin kontrol altına alınması önümüzdeki haftaların en önemli gündem maddeleri olacak. Taraflardan herhangi birinin atacağı tek bir yanlış adım bile süreci yeniden çatışma ortamına sürükleyebilir.
BARIŞIN GERÇEK SINAVI ŞİMDİ BAŞLIYOR
ABD ile İran arasında varılan mutabakat, son yılların en önemli diplomatik gelişmelerinden biri olarak kayıtlara geçmeye aday görünüyor. Eğer taraflar verdikleri taahhütleri yerine getirirse yalnızca iki ülke arasındaki savaş sona ermeyecek; küresel enerji piyasaları rahatlayacak, Ortadoğu’da tansiyon düşecek ve uluslararası ekonomi yeni bir nefes alma fırsatı yakalayacak.
Ancak diplomasi masasındaki imzalar, sahadaki gerçeklerle sınanacak. Bu nedenle dünya başkentlerinde bugün hâkim olan duygu, büyük bir coşkudan ziyade “ihtiyatlı umut” olarak öne çıkıyor. Barışın kalıcı olup olmayacağını ise önümüzdeki haftalarda atılacak somut adımlar belirleyecek.
























