(The Turkish Post) – ESAT AYTAN
Bazen bir insanın hayatındaki en büyük değişim, aynı sırada oturan, aynı masa da geleceği resmeden, farklı olsa da hayalleri, bu yolculukta duygudaş olan umut arkadaşıyla gelir.
Bir çocuğun hayatını değiştirmek, eğitim hayatında önüne dağ misali ders kitapları yığarak, sayısız test sayfaları çözdürerek veya zamanının büyük bir bölümünde, akademik başarısına odaklanmış ebeveynlerce, hayat çemberine dahil edilmiş kalıp çizimlerle yol alması dayatmasıyla değil; aynı sırada oturan, aynı masa da kendilerine özgü bir eğitim resmeden, aynı koridorlardan geçen, aynı hayalleri kuran bir başka çocuğun ona uzattığı samimi bir el ve gözlerinde, kendisine kendini armağan eden bir çift gözün umududur.
Akran koçluğu; bu duygulardan hareketle, bir elin sıcaklığını, bir çift gözün aydınlığını, geleceğe taşıyan anlamlı bir duygular köprüsüdür.
Bir öğrenci, çoğu zaman kendini en iyi bir öğretmenden değil, kendi yaşındaki birinden anlar. Dünyalarına sığdırdığı tüm gerçeklerin gölgesinde, hayallerine hayat veren renkleriyle kendini ifade eder. Bir tuval üzerinde, farklılıklara dair ayrı bir hayat sunar. Akran koçluğu, duygu ve düşünce dünyasının yansıtılmasında farkındalık oluşturur. “Ben seni anlıyorum” demenin en içten, en gerçek hâlidir. “Ben duygudaşın olarak, seninle birlikte yaşıyorum.” hissiyatının, davranışlarında kendisini gösterdiği en anlamlı halidir. Bu anlayış, sözlerden çok bakışlarda, omuza konan hafif bir elde ve birlikte paylaşılan sessizlikte saklıdır.
Akran koçu, yön gösteren, yola yolcu eden bir rehber değildir. Yön haritalarında, farklı yolların olduğunu keşfettiren, bu yolculuk boyunca kendisine ışık tutan, aynı yolda omuz omuza yürüyen, farklı renkte gözyaşlarına sahip olsalar da, huzurun ilham veren yansımasında, bir tebessümlü çehrede birbirine yakışan suretlerdir. Birbirlerine tavsiye vermeden önce, birbirlerini kalpten hissederler.
Çoğunlukla yaptıkları şey, arkadaşının gözlerine dalıp, iç dünyasında olduğunu hissettirerek ve bu hissiyatı da yaşayarak; “Sen yaparsın” “Sen farklısın” “Seninle yolunda yürümek ne güzel” vb ifadelerle birbirlerini yaşadıklarını, birbirlerine hissettirirler. İşte bu duygular, bu ifadeler, onların içindeki umudu ateşler. Her yeni güne, yeni bir heyecanla yol alırlar. Birbirlerine en zifiri karanlıklarda, kandil olurlar.
Akran koçluğu, bir not yükseltmekten ya da bir ödevi tamamlatmaktan çok daha fazlasıdır. Bir öğrencinin kendini keşfetmesini sağlar. Potansiyelinin farkına varır. İnanmanın, davranışlarında ki değişikliklere etki ettiğine şahitlik eder. İnanç, görünmeyene inanmaktır. Görünmeyenin, kendisine yol alana ne sürprizler hazırladığını ancak inanç sahibi bilir. İnanç birinde yeşerirse, diğerine de baharı getirir. Ve işin güzeli, bu destek sadece o anı değil, öğrencinin tüm hayatını etkiler.
Hayatta, bazen en karanlık anlarımızda, birinin “Ben buradayım” deyişi, güneşin doğmasına vesile olur. Yığınların altında kalakalmış bedenlerimize, bir çift gözün aydınlığında ve bir çift elin sıcaklığında, ruh yeniden kavuşmuş olur. Akran koçluğu da tam olarak budur.
Bir çocuğun içindeki ışığı fark edip, onu yeniden parlatmaktır. Bir tebessümle, bir yaşanmışlıkla, bir dinlemeyle, bir yalnızlığın paylaşılmasıyla, ruhsal gözyaşlarında yaşamakla…
Akran koçluğu, sadece bir eğitim yöntemi olarak değerlendirilmemeli ve özellikle de akademik başarıyla sınırlandırılmış bir resim içerisinde, öğrencinin varlığı bir başkasının fırçasıyla var edilmemelidir. İnsanın insana iyi gelmesinin en saf hâlidir. Çünkü bazen en güçlü ilham, aynı sırayı paylaşan bir arkadaşın yüreğinden gelir. Yaşamak dediğimiz şey ; Yaşadığın dünyanda yağmur yağarken, bir başka dünyaya, gökkuşağı için renk olabilmektir.
























