(The Turkish Post) – HÜSNÜ YUSUF TURABİÇ
Maduro operasyonu 2026’ın sürpriz ve şok gelişmesi oldu. ABD ile Venezuela arasında ‘savaş rüzgarları’ esiyordu. ABD saldırısı an meselesiydi. Savaş ve saldırı yerine ABD ancak savaş filmlerinde rastlanacak türden bir ‘askeri operasyona’ imza attı. Gece yarısı Maduro’nun konutuna baskın düzenledi, eşiyle birlikte Venezuela Devlet Başkanı’nın yakaladı, kelepçeledi, pijamalarıyla birlikte New York’a götürdü.
Haberi fotoğraflar eşliğinde Trump duyurdu. Kullandığı dil ve üslup diplomasi ve siyasetten uzaktı. “Bundan sonra Venezuela’yı biz yöneteceğiz” dedi. Maduro’nun koltuğuna oturan yardımcısı D.Rodriguez sert karşılık verdi. “Maduro’yu derhal serbest bırakın… Venezuela hiçbir ülkenin kolonisi olmayacak…” Trump’ın cevabı gecikmedi; “Seni de alırım…”. ABD ile Venezuela arasında suların durulması kolay değil.
ABD özellikle Amerika kıtasında çeşitli yollarla bir çok isim ve rejim değişikliğinin yolunu açtı. Nicedir unutulmaya yüz tutmuştu, Trump’la birlikte bu politika yeniden canlandı. Trump’ın hedefinde sadece Venezuela değil başka ülkeler de var. Küba, İran, Danimarka ve Meksika… Sır falan değil, adlarını vererek hepsini tehdit etmekten geri durmadı. Yapar mı? Maduro örneği var ortada… Ne yazık ki uluslararası camiada tepki ve itirazlar çok zayıf…
Maduro’nun Venezuela’sıyla Türkiye arasında yakın ve sıcak ilişki vardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Kardeşim’ dediği biriydi Maduro… 15 Temmuz kalkışmasında ilk destek mesajı ondan gelmişti. Türkiye’nin Trump’la da ilişkileri iyi… Dışişleri Bakanlığı ve AK Parti sözcüleri ‘Maduro operasyonunu’ yorumlarken yumuşak bir dil ve üslup kullandı. Ve bu yaklaşım iç politikanın gündemi oluverdi. İktidarın zorluğu burada…
Bir çok dengeyi gözetmek zorundasınız. Dilinizin ucuna geleni söyleyemezsiniz. Ankara ‘kardeş’ ile ‘dost’ arasında orta yol seçmeyi yeğledi. Ne kadar başarabildi? Kamuoyu değerlendirecektir.
Bu toz duman arasında AK Parti’nin etkili isimlerinden Bülent Arınç’ın sosyal medyadan verdiği tepki dikkatimi çekti. Bir ‘Maduro dersi’ içeriyordu. “İç cepheyi güçlendirme ve tahkim etme ekmek kadar, su kadar önemli hale gelmiştir” dedi. Ve bunun için söz yerine ‘gereğini yapmaktan’ dem vurdu. Arınç deneyimli bir siyasetçi… Ve gelecek beklentisi yok. Mesajı kendi partisine… Ben önemsedim.
Arınç somut önerilerde bulundu; “Acil yapılması gerekenlerden biri adalet ve hukukun üstünlüğüyle gerekli adımları atmaktır. Cezaevlerindeki siyasi suçluların, fikir ve düşünce suçlularının, gazeteci ve hasta mahkumların bir an evvel özgürlüklerine kavuşmaları gerekmektedir. Ellerine bıçak dahi almamış insanların terör suçlusu olarak gösterilip, yıllara varan cezalar almalarından sarfınazar edilmesi gerekmektedir… AK Parti’nin ilk kurulduğu yıllardaki gibi bir reform hareketine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum”
Arınç’ın bu yöndeki çıkışı yeni değil. Daha önce de benzer mesajlar verdi. Fakat parti yönetiminde pek karşılık bulmadı. Acaba Maduro gelişmesi Arınç’ın söylediklerinin daha anlamlı olmasını sağlar mı? İç cepheyi tahkim etmek somut politikaya dönüşür mü? Eğer AK Parti iktidarı bu yolda adım atmak isterse yapılacaklar belli… Sadece Arınç değil, MHP de adalet ve hukuk reformlarından yana… Bahçeli gerek yazılı gerekse sözlü mesajlarında kaç kez açık açık söyledi.
Aslında AK Parti’nin kuruluş felsefesi ve temel politikaları da ‘hukuk ve adaletin’ öncelenmesini gerektiriyor. Son çıkan yargı paketleri sadece adi suçlulara cezaevlerinin kapısını açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan devletin kendisine karşı işlenen suçları hafifletme veya affetme hakkına sahip olduğunu çok tekrarladı. Vatandaşa karşı işlenen suçlarda devletin yetki kullanmasına karşı olduğunu bilmeyen yok. AK Parti’nin köklerine dönmesinin hukuk ve adalet sorunun çözümüne katkı sağlayacağı aşikar.
Maduro tartışmaları arasında Arınç’ın ‘iç cepheyi tahkim ve adalet’ mesajının ilginç ve isabetli olduğunu düşünüyorum. Umarım Arınç’ın söyledikleri AK Parti’ye ulaşır…























