(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Her çocuk sevgiye ihtiyaç duyar.
Ama bazı çocuklar sevgiyle değil, aşırı övgünün yarattığı kırılgan bir üstünlük duygusuyla büyür.
Birçok ebeveyn çocuğunun özgüvenli olmasını ister.
Bu nedenle çocuk sık sık şu sözleri duyar:
“Sen herkesten daha özelsin.”
“Sen zaten mükemmelsin.”
“Sen hata yapmazsın.”
Bu sözler çoğu zaman iyi niyetlidir.
Ancak bazen fark edilmeden başka bir sonuç üretir:
Gerçeklikle bağı zayıf bir benlik.
Çocuk yalnızca övgüyle büyüdüğünde önemli bir şey eksik kalır: gerçekçi geri bildirim.
Övgünün Sessiz Yan Etkisi Nedir?
Aşırı övgü ortamında büyüyen çocuk çoğu zaman şu deneyimi yaşar:
Başarıları sürekli büyütülür.
Hataları görmezden gelinir.
Sınırlar belirsizdir.
Eleştirel geri bildirim verilmez.
Bu ortam çocuğun kendini iyi hissetmesini sağlayabilir.
Ama aynı zamanda şu düşüncenin yerleşmesine yol açabilir:
“Ben zaten üstünüm.”
Bu düşünce çocuklukta sorun yaratmayabilir.
Ama hayat genişlediğinde işler değişir.
Gerçek Dünya ile Karşılaşınca Ne Olur?
Çocuk büyüdükçe dünya daha gerçek hale gelir.
Okul başlar.
Arkadaş grupları oluşur.
Rekabet ortaya çıkar.
Ve çocuk şu gerçekle karşılaşır:
Herkes özel değildir.
Herkes üstün değildir.
İşte o anda bir kırılma yaşanabilir.
Çünkü kişi artık yalnızca değerini değil,
üstünlüğünü de savunmak zorundadır.
Benlik Tehdidi Karşısında İnsan Ne Yapar?
Bazı insanlar bu tehditle şu şekilde baş eder:
Başkalarını küçülterek.
Başkalarının başarısını küçümsemek, hataları büyütmek, alaycı bir üstünlük kurmak ya da sürekli karşılaştırma yapmak bu savunmanın yaygın biçimleridir.
Bu davranış çoğu zaman bilinçli bir saldırı değildir.
Daha çok benliği korumaya çalışan bir psikolojik refleks gibidir.
“Kırılgan Üstünlük” Nasıl Ortaya Çıkar?
İlginç olan şudur:
Bu kişiler dışarıdan çoğu zaman oldukça özgüvenli görünür.
Kendinden emin konuşurlar.
Üstünlük vurgusu yaparlar.
Eleştiriyi kolay kabul etmezler.
Ama iç dünyada farklı bir tablo olabilir:
Eleştiriye hassasiyet.
Statü kaybı korkusu.
Rekabet karşısında yoğun tehdit hissi.
Bu nedenle küçümseme çoğu zaman gerçek güçten değil,
kırılgan bir benliği koruma çabasından doğar.
Sorun Sevgi mi, Gerçeklik Eksikliği mi?
Çocukların sevgiye ihtiyacı vardır.
Ama sağlıklı benlik gelişimi için sevginin yanında şu mesajın da olması gerekir:
“Değerlisin.”
“Ve gelişebilirsin.”
Bu iki mesaj birlikte olduğunda benlik dengeli büyür.
Sadece biri olduğunda ise bazen şu yapı ortaya çıkar: kırılgan bir üstünlük hissi.
Ve bu üstünlük hissi çoğu zaman kendini şu şekilde korur:
Başkalarını küçülterek.
Son Söz
Bazen başkalarını küçümseyen kişi güçlü değildir.
Sadece kırılgan bir üstünlüğü ayakta tutmaya çalışıyordur.
Bilimsel Not
Gelişim psikolojisi araştırmaları, ebeveynlerin çocuklarına verdikleri geri bildirimin benlik gelişimi üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu göstermektedir. Çocukların sürekli yüceltilmesi ve gerçekçi geri bildirimden yoksun büyümesi, bazı bireylerde kırılgan narsistik özelliklerin gelişimiyle ilişkilendirilmektedir.
Psikodinamik kuram ise benlik tehdit edildiğinde bireyin başkalarını değersizleştirerek kendi benliğini korumaya çalışabileceğini belirtir. Bu savunma mekanizması psikoloji literatüründe “değer düşürme” (devaluation) olarak tanımlanır.
Kaynaklar
Brummelman, E., Thomaes, S., Nelemans, S., Orobio de Castro, B., Overbeek, G., & Bushman, B. (2015).
Origins of narcissism in children. Proceedings of the National Academy of Sciences.
Kernberg, O. (1975).
Borderline Conditions and Pathological Narcissism.
Morf, C. C., & Rhodewalt, F. (2001).
Unraveling the paradoxes of narcissism. Psychological Inquiry.
Kavramsal Not
Bu yazı zaman zaman narsisizm kavramını çağrıştırabilir. Ancak burada anlatılan mekanizma yalnızca narsisistik kişilik yapılarıyla sınırlı değildir.
Başkalarını küçümseme davranışı çoğu zaman bir kişilik bozukluğundan değil, benlik algısını korumaya yönelik psikolojik savunma süreçlerinden kaynaklanabilir. İnsan zihni tehdit algıladığında kendi değerini koruyabilmek için başkalarının değerini azaltma eğilimi gösterebilir.
Bu nedenle küçümseme davranışı her zaman narsisizmle açıklanmaz; çoğu zaman kırılgan bir benliği korumaya çalışan savunma mekanizması olarak ortaya çıkar.





