(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
‘Ve şehre 2024 Haziran’ında bir savcı geldi’ diye başladı yazısına Elif Şafak. Harika bir cümle… Normal zamanlarda bir şehre bir yabancı gelir, hikaye öyle başlardı. Tunceli’de yaşananlar normal değil, ‘ilginç zamanlar.’ Çinlilerin ‘ilginç zamanlarda yaşayasın’ bedduası Anadolu toprakları için tuttu sanki. Şehre bir savcı geldi ve hikaye başladı. Dosya raftan indi. Vicdanı rahatsız olanlar çıkmıştı.
2020’nin Ocak ayında Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku kayboldu. Bütün aramalara rağmen bulunamadı. ‘İntihar ettiği’ söylendi. Ama ortada ceset falan yoktu. Yerin altına üstüne bakıldı. Barajın suyu boşaltıldı. Herhangi bir ize rastlanmadı. Gerçekten ‘intihar etmiş’ olsaydı, bir yerlerde bulunurdu. Aile ‘intihara’ inanmadı. ‘Kızlarının öldürüldüğünü ve yok edildiğini’ söyledi. O günlerde aileye kulak veren çıkmadı. Ve işte bir şehre bir savcı geldi. Ve işin rengi değişti.
Her türlü iddia, ihbar ciddiyetle soruşturuldu. Görmezden, duymazdan gelinmedi. Kameraların, resmi kayıtların karartıldığı görüldü. Beyaz BMW’nin peşine düşüldü. Ve bir ayak izine rastlandı. O şehre gelen savcı ipin ucunu yakaladı. Bırakmadı. Ankara’nın da desteğini aldı. Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek “Nereye kadar gidiyorsa oraya gidilecek…” dedi. Bir yandan savcıya destek verdi diğer yandan kamuoyunun dikkatini olayın üzerine çekti. Vali’nin oğlu ‘olağan şüpheliydi.’
Gözaltı dalgası başladı. Polis 10’un üzerinde ismin kapısını çaldı. Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu da gözaltına alınanlar arasındaydı. Ardından bütün oklar Vali Baba’ya çevrildi. Oğlunun işlediği bir cinayet mi söz konusuydu? Dosyaya ‘Gülistan’ın kafasına sıktım’ cümlesi girmişti. Bir tanığın iddiasıydı bu. Çember daralmıştı.
Vali, oğlunun işlediği cinayeti örtbas etmekle suçlanıyordu. Bunu destekleyen çok alamet belirmişti. Henüz bir mezara ulaşılamamıştı fakat ‘yan deliller’ ciddiye alınacak türdendi. Ayrıca tanık ifadeleri vardı. İçişleri Bakanlığı Tuncay Sonel’i açığa aldı, görevden uzaklaştırdı. Geri sayım başladı. Ve çok geçmeden de gözaltına alındı.
Vali’nin iki kolunda polis… Fotoğraflar medyaya düştü. Elazığ’da konakladığı otelde yakalandı. Oda başkasının adınaydı. Hafta sonuydu, gözaltı süresi uzadı. Savcı hiçbir ‘ayrım veya ayrıcalık’ göstermediğini belli etti. Vali emniyette sorulara cevap vermedi. “Devletin valisi emniyette cevap vermez” dedi. Ama artık devletin valisi falan değildi. Hakkındaki iddialar çok ağırdı. Devlet kendisini taşıyamadı ve kapının önüne koydu. Bir komplo veya kumpas sezseydi farklı olurdu.
Polisin sorularını ‘cevapsız’ bırakan Sonel savcının sorularına yanıt verdi. İddiaları reddetti, kimisini hatırlamadı, bazısını tanımadı. Söyledikleri ‘şüphe bulutlarını’ dağıtmaktan uzaktı. ‘Delil karartma ve yok etme, soruşturmaya müdahale’ iddiasıyla tutuklandı. Evet, devletin Valisi’ydi. Mülki amirdi. Bir şehirde devletin en üst düzey yetkilisiydi. Bir şehre bir savcı geldi. Olayın üzerinden 6 yıl geçmesine rağmen ‘Ben de bir kız annesiyim’ dedi, dosyayı raftan indirdi. Her ihbarı, her iddiayı, her ithamı ciddiye aldı. İz sürdü. Korkmadı, cesaretle üzerine gitti. Ve bir cinayetin üzerindeki sis perdesini kaldırıp attı.
Henüz ortada mezar yok. Doğru… Gülistan Doku’nun izine rastlanmadı. Olay tüm yönleriyle aydınlatılabilmiş değil. Ama o şehre gelen savcı cinayetin üzerindeki sisi dağıtmayı başardı. Eski Vali’nin gözünün yaşına bakmadı. Ünvanına aldırmadı. Adaletin gereğini yaptı. Bir şüpheli hakkında ‘kırmızı bülten’ çıkardı. Bir savcı ‘adalet umutlarını’ yeniden yeşertti. Bir çok başka dosya için ‘umut’ doğdu. Bakan Gürlek de “onlara da bakılacak” dedi. Bir şehrin bir ülkenin kaderi bir savcıyla değişti.
1945’te Ankara’da işlenen bir cinayet var… Kitaplara konu oldu. Doktor Neşet Naci Arzan öldürüldü. Suçu önce Reşit Mercan üstlendi. Sonra dönemin Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay’ın bağlantısı ortaya çıktı. O tarihteki Ankara Valisi Nevzat Tandoğan cinayetin yönünü etkilemeye çalıştı. Gerçek suçlu Haşmet Orbay’ı örtbas etmek için yoğun çaba gösterdi. Dava Ankara’dan Eskişehir’e taşındı. Dosya yeniden açıldı. Cinayeti örtmekle itham edilen Kazım Orbay istifa etti, Nevzat Tandoğan ise intihar etti. Hani şu, ‘Bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz’ diyen Vali… Aşık Veysel’i kılık kıyafetinden dolayı Kızılay’a sokmayan Vali…
Bir benzerlik var mı? Ne dersiniz…?























