(The Turkish Post) – Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye’dir.” sözleriyle askeri hastanelerin açılması gerektiğini söyledi.
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin MHP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmanın satır başları şöyle:
Bölge İstikrarı’nın tesisi adına okyanus ötesi meclisler ile kadim coğrafyalar arasında filizlenen uzlaşı arayışları ve diplomatik köprüler bir yanda bölgemizde sulh ümidini yeşerttirirken, diğer yanda bu barış iklimini baltalamak isteyen, gözü dönmüş şer odaklarının gizli ajandaları sahnede boy göstermektedir. Kimi aktörler bölgenin selameti için masada irade beyan ederken, bölgenin bağrına bir hançer gibi saplanmış Siyonist terör aygıtı, hiçbir kural, utanmazlık ve aymazlığıyla ateşkes mülazalarını pervasızca çiğnemekte.
Bugün küresel güvenlik sahnesinde perdeler feci bir hercümeşle aralandığında, halkaları kanlı bir esaret zinciri ortaya çıkmaktadır. Karadeniz’de sural durulmamış, Orta Doğu’da barış hilali her parlayacak gibi olduğunda kriz odakları ortama yeni bir barut kokusu sindirmiştir. ABD ve İran arasında müzakere kapılarının aralanması, Hürmüz’de güvenli geçiş ve sahada ateşin susturulması arayışları daha önce de belirttiğimiz üzere dikkatle takip ettiğimiz gelişmelerdir. Ancak siyonist vahşetin mutabakatı tanımayan bombaları sahada hunharca konuşmaya devam etmiştir. Rusya ile Ukrayna arasında süregelen çatışma iklimi aradan geçen zamana rağmen bölgesel istikrarın önündeki en büyük kırılma hattı olarak varlığını korumaktadır.
Böyle bir dönemde Ankara’da yapılacak NATO zirvesi, Türkiye’nin jeopolitik öneminin etkin ve caydırıcı kudretle donaltılmış şanlı ordusunun, dünyaya örnek olan savunma sanayisinin arkasında engel bırakmayan diplomatik ağırlığının dünya sahnesindeki karşılığını gösterecek mühim bir faaliyettir. Cumhur İttifakı ile tahkim edilen devlet aklı da bu zirvede krizleri okuyan, tehditleri gören, fırsatları tartan ve Türkiye’nin haklı tezlerini dünyaya haykıran, stratejik iradesiyle bir kez daha kendisini gösterecektir. Ancak sözü evirip çevirmeden açıksa söylemek lazımdır: NATO, Türkiye için ne bir biat senedi ne de kayıtsız şartsız boyun eğilecek bir emir komuta merkezidir.
TÜRK KARA KUVVETLERİNE ÖVGÜ
Türkiye 1952 yılından beri NATO’ya yalnızca denizlerini, limanlarını, üstlerini ve jeopolitik mevkini değil, Metehan’dan bugüne uzanan muharebe sanadının tüm inceliklerini, alnı kınalı Mehmetçiğimizin kanıyla mühürlenmiş 3000 yıllık köklü askeri geleneğini ve kadim devlet nizamı ile terbiyesini de kazandırmıştır. Bu büyük askeri hafızanın en eski, en sağlam ve müessir sütunu ise hiç kuşkusuz Türk kara kuvvetlerimizdir.
Değerli milletvekillerim, Türk ordusu Karadeniz’in kilidini muhafaza eden Boğazlar’daki tarihi hükümdarlığımızdan Doğu Akdeniz ve Adalar Denizi’ndeki varlığımıza, Aksaz’dan İncirliye’ye kadar uzanan stratejik üst ve liman ekosistemlerimize denk NATO’nun bölgesel planlarını ayakta tutan ve kağıt üzerinde kalmasını engelleyen jeopolitik omurgadır. Türkiye, NATO haritasında ittifakın güneydoğu kanadını ayakta tutan temel kaldıraçtır.
NATO’NUN YIKILMAZ KALESİ
Soğuk savaşın o kasvetli ve tehdit dolu yıllarında da Türkiye NATO’nun yıkılmaz kalesi vazifesini görmüştür. Kuzeyden esen Sovyet yayılmacılığına karşı boğazlarımıza hakim olan milli egemenliğimiz ittifakın başlıca can simidi olmuştur. Balkanlar’da mazlum Bosna’nın kanayan yarasına merhem olan Kosova’nın burçlarına emniyet ve istikrar sancağı diken Türk askeri Afganistan’da Kabil’in güvenliğinden en çetin eğitim ve danışmanlık faaliyetlerine kadar her alanda en ağır, en çetrefilli sorumlulukları tereddüt etmeksizin üstlenmiştir.
NATO zirvesi bakımından Türkiye, ittifakın geçmişini, bugününü ve muhtemel yarınını muazzam bir senteze ulaştıracak, ittifakın yarınlarının yeniden biçimlendirilmesinde baş rol üstlenecektir. Bugün NATO yeni bir dönemin başındadır. Türkiye içi boş dosya koymamıştır. Türkiye’nin muazzam askeri kudreti ve savunma sanayindeki şahlanışı muhakkak surette denklemin tam kalbindedir. Ankara’yı hesaba katmadan NATO bünyesinde ittifak hesabına yol almaya çalışmak kaygan zeminde gözleri kapatıp ilerlemeye benzer. Muzaffer Türk ordusunun asırlık tecrübesini, Türk savunma sanayinin dünyayı şaşkına çeviren üretim kudretini ve Türkiye’nin sarsılmaz jeopolitik ağırlığını dışarıda bırakan her denklem eksik kalmaya ve çökmeye mahkum olacaktır.
Gözbebeklerimiz Roketsan’ın, Aselsan’ın, Havelsan’ın, TUSAŞ’ın, Milli Savunma Bakanlığımızın himayelerinde omuzladığı bu muazzam milli hamle Türkiye ‘nin devasa bir savunma iklimini kurduğunu dosta ve düşmana ilan etmektedir. Ancak etkin, etkili ve sarsılmaz bir caycırıcılık aracılığıyla donatılmış Türk ordumuzun gerçek kudreti yalnız silahlarımızın menziliyle değil, füzelerimizin hızıyla tanklarımızın zırhıyla yahut gemilerimizin tonajıyla ölçülemez.
Gerçek kudretimiz harp meydanında, hudut boylarında, vatan müdafası yaparken yaralanan Mehmetçiğimize ne kadar hızlı ve disiplinle çelikleşmiş bir sağlık ordusuyla müdahale edebildiğimiz de doğru orantılıdır. Bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye’dir. Bu durum şanlı ordumuzun büyüklüğü ve hareket kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır.
ASKERİ HASTANE ÇAĞRISI
Gerçek kudretimiz harp meydanında, hudut boylarında, vatan müdafası yaparken yaralanan Mehmetçiğimize ne kadar hızlı ve disiplinle çelikleşmiş bir sağlık ordusuyla müdahale edebildiğimiz de doğru orantılıdır. Bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye’dir. Bu durum şanlı ordumuzun büyüklüğü ve hareket kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır. Askeri hastanelerinin yeniden açılması ve ordu bünyesine kazandırılması meselesi hayati değerdedir. Çünkü askeri tıp, askeri iklimin görev koşullarının, operasyon psikolojisini askeri disiplin düzenini ve sevk zincirinin içinde barındıran özel alandır.





















