(The Turkish Post) – BÜNYAMİN ÜNAL
Bazı insanlar bir ilişkiyi bitirmez.
İlişkiyi bitirirken karşısındakini de yok etmeye çalışır.
Boşanma bazen bir ayrılık değildir.
Bazen bir itibar infazıdır.
Bir taraf gider.
Diğeri hikâyeyi ele geçirir.
Ve anlatı şudur:
“Ben masumdum. O her şeydi.”
Boşanmak Yetmez. Haklı Çıkmak Zorundadır.
Bir ilişki bittiğinde insan iki acıyla karşılaşır:
Kaybettikleriyle ve kendisiyle.
İkinci acı daha tehlikelidir.
Çünkü “Ben de yanlış yaptım” demek,
sadece bir evliliği değil,
bir benlik anlatısını da yıkar.
Bu yüzden zihin şu yolu seçer:
İlişki bitmez — mahkeme kurulur.
Hâkim de sensin.
Savcı da.
Suçlama = Güç Değil, Çöküş Kontrolüdür
Eski eşi acımasızca suçlayan kişi güçlü değildir.
Güçlüymüş gibi görünmeye mecburdur.
Çünkü suçlama şunları yapar:
- Utancı dışarı atar
- Suçluluğu susturur
- Kontrol kaybını telafi eder
“Beni mahvetti” cümlesi bir gerçeği anlatmaz.
Bir çöküşü ayakta tutmaya çalışır.
Yasın Öfkesi mi, Yoksa Kaçış mı?
Ayrılığın ilk günlerinde bu suçlama bir kalkandır.
Çünkü acı çok büyüktür.
Ve insan zihni, yası taşımak için önce öfkeye sığınır.
Bu öfke, ilk başta sağlıklı bir hayatta kalma refleksidir.
Ancak öfke bir durak olmaktan çıkıp eve dönüşürse,
işte o zaman tehlike başlar.
Suçlama geçici bir sığınaktır.
Ama kalıcı bir hapishanedir.
Kurban Hikâyesi Nasıl İnşa Edilir?
Bu hikâye genelde aynıdır:
- Ben seven taraftım
- Ben sabreden taraftım
- Ben fedakârlık yapandım
- O problemliydi
Bu anlatı çok işe yarar.
Çünkü:
- Soru sorulmaz
- Eleştiri durur
- Empati otomatik gelir
Ama bir bedeli vardır.
Bu hikâyede insan kendine bakamaz.
İstisnalar ve Gerçek Ağır Travmalar
Elbette her hikâye simetrik değildir.
Sistematik bir manipülasyon, narsisistik bir istismar,
ya da bir şiddet varsa,
“O beni mahvetti” cümlesi bir yalan değildir.
Yaşanan ağır bir travmanın tescilidir.
Böyle durumlarda “Benim payım neydi?” diye sormak,
kurbana haksızlıktır.
Buradaki tehlike, normal ilişkilerin bitişinde,
zihnin bu travma lügatını bir konfor alanı olarak taklit etmesidir.
Acımasızlığın Gerçek Kaynağı: Psikolojik Savunmalar
Boşanma sırasında görülen o sertlik, öfkeden değil;
aslında derin bir benlik tehdidinden doğar.
Zihin kendini korumak için üç büyük mekanizmayı çalıştırır:
- Yansıtma: Kendi kabul edemediği hataları karşı tarafa yükler.
- Bölme: “Ben tamamen iyi, o tamamen kötü” diyerek dünyayı siyah-beyaza boyar.
- Rasyonalizasyon: Acıyı, mantıklı görünen içi boş gerekçelerle örter.
Ve en derinde utanç fısıldar:
“Beni seçmedi.”
“Ben yetmedim.”
“Beni bıraktı.”
Bu cümleler içeride kalırsa ezer.
Dışarı çıkarsa suçlama olur.
Ve suçlama, en kolay en yakına yönelir.
“O Beni Mahvetti” Cümlesi En Tehlikeli Cümledir
Çünkü bu cümle:
- Acıyı açıklar gibi yapar
- Ama sorumluluğu dondurur
Bu cümleyi sürekli tekrarlayan kişi şunu der:
“Ben artık değişemem, çünkü her şey bana yapıldı.”
Bu bir acı anlatısı değildir.
Bu bir hareketsizlik yeminidir.
En Sessiz Zarar: Kendine Söylenen Yalan
Eski eşi acımasızca suçlayan kişi,
sadece karşı tarafı değil, kendini de kilitler.
Suçlama ne kadar yoğunsa, içgörü o kadar düşüktür.
Çünkü kendine şunu öğretir:
- “Ben hep haklıyım.”
- “Benim payım yok.”
Ve bu cümleler şunu garanti eder:
Aynı hikâye tekrar eder.
Yeni isimlerle.
Yeni yüzlerle.
Aynı sonla.
Gerçek Güç Burada Başlar (Ve Can Yakar)
Psikolojik iyileşme, karşı tarafı zorla aklamadan,
ama kendi payını da inkâr etmeden bakabildiğimiz yerde başlar.
Gerçek güç şu cümlede gizlidir:
“Bu ilişki beni çok yaraladı.
Ama ben de masum değildim.”
Bu cümle konforlu değildir.
Sarsıcıdır, yalnız hissettirir.
Ama özgürleştiricidir.
Çünkü suçlama:
- Acıyı sabitler
Sorumluluk:
- İnsanı hareket ettirir
Son: Her Ayrılık Bir İnfaz Olmak Zorunda Değildir
Bazı insanlar boşanmayı bir zafer gibi anlatır.
Ama zafer anlatıları iyileştirmez.
İyileşme,
hikâyeyi tek taraflı yazmaktan vazgeçtiğimiz yerde başlar.
Ve belki de en zor gerçek şudur:
Birini tamamen suçladığımız yerde,
kendimizi tamamen kaybederiz.






















