(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Nicedir kabine revizyonu bekleniyordu. Ve en az da 5-6 bakanın yenileneceği söyleniyordu. Revizyon hiç beklenmedik anda geldi. İki bakanla sınırlı kaldı. Adalet ve İçişleri bakanları değişti. Revizyonun zamanlaması ve sayısı sürpriz. Ali Yerlikaya ve Yılmaz Tunç’un koltuklarını yitirmesi pek sürpriz sayılmaz. Her revizyon haberinde isimleri geçiyordu. Özellikle de İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın… MHP ve AK Parti’de hoşnutsuzluk hat safhadaydı.
Yardımcısı Bülent Turan’la yaşadığı sorun bardağı taşıran son damla oldu. Turan siyasetin içinden gelen bir isim. Meclis’te grup başkan vekilliği yaptı. Bilal Erdoğan’la yakın biri olduğu iddia ediliyordu. Turan’ın parti içinde yaptığı Yerlikaya karşıtı kulis sonuç verdi. Süleyman Soylu ve MHP faktörünü de unutmamak lazım. Yerlikaya’ysa ses getiren operasyonlarla koltuğa tutunmaya çalıştı. Hemen her sabah sosyal medya hesabından paylaştığı ‘operasyon haberleri’ makamını koruması için yeterli olmadı. Günün sonunda kaybeden isim oldu.
Yılmaz Tunç ise kabinenin en sessiz bakanlarından biriydi. Sık sık “Türkiye hukuk devletidir” açıklamasıyla gündeme geldi. Parti içinde bakanlık koltuğunu dolduramadığı, zayıf ve pasif kaldığı konuşuluyordu. Yargının yaptığı operasyonları kamuoyu nezdinde savunmakta zorlandı. Mutedil bir dil kullanması AK Parti’nin yargı alanındaki şahin politikalarıyla pek örtüşmedi. Pek iz bırakamadan koltuğundan ayrılmak zorunda kaldı. Adalet Bakanlığı’nda ‘Yılmaz Tunç döneminden’ söz etmek mümkün değildi. Etkisiz belki de yetkisiz bir bakandı.
Cumhurbaşkanlığı tarafından duyurulan revizyon açıklamasında kullanılan dil ve üslubun da dikkat çekici olduğunu söylemek lazım. Yerlikaya ve Tunç için ‘görevden affını isteyen ve görevden af isteği kabul edilen’ ifadesi kullanıldı. Koltuğu bırakmaları kendi tercihleri olarak kamuoyuna duyuruldu. Kendi irade ve isteğiyle bakanlıktan çekildiklerini söylemek zor. Nitekim veda mesajlarında iki isim de ‘görevden aflarını’ istedikleri kavramını kullanmadı. Öteden beri bakanlar göreve başlarken ‘tarihsiz istifa dilekçeleri’ alınır, çekmecede uygun zaman için bekletilirdi.
Bu siyasi teamül ve geleneğin AK Parti döneminde de sürdüğü anlaşıyor. Belli ki her bakandan görevden affını isteyen dilekçe peşin alınmış. İrade tamamen Erdoğan’a ait… Siyasette koltuğunu yitiren çok şey kaybeder. Süleyman Soylu bunun en iyi örneklerinden… İçişleri Bakanı’yken Erdoğan sonrası AK Parti genel başkanlığı için bile ismi geçiyordu. MHP’ye yakıştıranlar da vardı. Koltuk gitti, senaryolar bitti. Hiçbir bakan kendi istek ve rızasıyla koltuğunu kaybetmek istemez.
Gidenler ‘tamam’, peki yerlerine gelen isimleri nasıl yorumlamalı…? İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı koltuğuna oturması sürpriz değil. Adı geçiyordu. Yargı camiasında en çok konuşulan, tartışılan ve öne çıkan isimdi. Başta CHP’li belediye başkanları, bahis ve uyuşturucu olmak üzere kamuoyunda ses getiren operasyonlarda onun imzası var. CHP’nin hedefe koyduğu biri. Kısa bir süre ‘bakan yardımcılığı’ yaptı, sonra İstanbul’a döndü. Operasyonların düğmesine bastı. Günün sonunda bakanlık koltuğuna oturmayı başardı.
Yeni İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi sürpriz oldu. Pek ortalıkta ismi dolaşmıyordu. Erzurum Valiliği’nden bakanlık koltuğuna geçti. Ali Yerlikaya İstanbul’dan Ankara’ya gelmişti. Atamanın ardından sosyal medyada MHP’ye yakın biri olduğu iddiaları dolaştı. Aynı zamanda ‘ilahiyat mezunu ve hafız’ olduğu bilgileri paylaşıldı. Bazı gazeteler ‘kabinede hafız bakan’ başlıkları attı. Yerlikaya gibi Konya kökenli… Bakan dağılımından şehir ve bölgelerin önemi yadsınamaz. İçişleri’nde bir Konya gerçeğinin ortaya çıktığını söylemek yanlış olmaz.
Değişen sadece iki isim ve yüzden mi ibaret? Politikalarda da değişim yaşanacak mı? Büyük ve keskin değişim beklemek doğru olmaz. Politikaları belirleyen isim belli; Cumhurbaşkanı Erdoğan… Fakat bakanların kişilik özellikleri de politikalarına yansır. Üslup değişir, bazı kırılmalar yaşanır. Akın Gürlek’in üslubu ve yaklaşımı bilinen biri. İstanbul’da yaşanan bundan sonra ülke çapına yayılacak. Adalet Bakanlığı’nın daha şahin ve sert üslup ve çizgiye yöneleceğini tahmin etmek zor değil. Yargı da pozisyonunu buna göre alacak. Seçime doğru giden süreçte yargı operasyonlarıyla yine manşetlerden düşmeyecek.
Mustafa Çiftçi’nin İçişleri Bakanlığı’na nasıl hava getireceğini kestirmek zor. Çünkü kişiliği ve üslubu yakından tanınan biri değil. Siyasi dengeleri gözeteceğine kesin gözüyle bakabiliriz. Çünkü selefi koltuğunu siyasi nedenlerden yitirdi. MHP ve AK Parti’yle sağlıklı ilişki kuramadı. Bakanlık bürokrasisinde inisiyatif kullanırken elinin pek rahat olmayacağını söylemek mümkün. İdareyi maslahatı gözetmek zorunda. Bir gözü MHP’de, bir gözü AK Parti’de olacak. Çiftçi’nin karakterine ilişkin haberlere bakıldığında Adalet Bakanlığı’na oranla daha mutedil ve sakin bir üslup ve politika beklemek yanlış olmaz. Bir ‘sakin güç’ olarak öne çıkacağının işaretlerini görüyorum.
Şimdi soru şu; revizyon iki bakanlı mı sınırlı kalacak, yoksa taksit taksit devamı gelecek mi? Erdoğan ülkeyi bu kabineyle mi seçime götürecek? Cevabı belirsiz…























