(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Cumhurbaşkanı Erdoğan Ahlat’ta “Artık son düzlükteyiz” dedi. Barış sürecinde epey ilerleme sağlandı. PKK kendini feshetti, silah yaktı. Meclis’te komisyon kuruldu. Çalışmalarına başladı. Şu an ‘dinleme’ aşamasında. Bu satırların yazıldığı gün ‘baro başkanları’ davetliydi. Bu arada İmralı yolunun kapandığını öğrendik. DEM Eş Başkanı Bakırhan “Musluk mu aç kapa yapılıyor” diye sitem etti. Yol tekrar açıldı. DEM heyeti bir ay aradan sonra Öcalan’a tekrar gidecek.
‘Son düzlük’ sürecin nihayete ermekte olduğunu ifade eder. Engeller aşılmış, dere tepe geçilmiş ve hedefe ulaşmaya birkaç adım kalmıştır. Kamuoyuna yansıyan tabloya göre süreci ‘son düzlükte’ diye nitelemek oldukça zor. İlerleme yok değil var, bazı somut adımlar atıldı. Komisyonun kurulması tek başına bir anlam ifade etmez ki… ‘Dinleme, konuşma, tartışma…’ faydalı fakat PKK ve DEM’in beklediği ‘demokratikleşme yolunda’ henüz atılan adım yok.
İktidar cenahı niyet beyanı bile yapmadı. Silah bırakan PKK’lıların durumu ne olacak? İçerideki PKK’lılar için bir infaz düzenlemesi yapılmayacak mı? Siyasi suçlular meselesi nasıl çözülecek? Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi isimler ne zaman, nasıl çıkacak? Meclis Başkanı Kurtulmuş geniş kapsamlı düzenlemelerden söz etmiş, “Hiç kimse dışarıda kalmayacak” demişti. Danışman Mehmet Uçum ise tam aksi yönde ‘Çalışmalar PKK ile sınırlı olmalı’ diye yazdı.
Hukuk ve adalet barış sürecinin olmazsa olmazı… İmralı’nın da DEM’in de başından beri talepleri belli… PKK siyasallaşacak. Belki legal bir partiye dönüşecek. Belki değil, kesin… Öcalan adını bile koydu; ‘Demokratik Cumhuriyet Partisi…’. Bu partinin lideri kim olacak? Elbette kendisi… Peki bunun siyasi ve hukuki zemin uygun mu? Hayır… Şu ana kadar hiçbir yasal düzenleme yapılmadı. Hamlelerin hemen hepsi ‘sembolik düzeyde’. Sürecin ete kemiğe büründüğünü söylemek zor.
MHP Lideri Devlet Bahçeli hemen her gün yayınladığı mesajlara bir yenisini eklerken “Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli…” dedi. Kimeydi bu mesaj? Kamuoyuna mı? Yoksa ortağı AK Parti’ye mi? İmralı ve DEM’e mi? Bahçeli acaba bir ‘heba edilme riski’ mi gördü? AK Parti’nin meseleyi ağırdan almasından rahatsız mı? Bu yönde kulis haberleri çıktı. Bahçeli’nin kendisini ziyarete gelenlere AK Parti’nin tavrından yakındığı yazıldı, çizildi. Herhangi bir yalanlama da gelmedi.
SOMUT ADIM BEKLENTİSİ
‘Altın fırsatın heba edilmemesi’ için kime, ne görev düşüyor? Bütün sorumluluk iktidarın omuzlarında değil mi? Kamuoyu sessizce izliyor. Nereye varacağını görmek istiyor. Siyasette ciddi bir itiraz yok. Önce biraz çekimser davranan CHP komisyona üye verdi. Sadece İyi Parti dışarıda kaldı. O da normal… ‘Meclis’te bir iktidarıyla, muhalefetiyle bir mutabakat oluştu’ dense yeri… Başka hangi meselede bu kadar çok parti aynı masanın etrafında toplanabildi? İktidarın gerekli adımları atması için siyasi zemin son derece elverişli.
Erdoğan’ın ‘son düzlük’ ifadesi iyimser bir yaklaşım… Ne kadar gerçek tabloyu yansıttığı, tartışılır. ‘Daha yolun başı…’ diyen de haksız sayılmaz. ‘Sembolik adımlar’ yazan düzenlemelerle desteklenmezse ‘son düzlüğe’ ulaşmak güç. AK Parti’nin en azından bir ‘niyet beyanında’ bulunması gerekir. Ne yapacak? Nasıl yapacak? Hangi somut adımları atacak? İnfaz düzenlemesinin kapsamı ne olacak? Demokratikleşme ve hukuk alanında ne tür iyileştirmeler yapılacak? Bahçeli ‘altın fırsat heba edilmemeli’ derken acaba AK Parti’nin ‘sessiz ve isteksiz halini’ mi kastetti? O kadar sessiz ki Mehmet Metiner’in yazması engellendi.
Tabii Suriye’de de işlerin yolunda gittiğini söylemek zor. ABD’nin Suriye Temsilcisi Tom Barrack’ın son çıkışı Ankara’yı rahatsız etti; “Bir federasyon değil ama onun biraz altında herkesin kendi bütünlüğünü, kendi kültürünü, kendi dilini korumasına izin veren ve İslamcılık tehdidi olmayın bir yapı düşünülmeli…” Hani Şam merkezli bir yönetim esastı? Ne oldu, ne değişti? Bu YPG’ye özel alan açmak değil mi? Altına tarafların imza koyduğu ‘Şam anlaşması’ çöpe mi atıldı?
RahatsızLIK, Erdoğan’ın Ahlat konuşmasına yansıdı. Bir yandan ‘son düzlükteyiz’ derken diğer yandan ‘kılıç’ gösterdi; “Suriye’de Kürtlerin de güvenliğinin teminatı Türkiye’dir. Yönünü Ankara ve Şam’a dönenler kazanacak. Kıblesini şaşıranlar ise kaybedecektir. Kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz”. Mesajın adresi gayet açık… Hem ABD’ye hem de YPG’ye… Erdoğan’ın sık sık tekrarladığı “Bir gece ansızın gelebiliriz” cümlesi yerinde duruyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan “Aptal değiliz” demişti. Türkiye bölgede olup bitenlerin farkında…
Barış süreci Suriye’den bağımsız düşünülemez. Birbirine ‘besleme veya zehirleme’ potansiyeli mevcut. Erdoğan’ın ‘son düzlük’ mesajı kadar ‘kılıç çıkışı’ da önemli. Süreç ise ikisinin arasına sıkışmış durumda…























