(The Turkish Post) – EMİR ÇELİK
Faturalar dünyanın her yerinde bir baş belasıdır ama son yıllarda Türkiye’de bu belanın yükü gittikçe ağırlaşıyor, özellikle de cep telefonu faturalarında. Her yıl nisan ve ekim aylarında BTK’nın açıkladığı yeni tarifelerle birlikte artık neredeyse rutin hale gelen bir zam dalgasıyla karşı karşıyayız. Sadece hattınızı açtırıp kapattırmak bile 200 liranın üzerinde bir maliyete dönüştü. Resmi verilere bakıldığında bu artışın enflasyonun bile üzerinde seyrettiği görülüyor.
Rakamlara indiğimizde tablo daha da somutlaşıyor. Şikayet platformlarına yansıyan örneklere bakıldığında, ortalama bir bireysel faturalı hat kullanıcısının aylık ödemesi 600 ila 900 lira bandında seyrediyor; ancak beklenmedik durumlarda bu rakam bir anda bin, iki bin, hatta dört bin liraya kadar fırlayabiliyor. Borç tutarının dört bin iki yüz liradan başlayıp dokuz bin liraya kadar tırmandığı şikayetler de bulunuyor.
Bu tabloyu bir aile ölçeğine taşıdığımızda yük daha da netleşiyor: Anne, baba ve iki çocuktan oluşan, her bireyin kendi hattı olan dört kişilik bir ailede, kişi başı ortalama yedi-sekiz yüz lira üzerinden hesap yapıldığında toplam aylık fatura kolaylıkla üç ila dört bin lira bandına ulaşıyor; bir sorun ya da anlaşmazlık yaşanan aylarda bu rakam çok daha yükseğe çıkabiliyor.
İşin can alıcı noktası şu: Bu artışlar her defasında “5G altyapı yatırımı”, “döviz kuru”, “işletme maliyeti” gibi gerekçelerle meşrulaştırılıyor ama sonuçta faturayı ödeyen, ne bu gerekçelerin telafisini görüyor ne de bazen faturasının neden birdenbire bu kadar yüksek çıktığını anlayabiliyor. Sonuç olarak, konuşmak, mesaj atmak, hatta sadece bir hat sahibi olmak bile artık dört kişilik bir aile için ayda üç-dört bin lirayı bulan ciddi bir bütçe kalemi haline geldi ve bu yük, resmi tarife artışları ile şeffaf olmayan faturalandırma pratiklerinin birleşimiyle sessizce ama kararlılıkla büyümeye devam ediyor.




